Neden Kur’an İkra ayeti ile başlamıyor? Kur’an değiştirilmiş midir?

 

 

Kur’an ın, Hz Osman tarafından değiştirildiğini iddia edenler var… peki, iddialarında ne derece “mantık” lılar?

Sanırım hiç kimse, Hz Osman’ı Müslüman ol-ma-makla suçlayamaz… Osman (ra), Peygamber efendimizin İslamiyetle ilgili bütün mücadelesinde yanında olmuştur… Bedir savaşı hariç,  bütün savaşlarda savaşmıştır…

Hz Ali efendimiz gibi, Hz Osman da peygamber efendimizin kızlarıyla evlenebilme ve peygamberimizin damadı olabilme şerefine nail olmuştur… (Daha önce de belirtmiştim… Peygamber efendimizin kızlarından sadece Fatma (ra) adı biliniyor diye… Oysa Rukiye (ra) ve Ümmü Gülsüm (ra) da var…

Hz Osman ilk önce Rukiye (ra) ile evlenmiş, o ölünce peygamber efendimiz (as) ın diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir… Ümmü Gülsüm( ra),  Mekke’nin  fethinden sonra vefat etmiştir… Hatta Peygamber efendimizden bir yıl önce öldüğünü söyleyen kaynaklar vardır… Neden Fatma validemiz adı bu kadar ön plana çıkmış olabilir… sanırım bir arkadaşımın bu konuda ki tespiti doğru… Hz Alinin eşi olduğu ve şia kaynakları ağırlıklı ondan bahsettiği için…  )

Bizzat peygamber efendimizin hanesinde bulunmuş, İslam’ın bütün aşamalarını yaşamış olan Hz osman’ın,  aşağıdaki ayetlerden bihaber olması beklenebilir mi?

“Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) “İşittik ve karşı geldik”, “dinle, dinlemez olası”, “râinâ” derler. Eğer onlar “İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar”. nisa 46

“Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever”. Maide 13

“Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.” Bakara 75

Sadece Osman(ra )değil, bu uyarıların muhatabı olan ashabın, Kur’an ın kelimelerini değiştirmeye cüret edebileceğini düşünebiliyor musunuz?

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için İddialar ve bu iddialara cevaplar şeklinde ilerleyelim…

1.       Kur’an tahta, düz taş, bez, hurma lifleri üzerine yazılıyordu…

“O günkü Hicaz bölgesi uygarlık alanında gelişmiş ve okuma-yazma araç gereçleri yaygın olarak kullanılan ülkelere komşu olan ve kendi içinde de bu ülkelerden göç etmiş okur-yazar, ellerinde kitaplar olan insanları barındıran canlı, geniş kapsamlı bir ticari dinamizm yaşayan bir bölgedir.

Kur’an’da Hicazlıların hayat biçimleri, yaşayışları, uygarlıkları, ellerindeki üretim araçları ayrıntılı biçimde tasvir edilir. Bütün bunlar Hicaz’ın da (göreceli olarak) yüksek düzeyde bir uygarlık düzeyine, ileri üretim araçlarına, okuma yazma gereçlerine, okur- yazarlığın oldukça yaygın olduğuna tanıklık etmektedir.

Böyle bir toplumda yazım gereçlerinin, yazıların tedvinini kolaylaştırıcı araçların bulunmaması ve Kur’an’ın ancak kemik parçaları, hurma dalları ve tahta parçaları üzerine yazılmış olması akıl ve mantığa sığmıyor.

Kaldı ki Kur’an-ı Kerim birkaç kez ‘kırtas=kâğıt’ kelimesini kullanmıştır. (Mesela bkz. Enam/7, 91). (rak=ince deri, kelimesini de kullanır. Bkz. 52 Tûr/3).

Bu da kâğıdın bir yazım gereci olarak bilindiğinin, kullanıldığının açık delilidir.” (…) Aynı şekilde Kur’an, birkaç kez ‘suhuf=sayfalar’ kelimesini kullanmıştır. (Mesela bkz. Abese/13-14, A’la/18-19, Müddessir/52). Hiç kimse, sözü edilen ilkel yazım gereçleri için sahife kelimesini kullanmamıştır. Tam tersine, kolay taşınan, kolayca dürülen, birbirine kolaylıkla eklenen malum yazım gereçleri, yani kâğıt türünden sayfalar için bu kelimeler kullanılır” (Muhammed Hamidullah, Kur’an-ı Kerim Tarihi, 68-69, Beyan Yayınları. İstanbul 2000. Kur’an’ın Hz. Peygamberin sağlığında vahiy kâtiplerine yazdırıldığı, ayet ve surelerin düzenlemesinin yapıldığı, ezberlendiği, dosya veya tomar şeklinde oluşturulduğuna ilişkin geniş bilgi için bkz. Age. 76–92)*** Prof.Dr.İbrahim Sarmış-Siyeri Farklı Okumak Kitabının Kur’an’ın Toplanması Bölümünün Değerlendirilmesi

2.     Kur’an’ı kaç hafız ezbere biliyordu?

Ateistler bu konuda Buhari’den aldıkları 3 hadisle, Kur’an ı  ezbere bilen kişilerin azlığını anlatmaya çalışırlar…(bu arada şimdi siz de fark edeceksiniz ki, sadece Buhari’nin kitabında yazıldığı için her şey doğru kabul edilemez.)

Bu üç hadiste de Kur’an ı ezbere bilen dört kişiden bahsedilir… Ama her hadis de, bu dörtlünün adı nedense değişir… İsimleri numaralandırırsak,  Kur’an ı ezbere  bilen sayısı toplamda 7 olur!

Amr Îbnu’l-Ass anlatıyor: Peygamberin “Kur’an’ı dört kişiden alın; 1-Abdullah İbn Mes’ud’dan, 2-Salim’den, 3-Muaz’dan ve 4-Übeyy İbn Kab’den” dediğini işittim. (Buhari, Fadailu’l-Kur’an 8.)

“Muhammed öldüğü zaman Kur’an’ı bütünüyle ezberlemiş olan dört kişi vardı. 5-Ebu’d-Derdâ, (yukarıda ki hadis de 3-)Mu-âz İbn Cebel,  6-Zeyd ibn Sabit ve 7- Ebû Zeyd.” (Buharı, e’s-Sahih, Kitabu Menakıbi’l Ensâr /17, s.229

Malik oğlu Enes’e; “Pey­gamber döneminde Kur’an’ı tümüyle ezberleyenler kimlerdir?” diye sordum. Şu karşılığı verdi:

‘Dört kişi. Tümü de Medineli. 4-Übeyy İbn Ka’b, 3-Muâz ibn Cebel, 6-Zeyd ibn Sabit ve 7-Ebu Zeyd (Buhari a.g.e, Müslim 2465. hadis.)

Peygamber efendimizin döneminde sadece dört kişi  Kur’an kerim ezbere bilecek! Eğer öyle olsaydı, bu dört kişi sadece 3 hadisle mi rivayet edilirdi…

Biz bu dört kişinin adını, dört halife kadar net bilmez miydik?

Aynı hadis kitabında bu sefer farklı bir rivayet;

Buhârî, İbn Şihab tarikiyle şunu nakleder:” Zeyd b. Sabit(r.a), demiştir ki: Yemâme savaşında pek çok hafız sahabenin şehid edilmesi üzerine Hz. Ebû Bekir (r.a), beni çağırttı….”

Dini konuları araştırmaya başladığınızda enteresan bilgilere ulaşıyorsunuz… Ateist siteleri ne yapıyor biliyor musunuz?  Sadece bu konuda değil  bir çok konuda, Buhari kitabından işine gelen hadisleri topluyorlar… Alt alta sıralayıp bunlarla Kur’an ın ayetlerine abuk sabuk anlamlar veriyorlar… Sonra bir alim çıkıpta doğruları anlatmaya başladığında “vayyy sen de kimsin, koskoca Buhari den daha mı iyi biliyorsun diye kafa tutuyorlar”

Oysa diğer İslam alimin de gene “Buhari’den” aldığı kaynaklarla kitaplarını oluşturduğunu bilmiyorlar…

İşte siz de görüyorsunuz… Aynı kitapta hem dört kişi ezbere bilen deniliyor, hem pek çok hafız öldü deniliyor…!

Dilimizin Türkçe olmasına rağmen her sene ülkemizde binlerle ifade edilen hafız yetişiyor… Ana dili Arapça olan bir toplulukta bu sayının çok daha kolay artması beklenir…

Hele de peygamber efendimizin as ve ashabının , islamın yaygınlaşmasını amaç edindiğini düşünürsek  sayının bu kadarla kalması  düşünülemez…

Ayrıca Kur’an ın öğretilmesi noktasındaki Allahın emirlerini bildiren ayetleri ve Bedir harbinden sonra 10 Müslümana okuma –yazma öğreten her esirin serbest bırakılma emrini veren peygamber efendimiz as tutumunu da göz önüne alırsak, yukarıda ki dört hafız sayısının tutarsızlığı daha net anlaşılacaktır…

“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez”. Maide 67

“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik”. Nahl suresi 44

3.    Kur’an peygamber efendimiz zamanından sonra toplanmış, kitap haline getirilmiştir iddiası…

Bu konuda;

A)  “Öncelikle şunu belirtelim ki, Hz. Peygamber kendine gelen vahiyleri yazdırmış ve bunları kendi evinde muhafaza etmiştir. Aslında bu yazdırma işinin hem Mekke hem de Medine dönemine ait olduğunu burada belirtmek gerekir. Kısaca bu delillerden bazılarını zikretmek istiyorum.

      1. Kur’an-ı Kerim,  Medine’ye hicret edilmeden önce yazılmaya başlanmıştır. Zira Furkan suresinin 5. ayetinde Kur’an’ın yazıldığı anlaşılmaktadır. Ayette bu durum şöyle ifade edilmek­tedir:

Dediler ki, evvelkilerin masalları, onları yazdırmış sabah akşam onlar kendisine okunuyor“.Burada dikkatimizi çeken bir kelime vardır.

Bu kelime iktetebe dir. Bunun anlamları arasında bir kişiye yazı yazdırmak da vardır. Dolayısıyla o günün müşrikleri karşı çıkarken Kur’an’ı, Hz. Peygamber’in vahy olarak değil kendiliğinden yazdırdığı iddiasını bize yansıtmaktadır.

Demek ki Kur’an müşriklere yazılı bir metinden de tebliğ edilmektedir ki, bu türlü bir ifade yer almıştır. Burada şunu sorabiliriz.

Çok zor şartlarda yaşayan Müslümanlar Mekke’de bunu yazdıklarına göre, durumları daha iyi bir düzeyde olan Medine’de Kuran’ın yazımına daha bir önem vermeleri gerekmez mi?

2. Hz. Peygamber’in, Benden Kur’an’dan başka bir şey yazmayın” emri.  Bu sözün gerçekten çok önemli bir yönü vardır.

 3. Bera’nın Nisa suresinin 93. ayetinin yazımı ile ilgili olarak Resulullah’ın;Bana Zeyd’i çağır, okka, levha ve ketif veya ketif ve okka da getirsin” dediği ve sonra da devamla ayeti yazın şeklinde talimat verdiğini nakletmesi.

Bu olay Medine’de geçmektedir. Zira biz biliyoruz ki Nisa suresi Medeni surelerdendir. Dolayısıyla Hz. Peygamber, inen ayetleri Medine döneminde de yazdırmaktadır.

 4. Hz. Ömer’in Müslüman oluşu ile ilgili olarak anlatılan olayda, onun enişte ve kız kardeşinin evlerinde Kur’an’ın yazılı bir metinden okudukları haberi ki burada Habbab İbn Eret’in Taha ve Kuvviret surelerini yazılı metinlerden öğrettiği ve okuttuğu rivayeti vardır.

5. Akabe’de, Resulullah’la görüşen ve İslam Dini’ne giren Rafı’ İbn Zureki’ye Hz. Peygamber’in o güne kadar inmiş ayetlerin yazılı bulunduğu bir Kur’an nüshası vermesi.

 6. Resulullah’ın hem Mekke ve hem de Medine’de özel katiplerinin bulunması ki bunların sayısı yaklaşık olarak kırk kadardır. Bu katiplerin Kur’an ayetlerini yazdıklarını anlatan olaylar…

7. Bazı sahabilerin Peygamber’in sağlığında onun izni ile kendilerine birer nüsha Kur’an yazmaları. Bunlar içerisinde en meşhurları Abdullah İbn Abbas, Abdullah İbn Mes’ud, Ubey İbn Ka’b’dır. Ama başka sahabiler de bulunmaktadır.

8. Hz. Peygamber’in vefatında Hz. Ebu Bekrin onun evinde Kur’an’ın yazılı belgelerini tomar halinde bulup bir iple bağlayıp adeta koruma altına alması meselesi…

 9. Peygamber’e bir sure indirildiğinde katiplerden birini çağırtır ve ona:

Bu ayetleri içerisinde şu şu hususların anlatıldığı surenin içerisine koy”, derdi, şeklindeki rivayetler.

Bunlar Kur’an’ın tamamının Hz. Peygamber zamanında, onun emri ile yazıldığı ve muhafaza edildiğini ortaya koyan delillerden bazılarıdır.  Kur’an’ın tamamı, Hz. Peygamber zamanında yazılmıştır.”   Prof. Dr. Ömer Dumlu

B) Prof. Dr. İbrahim Sarmış ise , bu konudaki  rivayetlerin mantıksızlığını şöyle sıralar;

Peygamber 23 yılda parça parça gelen vahiyleri yazdırmadan ve bir düzene koymadan! Arap saçı veya metin yığını gibi bırakarak namazlarda ve namaz dışında okumuş, okutmuş,

ashabı da kitaptan başka her şeye benzeyen bu dağınık malzemeleri rastgele dinlemiş, okumuş, ezberlemiş

ve Kur’an bu şekilde bir enkaz yığını halinde iken Peygamber göçüp gitmiş,

sonra savaşlarda hafızdan çok kişinin ölmesi üzerine Ömer bu enkaz yığını olan Kur’an parçalarını bir araya getirmeyi akıl etmiş ve vahiy son bulmuş iken Ebu Bekir ve Zeyd b.Sabit nedense bu dağınık vahiyleri bir araya getirmeye yanaşmamış da Ömer nihayet ikisini ikna edebilmiş

ve Kur’an derlenip toplanarak kaybolmaktan kurtulabilmiş,

Peygamber zamanında Kur’an’ın yazılmadığı ve derlenmediği söylemine karşın, “diğer sahabenin ellerindeki farklı Mushaf derlemeleri zaman içinde–nasıl yok olduysa-yok olmuş”,

bu arada ayetlerden bazısını keçi-tavuk yemiş,

toplama komisyonuna ayetleri yazdıran her raviden iki şahit istendiği halde Tevbe/28 veya Ahzab/23 ayetleri ancak Huzeyme b.Sabit’in yanında bulunabildiği için ona torpil geçilerek ve Peygamber buna alet edilerek tek başına şahitliği kabul edilmiş,

böylece her iki ayet kaybolmaktan ve Kur’an’a eklenmemekten kıl payı kurtulmuş,

fakat bütün bunlara karşın-hangi ayetlerin eksik bırakıldığı ve sonradan nasıl ve kim tarafından fark edildiği, bunların ayet olarak nasıl kabul edildiği belli olmadığı halde- şükür ki “eksik bırakılan ve sonradan fark edilen birtakım ayetler Hz. Osman döneminde yapılan çoğaltma sırasında ilave edilmiş”, Prof.Dr.İbrahim Sarmış-Siyeri Farklı Okumak Kitabının Kur’an’ın Toplanması Bölümünün Değerlendirilmesi 

Ne yazık ki bazı ilahiyat profösörlerinin kitaplarında da bu rivayetler yer bulabilmiş… Keçi yemişmiş… Yani sırf hadis kitaplarında yer alıyor diye böyle saçma sapan şeylere inanacakmıyız…

Kur an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” Hicr suresi 9. ayetle Kur’an ı koruyacağını bildirmiş yaratan… Bu konuda bu kadar net bir ayet varken, sanki ashab-ı kerim,  Kur’an ı korumuş gibi anlamlar çıkartmak doğru mudur?

Bu  yüzden Kur’an ın sayfalarını keçiler yiyip yok edemez, ashabta eklemeler yapamaz… Sıradan bir kitaptan değil, Allah’ın koruyacağını bildirdiği bir kitapdan bahsediyoruz…

İbrahim sarmış’ın güzel tespitleriyle devam edelim….

“Şüphesiz Kur’an, insanların istediği zaman ekleme, çıkarma veya değiştirme yapabilecekleri bir çalışma kitabı değildir. Vahyini emanet ettiği ve insanlara harfiyen tebliğ etmesini istediği Hz. Muhammed için;

 “Eğer bizim adımıza bazı sözler uyduracak olursa kesinlikle onun elini kolunu koparır, şah damarını keseriz, hiçbiriniz de onu elimizden kurtaramazsınız”( Hakka 69/44-47)

buyuran Allah, kitabını, birilerinin iddia ettiği gibi Ebu Bekr’in, Ömer’in, Osman’ın veya bir başkasının değiştirme ve tahriflerine herhalde açık bırakacak değildi.

Allah, kitabını sahipsiz ve korumasız bırakacak olmadığı gibi gerektiğinde canları da dâhil her şeylerini uğrunda feda eden ashabın kendisi de şu veya bu şekilde Kur’an’ın bozulmasına veya tahrif edilmesine göz yumacak değildi.

Ne olursa olsun, Kur’an’ın Allah’ın insanlığa son mesajı olması nedeniyle onun tarafından korunduğu

Şüphesiz Zikr’i/Kitabı biz indirdik, onun koruyucusu elbette biziz.” (Hicr 15/9),

“Sana biz okutacağız ve asla unutmayacaksın.” (Ala 87/6) gibi ayetlerle sabittir.

BUGÜNE KADAR KUR’AN’IN BİR SÛRESİNİN VEYA TÜMÜNÜN BENZERİ YAPILAMADIĞI GİBİ, SÛRELERİNİ VEYA TÜMÜNÜ BOZMAK VE DEĞİŞTİRMEK DE MÜMKÜN DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ ALLAH’IN İNSANLIĞA EVRENSEL SON MESAJI OLUP KORUMASI ALTINDADIR.”Prof.Dr.İbrahim Sarmış-Kuran’ın korunmuşluğunu rivayetlerin gölgelemesi

4- Hz Osman zamanında yapılan nedir?

Kur’an-ı Kerim ‘in, Kureyş lehçesiyle çoğaltılmasıdır…4, 5,7 nüsha çoğaltıldığı söylenir…

Muhammed b. Lütfi es-Sabbağ kitabında Doğubilimci  Mayer’in şu sözüne yer verir:”Osman’ın cem ettiği Mushaf, elden ele herhangi bir tahrif söz konusu olmadan bize kadar gelmiştir.

Zira birbirleri ile ihtilaflı olan farklı İslam ülkelerinde tekbir Kur’an bulunur. ” (Lemehat fi Ulumi’l-Kur’an. s. 124.)

Gerçekten çok güzel bir tespit… Bugün farklı mezhepler yaşayan, sırf bu sebeple birbirleriyle savaşan  İslam toplumlarında bile  tek bir Kur’an ın olması gerçek bir mucizedir…

5. Hz Ali’nin kendisine has Mushaf ı (Kur’an ) farklıydı iddiası…

Bazı şia kaynakları, Hz Ali’nin elinde bulunan mushafta, peygamber efendimizin ölümünden sonra halifeliğin Hz Ali ye geçmesi gerektiğini söyleyen ayetlerin bulunduğu ama bunları Hz Osman’ın Kur’andan çıkardığı söylerler…

–       Hz Osman zaten halife olmuş… Yönetimin idaresi onda… Şura’da alınan kararla yani çoğunluğun verdiği oy ile seçilmiş… Seçilmeden böyle bir şey yapsa belki iddia mantıklı olurdu… Ama zaten halife olan biri bunu Kur’an dan niye çıkarsın?

Ayrıca böyle bir değişikliği Hz Osman dan önce Hz Ebubekir in yapması gerekirdi… Fakat onun zamanıyla ilgili böyle bir iddia yoktur…

“Hilafetin Ali’ye gelinceye kadar ashabın hilafet meselesinde bunları gündeme getirmemesi, iddia edilen tahrifin kesinlikle olmadığının delilidir. Çünkü:

a- Osman zamanında İslam o kadar yayılmıştır ki kendisinin veya kendisinden daha güçlü birinin ondan bir şey eksiltmesi mümkün değildir.

b- Yaptığı iddia edilen tahrif, kendisinin veya ondan öncekilerin yönetimi ile ilgili olmayan ayetlerde ise, sebepsiz yere yapılmış olur. Bununla ilgili ayetlerde ise, böyle bir şeyin olmadığı kesindir. Çünkü Kur’an böyle bir şeyi içererek insanlar arasında yayılsaydı, hilafet Osman’a kadar gelmezdi.

c- Kur’an’ı tahrif etmiş olsaydı, katiller onu öldürürken, beytulmala ilk iki halifeden farklı davrandığı ve benzeri gerekçeler yerine, daha büyük bir gerekçe olarak bunu ileri sürerlerdi.

d- Osman’dan sonra halife olan Ali’nin, Kur’an’ı, Rasulullah ve ilk iki halife zamanında okunduğu şekline çevirmesi gerekirdi ki bundan dolayı kimse de onu eleştirmez, aksine amacına ulaşması ve Osman’ın kan davasını güdenlere karşı üstünlük sağlaması için bu kendisine daha büyük bir dayanak olurdu.” (Ebu’l-Kasım el-Hûî, age 216 )

“Nitekim Hz Ali,  Osman’ın yaptığı ikta’ları geri çevirerek “Allaha yemin ederim, aldığı mal ile kadınlarla evlendiğini ve cariyeler edindiğini görsem bile onu alandan geri alırım. Çünkü adalette genişlik, haksızlıkta darlık vardır”(Nehcu’l-Belağa) demiştir.

Mal konusunda bu şekilde davranan Ali, acaba Kur’an tahrif edilmiş olsaydı nasıl davranırdı? Böyle bir şey yapmadığı ve önceki Kur’an’ı zamanında da aynen koruması, Kur’an’da tahrifin ol-ma-dığını gösterir.” Prof.Dr.İbrahim Sarmış-Kuran’ın korunmuşluğunu rivayetlerin gölgelemesi

6. Peygamber efendimize inen ilk ayet “ikra” olmasına rağmen neden Kur’an bu ayet ile başlamıyor?

İnkâr edenler: Kur’an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk. Furkan suresi, 32

Biz onu, Kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık; ve onu peyderpey indirdik. İsra suresi, 106

Ayetlerde Kur’an ın neden parça parça indirildiği açıklanmış… Kalbe iyice yerleşmesi için… Doğal olarak ashab ve günümüz Müslümanları içinde aynı durum söz konusu…

İkra, peygamber efendimiz as inen ilk ayettir…  Ancak Kur’an ın muhatabı bütün insanlardır…  Parça parça inen ayetlerin nereye yerleştirileceğini  Allah takdir etmiş ise,  “neden  Kur’an ikra ayeti ile başlamıyor diye sorulması” mantıksızdır….

Kaldı ki,  matematik öğretmeni olacak birine ilk hitapla, matematik öğrencisine  ilk hitap neden aynı olsun ki…

Zaten bu fark Peygamber efendimiz ibadetlerinde de açıkça anlaşılır. Örneğin gece ibadeti peygamber efendimiz as farz iken, Müslümanlara farz kılın-ma-mıştır…

Neden ikra ayetiyle değil de, Fatiha suresiyle başladığının hikmetini bizler bilemeyiz… O Allahın takdiri…

İkra ayeti Kur’an da hiç yer almayabilirdi de… Zaten Kur’an ın içinde yer alan bir ayeti, şurada olsaydı burada olsaydı diye eleştirmek doğru değil bence…

Bunu savunan ateistler sanki İkra  ilk ayet olsaydı Kur’an a inanacaklar mıydı diye düşünmüyor da değilim …

Durumu güzel bir örnekle özetleyecek olursak;

“ Bir insanın bütün organları beraber büyüyor ve gelişiyor. İşte Allah’ın Kelamı olan Kuran-ı Kerim de bu şekilde farklı ama mucize bir metotla tanzim ve tertip edilmiştir.”

 

 

 

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Neden Kur’an İkra ayeti ile başlamıyor? Kur’an değiştirilmiş midir? için 3 cevap

  1. Sefa der ki:

    Merak ettiğm bi konuydu , güzel yazı olmuş 🙂

  2. Ferda Yamanoğlu der ki:

    Selamünaleyküm Merve kardeşim.Yazılarımı yayınladığın için ALLAH razı olsun.Kuranda Peygamber Efendimiz ve eşleriyle ilgili neden bu kadar çok ayet var,diye düşünürdüm.Sonradan ALLAH’ın onu ayetlerle koruduğunu anladım.Onun yıpratılması Kuranın yıpratılması olacaktı.Ayetler.Peygamberimizle yüksek sesle konuşulmasını,evine izinsiz girilmesini ,ölümünden sonra eşleriyle evlenilmesini yasaklar.Hz Ayşeye atılan iftirada bildirilmiştir.Delide olmadığı yazılmıştır.Bu ayetler,diğer müslümanlarada ders verir.Yani ayetler,hem koruma hemde ders ve bilgi verme amaçlıdır.Ben böyle düşünüyorum.Bu önemli konuda sizden bir sayfa yapmanızı bekliyorum.Yanılıyorsam düzeltmenizi beklerim.Birde ,ALLAH söz vermeye çok önem veriyor.İsra-34,Maide-1.Nahl-91 ve Saf Suresi-2,3 Ayetler bu konuyla ilgili.Bir sayfada bu konuya ayırırsanız sevinirim.Saygılarımla.

  3. Merve der ki:

    Kur’an ı Peygamber efendimiz düzenlemiştir…demişsiniz ki”fakat başka türülü tarihsel bilgiler var “.. nerede bu kaynaklar? neden farklılıklar var… Eğer içinizde bu konuyu çözümlemek isterseniz, mutlaka ve mutlaka Hz Osman’ın şehit edilmesiyle ile başlayan islam Taihini, mezheplerin doğuşunu araştırmanız gerekir… Şia kaynakları farlı anlatır, sünni kaynaklar farklı anlatır…

    Daha biz Osmanlı dönemine ait “tarihsel süreci” bile çözüleyebilmiş değiliz… Yakın tarihte ülke yönetiminde bulunanlar kimine göre vatan haini, kimine göre değil… Yakın Tarihten bahsediyorum… Her iki tarafın elinde de tarihsel kayıtlar var güya!

    tarih, ne yazık ki, yorumlayana göre değişir… görmek isteyen ne görmek istiyorsa onu anlatır…

    Tıpkı evrime inananların senelerdir, cilalı taş, yontma taş gibi zamanlar uydurması gibi… ve artık yanıldıklarını onlar da söylüyor…

    Onun için tarihsel sürece! bakarak, Kur’an ın tasnifi hakkında hüküm vermek yanlış olur…

    Kur’an, ne bilime ne tarihsel verilere, ne de diğer kutsal kitaplara bakılarak yorumlanmalı…

    Kur’an, çözümleri kendi içinde inclenmesi gereken bir kitap… Örneğin, matematikte integral konusunu anlamak için, edebiyat kitabına bakılabilir mi?

    Allah, hiç bir mucizeyi yarım bırakmamıştır…Allah’ın verdiği görevi tamamlamadan da hiç bir peygamber vefat etmemiştir…

    Kur’an, Rabbimin takdir ettiği son haliyle bize ulaşmıştır değerli Figen kardeşim…

    Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez”. Maide 67

    “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik”. Nahl suresi 44

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.