Talak suresi 4, ateistlerin iddia ettiği gibi mi?

 

Ateistlerin, İslam’la ilgili saldırı konularından biri de Talak suresinin 4. Ayeti ile ilgili…

İslam, güya daha “adet bile görmemiş” küçük kızların evlendirilmesine izin veriyormuş…!

Konuyu detaylarıyla inceleyelim… Bakalım gerçekler öyle mi?

Öncelikle iddet süresi, kadının boşandıktan sonra yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken süreye denir…

Sizce, kadın eşinden boşandıktan sonra “iddet süresinin bitmesini” nerede bekleyecek?

Günümüzde kadın boşandıktan sonra ya ailesinin yanına, ya da ayrı bir eve çıkar… Bazen de  kadın evinde yaşamaya devam eder, eşi başka bir eve taşınır… Talak suresinin 1. ayeti bana bu noktada çok ilginç geliyor…

Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun. Apaçık bir hayâsızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.“

Düşünebiliyor musunuz, eşler boşanıyor ve iddet süresince cinsel ilişkiye girmeden aynı evde yaşamaya devam ediyorlar…

Ayrıca ayette “evlerinden” tanımı da oldukça dikkat çekici… Ev, kadına ait olsa zaten evinden çıkma gibi bir durum söz konusu olmaz… Demek ki söz konusu ev kocasının olmasına rağmen, iddet süresi içinde hala “kadının evi”…

Bir önceki yazımda hatırlarsanız peygamberimizin eşleri ile yaşadığı ailevi sıkıntıdan bahsetmiştim… Bu durumda Ahzab suresinin 28,29 ayetleri nazil olmuştu… Eşlerine “gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzellikle serbest bırakayım.” demişti efendimiz…

Peygamber efendimizin yaşamı bize zaten örnek… Ama Allah, Bakara 229. ayette bir kez daha uyarıyor müminleri  …

“(Dönüş yapılabilecek) boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da güzellikle bırakmaktır.” Bakara 229

Günümüzde boşanan eşler, neredeyse kanlı bıçaklı ayrılıyorlar… Nerede kaldı “güzellikle” ayrılabilmek ya da boşandıktan sonra aynı evde yaşamaya bir süre daha devam edebilmek…

Ayetler, boşanmanın nasıl olması gerektiği konusunda “insani” bir yol çiziyor…

  1. Eşlere boşanma bedelleri verilecek…
  2. Güzellikle serbest bırakılacak…
  3. Boşanma sırasında, evlerinden “zorla” çıkartılıp, kapının önüne koyulmayacak…

Aslında aynı evde yaşamaya devam edilmesi, evliliğin tekrar kurtarılmasını sağlayabilmek için de bir şans… İddet süresi içinde eşler tekrar barışabilirler…

Kimileri iddet süresinin, kadının “hamile olup olmadığının anlaşılması için” olduğunu sanıyorlar… Oysa bir kadının hamile olup olmadığı ilk âdetinde anlaşılabilir… Bu durumda üç ay boyunca iddet süresini neden beklesin? Demek ki iddet süresini beklemenin, hamilelikle ilgisi yok…

Peki nedir sebep? Ayetin son cümlesinde açıklanmış;

Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.”

Kadının iddet süresi beklendi, sonunda ne olacak?

Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun yahut onlardan güzelce ayrılın.Talak suresi 2

Dikkat ederseniz Allah, kadının incitilmemesi için erkeklere hep uyarıda bulunuyor… “güzellikle davranın…”

Gelelim ateistlerin iddialarına… Talak suresinin 4. ayeti içinde geçen ve koyu renkle işaretlediğim ifade,  iddialarının delili!

Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.”

Burada ki yanlış anlaşılmaya sebep, bazı meallerde ayetin anlamının “henüz adet görmeyenler” olarak çevrilmesi… Oysa;

“Arapçada “lem = لم” edatı dili ve mişli geçmiş zamanın olumsuzu (cahd-i mutlak), “lemmâ = لما” edatı ise şimdiki bitmiş zamanın olumsuzunu (cahd-i müstağrak) ifade etmek için kullanılır. Dolayısıyla “henüz” anlamını “lem” değil “lemmâedatı verir.
“lemmâ = لما” edatı başına geldiği muzari fiilin zamanını geçmişe, anlamını olumsuza çevirir. Fiilin henüz olmadığı ama olmasının beklendiği anlamını kazandırır.
Bize göre “lem yahıdne = لم يحضن ” ile kastedilen “mümteddetü’t-tuhr” (temizlik hali uzayıp giden) denilen ve hayzı bir kaç yıl uzayabilen kadınlardır. Ayet bu kadınların durumunu düzenlemektedir. Aksi halde bu durumda olan bir kadının boşandıktan sonra iddetinin bitmesi ve kocasının evinde geçireceği zaman seneler sürebilir.” http://www.suleymaniyevakfi.org/kutsanan-gelenek-ve-kuran/kur%E2%80%99an-ve-gelenege-gore-kucuklerin-evlendirilmesi-meselesi.html#_ftn43

Ayette “lemma” ifadesi geçmiyor… Yani “henüz” gibi bir ifade yok… Birçok İslam alimi de çevirilerinde bu sebeple “henüz” kelimesini ya kullan-ma-mış ya da ayette olmadığını belirtmek için bu kelimeyi parantez içinde kullanmış…

Talak suresi 4. ayette koyu renkle işaretlediğim “adet görmemiş kadınlar” ifadesini ateistler şu şekilde dillendiriyorlar : “ömrü boyunca adet görmeyen kadın mı olur, varsa da milyonda birdir, burada adet bile görmemiş küçük kız çocuklarından bahsedilmektedir, demek ki islam küçük yaşta kız çocuklarının evlendirilmesine izin veriyor”…

Her konuda olduğu gibi, kadınlarla ilgili bir konuda da en doğrusu, konuyu uzmanından dinlemek… Bakalım “adetten kesilmediği” halde, uzun süreli “adet görmeyen” hanımlar var mı?

“Adet kanaması, genellikle kadın doğum yaptıktan sonra 8-16. haftalar arasında yeniden başlar ama biraz önce de belirttiğim gibi kanama emzirmeye devam ediliyorsa büyük oranda gecikir. Bebek yalnız anne sütü ile besleniyorsa, genellikle ilk 6 ayda adetlerin başlaması veya başlar ise de düzenli olması beklenmez. Bu durumda telaşlanmamalısınız, zamanla kanamalarınız düzene girecektir. Bazen 18 aya kadar başlamayabilir. Hiç emzirmeyen annelerde ise adet kanaması, doğumdan sonraki 4-8. haftalarda başlar.” http://www.annebebek.com.tr/bebek/detay/id/195

Konuyu internette, “doğum sonrası âdetin gecikmesi” diye aratırsanız, bu konunun forumlarda paylaşıldığını, hatta bazı hanımların adet olamama süresi bir yılı geçtiği için ciddi ciddi endişelendikleri de okuyabilirsiniz…

Şimdi bu durumda olan yani  doğumdan sonra âdeti gecikmiş bir kadın, boşanıyor olsa iddet süresi ne olacak?

Talak suresinin 4. ayetinde göre değerlendirdiğimizde,

*Adetten kesilmiş yani menopoza girmiş değil…

*Hamile de değil.

* İşte ayetin “Adet görmeyenler” kısmı, bu hanımları tarif ediyor…

Ateistler, akıllarını “olumsuz rivayetlerle” gölgelemeye devam ettikçe, kalplerinin önüne perdeler çektikçe, asıl olanı görmemeye devam edecekler ne yazık ki…

Bu konuda daha detay bilgi için  “Hz AİŞE validemizin evlilik yaşına bakılarak, kız çocukları evlendirilir mi?” yazıma bakabilirsiniz…

***”Lem” ve “Lemmâ” edatları ile “Lemmâ”nın “Henüz” anlamı için bak.
Muhammed Zihni el-Muktedab. 357-8, Zerkeşi el-Burhan,”Lemma”, 4/382

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Talak suresi 4, ateistlerin iddia ettiği gibi mi? için 7 cevap

  1. salih der ki:

    İki arkadaş sohbet ederken, biri diğerine aniden yumruk atmış. Yumruğu yiyen, kızgın bir şekilde doğrulmuş ve çenesini ovuşturarak sormuş:

    – Ne oldu be adam, ne güzel sohbet ediyorduk. Durup dururken niye yumruk attın?

    – Bana ördek dediğin için.

    – Yahu nereden çıkartıyorsun? Ben sana ördek demedim…

    – Evet, açıkça ördek demedin ama hava bulutlu dedin. Hava bulutlu olunca ne olur? Yağmur yağar. Yağmur yağınca ne olur; su birikintisi… Su birikintisinde de ördekler yüzer. O halde havanın bulutlu olduğunu söylemekle, sen bana ördek dedin!
    Mevcut fıkradaki bu saldırgan adam ateist mi dersiniz?

  2. birol der ki:

    Çok güzel açıklamışsınız, böyle bir soru gelirse ki gelecek. Bu şekilde cevaplamaya çalışırız.

  3. Kaan der ki:

    Bu konuda haklısınız. Ayetin tamamını okumadan , sadece baş tarafını alıp (henüz ilavesi bile yapılmasa) adet görmemiş küçük kızlarla evlenebilirsiniz gibi bir anlam çıkıyor. Ama öyle değil tabii.

    Hadi ateistler yanılıyor, yine de böyle anlam çıkartan din adamları (!) niye var peki ? Mesele dindar olup olmama değil, mesele insan olabilmekte…..

    Saygılarımla,

    • Merve der ki:

      1.Bu konuda haklısınız. Ayetin tamamını okumadan , sadece baş tarafını alıp (henüz ilavesi bile yapılmasa) adet görmemiş küçük kızlarla evlenebilirsiniz gibi bir anlam çıkıyor. Ama öyle değil tabii.” demişsiniz..

      Evet öyle değil.

      Şu yazımda yer alan ayetleri de inceleyin…
      http://www.mervece.com/hz-aise-validemizin-evlilik-yasina-bakilarak-kiz-cocuklari-evlendirilir-mi/

      Kur’an –ı Kerim’i bütün olarak araştırmalısınız … ( Bu yazının altında uygar beyle yaptığım yazışmaları da okumanızı rica edeceğim)

      2.“Hadi ateistler yanılıyor, yine de böyle anlam çıkartan din adamları (!) niye var peki ?” diye sormuşsunuz..

      Bir kere de şunu sorgulayın.

      Bu iddiada bulunan din adamlarının delili nedir ?

      Siz; ibn-i kesir, elmalı, diyanet tefsirlerinin hepsinin aynı olduğunu, alimlerin bütün ayetlere aynı manayı verdiklerini sanıyorsunuz.

      Oysa aynı şeyleri yazıyor olsalardı tefsirler farklı isimlerde yayınlanmazlardı. ( İbn-i kesir tefsiri, elmalı tefsiri, diyanet tefsiri gibi )

      Din adamlarının hiç biri “peygamber “ değil. Yanlış yapmaları mümkün olan kişiler. Zaten kendilerinin de “biz asla yanlış yapmayız” gibi bir iddiaları yok.

      Bu konuyu başka bir örnek üzerinden izah etmeye çalışayım…

      Mesela “Bankaların verdiği promosyonu almak caiz mi ?” sorusu çok sorulan bir soru….

      “Caizdir” diyen alim de var, “caiz değildir” diyen de..

      Bu noktada bir Müslüman nasıl karar verecek ?

      Alimlerin “delili” nedir ? Bu sorunun cevabını araştıracak ve (nefsini bir kenara bırakarak) kararını verecek.

      Allah, Kur’an ı Kerimde her insana aklını kullanmasını öğütlemiştir.

      Akıl , dini sorumluluğun ön şartıdır. Akıl sağlığı olmayanın dini sorumluluğu da yoktur.

      Kısacası mesele insan olabilmekte değil, aklı kullanabilmekte

      saygılarımla.

  4. Kaan der ki:

    Wikipedia bu konuda diyor ki:
    ” İnsan (taksonomik adıyla Homo sapiens – Latince “akıllı insan” veya “bilen insan”), Homo cinsi içerisindeki yaşayan tek canlı türü. Anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına 50.000 yıl önce kavuşmuştur.
    Dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine sahiptir. Bu yetenekleri Dünya’daki diğer türlerden farklı olarak kullanış amacı geniş araç-gereç yapımına imkan sağlamıştır. Kendisinin farkında olması, rasyonelliği ve zekası gibi yüksek seviyede düşünmesini sağlayan özellikler insanı “insan” yapan nitelikler olarak sayılmaktadır” şeklinde özetler insanı. Yani insan olmayı neye bağlamış, belli……..
    Kısaca ; mesele dindar olmak değil, insan olabilmek veyahut aklını kullanabilmek….

    Saygılarımla,

    • Merve der ki:

      “Kendisinin farkında olması, rasyonelliği ve zekası gibi yüksek seviyede düşünmesini sağlayan özellikler insanı “insan” yapan nitelikler olarak sayılmaktadır”

      Bunu biliyorsanız,

      “Böyle anlam çıkartan din adamları (!) niye var peki ” diye neden sordunuz ??

      (Not: Evrimle ilgili “Hani tanrı ölmüştü” adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim. Edindiğiniz bilgilerin doğruluğunu sorgulayın lütfen Kaan bey )

      Saygılarımla.

  5. merakli der ki:

    Herkesin kendisine gore dogru oldugunu savundugu bir düşüncesi var ama tek dogru var o da Kurani Kerim dir eger aklini kullanabilen insanlar varsa o kutsal kitabi okur ve dogruyu bulurr…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.