Yetiş ŞEYHim demek ŞİRK midir?

Okyanusta ilerleyen  bir  gemide, çok zengin ve değerli bir işadamı aniden rahatsızlanır.

Gemideki doktorlar işadamına hemen müdahale ederler …

Muayene sonucunda eşine, işadamının durumunun kritik olduğunu ve hiç bir şekilde kımıldatılmaması gerektiğini söylerler.

Ancak adamın eşi doktorlara inanmaz. Ülkesinin önde gelen ünlü doktorlarından birinin hemen getirtilmesini   ister.

Ambulans uçakla, beklenen doktor gemiye indirilir.  Ama o da yaptığı muayenede adamın kımıldatılmaması gerektiğini özellikle uçakla yapılacak bir yolculuğun onun için çok tehlikeli olacağını söyler.

O da diğer doktorlar gibi,işadamının eşine ” dua etmekten başka yapacak bir şey yok” der.

Dua kelimesini duyunca,  kadının aklına bir anda, ettiği her duanın gerçekleşmesi ile ün salmış,  “şeyhi” gelir.

Bir müjde almış gibi sevinçle Şeyhim,  diyerek telefonla şeyhini arar.

Olanları anlatır. “el aman şeyhim , dua edin Rabbime , “himmet” gösterinde eşim iyileşsin” der.

O sırada okyanusun havası da bir anda değişir…  Rüzgar hızını arttırmaya başlar.

Gemide ki sarsılmalar hızlanır. İşadamının  derdinde olan herkes  bu defa kendi derdine düşer.

Eşi de korkmaya başlar ve o sıradaki şeyhine durumu aktarır.  “Aman şeyhim himmet edin… Daha öncekilere gösterdiğiniz gibi “keramet” gösterin, bizi de kurtarın… Gemimiz su almaya başladı”… der

Ve  telefon bağlantısı da kesilir. Kadın “şeyhim, şeyhim diyerek ,  dizlerinin üstüne çöker”

Rüzgarsa,  kesilmek bir yana,  şiddetini daha da arttırmıştır.

Zenginliği de, şeyhi de durumunu kurtaramamıştır.

Çaresiz bir şekilde “Allahım affet, seni unuttum. .. Yoluna aracılar koydum… Şimdi seni bana unutturan ne zenginliğim bana fayda veriyor, ne de kapısında senin için el pençe divan durduğum aracılar… Oysa sen bana şah damarımdan daha yakındın…  ne yazık ki bunu anlamam için ölüme yakın olmam gerekiyormuş…  Affet beni Rabbim… Eğer kurtulursam hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, sana söz veriyorum” diye dua eder….

Samimiyetle yapılan bu duadan sonra rüzgarın hızı yavaş yavaş azalmaya başlar. ..

Gemidekiler rahat bir nefes alır ve gemi en yakın limana sağ salim ulaşır…

Kıyıya varınca kadının telefonu çalar … Telefondaki şeyhidir….

Kadın sevinç içinde: “Kurtulduk şeyhim, duanız ile kurtulduk” der …

Gazeteciler , röportaj yapabilmek için kıyıya doluşmuştur….

Bütün mikrofonlar kadına doğru uzatılır… Herkes, kadının ağzından çıkacak cevaba kilitlenmiştir…

“Şeyhimle konuştuktan sonra bir anda hava sakinleşti, herkes şahit, inanılmazdı… bizi okyanusta bile yalnız bırakmadı… Şeyhimin, himmetini, kerametini  burada da hissettik , bir de eşimin  şuanda yaşamasına sebep olan doktorlara  teşekkür ederim” der  ve evine gider.

Uydurduğum bir hikaye… Gerçek hayatta, benzer olaylar yaşanır mı? evet…

Şeyhler, keramet gösterir mi? hayır…

Yetiş Şeyhim demek, şirk midir?

Aşağıdaki ayetlerden ne anlıyorsanız, sorunun cevabı da odur bence…

De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? (O zaman) O’na gizli gizli yalvararak “Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız” diye dua edersiniz.

De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi ALLAH kurtarır. Sonra siz yine O’na ortak koşarsınız. (En’am suresi; 63,64)

Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah’a halis kılarak: “Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar.

Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatının menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.       (Yunus suresi;22,23)

(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve YALNIZ SENDEN MEDET UMARIZ . Fatiha suresi;5)

 

Bu yazı Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yetiş ŞEYHim demek ŞİRK midir? için 13 cevap

  1. Müslüm der ki:

    Bize şah damarımzdan daha yakın olduğunu söyleyen bir rabbimiz varken aracı koymaya çalışmak oruç baba türbelerine gitmek ve ordan bişeyler istemek elbetteki şirkin alâsıdır,zaten Mekke’li müşriklerin tapmış oldukları putların geçmişine bakarsanız bunu daha kolay anlarsınız,o putlar o halkın geçmişte gerçekte yaşamış kahramanları önce türbelerini ziyaret sonrada putlaştırmak ve sonuç olarak ALLAH ı unutup onlara tapınmak olmuş,ALLAH bütün din kardeşlerimizi gizli ve açık şirklerden korusun….

  2. salih der ki:

    Peki Allah (cc) neden aracı olarak Hz Muhammed’i (SAV) göndermiş…İslamı gönüllere yerleştiremezmiydi. biraz önce Hekimoğlu İsmailin Namaz kılmakta zorlanma manasına gelen bir yazısını okudum…Orda aracı neden gerekiyor anlatılmış Tevafuk diyorlardı galiba…Neyse Hanımefendi arayışlarınız, düşünceleriniz, koşuşturmanız ”eğer samimi iseniz, ki ben öyle olduğunuzu düşündüğüm için yazıyorum tüm bunları” her türlü övgüye layıktır. Siteniz güzel, ama aklınızdaki sorulara cevap arıyorsunuz..Ben bi düsturu sizle paylaşayım:
    Alla’a (cc) nasıl kul olmanız lazım geliyorsa, öyle kul olun; O size ne bilmeniz gerekiyorsa öğretir. Kim Allah a (cc)1 adım atmışta; Allah (cc) o kişiye yetişmemiş…
    Bu sorularınıza İlahiyatçıdan, cemaatçiden,tarikatçiden,şundan,bundan cevap alamazsınız…Siz samimi olun Allah (cc) gerekeni yapar… Bende 20 yıl önce artık ilim irfan zamanı tarikata ne gerek diyordum; Şimdi 20-30 kur’an mealinin yapıldığı ve çeviriye bile hemen hepsinin farklı anlamlar yükleyebildiğini görünce MuhafazanAllah diyorum.Artık ahir zamandır herkes farklı bir yol tutturmuş, hepside haklıyız diyor…
    Konu ile ilgili ayet:
    Dinlerini parça parça edip ayrı ayrı gruplara ayrılanlarla senin hiçbir alakan yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O, kendilerine ne yaptıklarını haber verir.(En’am 159)
    Bir Ayet daha;
    Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.(Rum 31-32)
    Bu parça parça ortamda Allah’a samimiyetle (ihlas ve tava ile) yakarmamız gerekiyor..
    Hangisinin haklı olduğunu Allah (cc) bilir. İnşallah doğru yola erişir ve ordan ayrılmayız…Dua ile kalın

  3. salih der ki:

    Ha bu arada! Ben kendime sufiyim demem ama; sufilerin yolundayım diyebilirim herhalde…

    • Merve der ki:

      Salih bey, bende sizin samimiyetinize inanarak size şunu söyleyebilirim… Kafanız epey karışık…
      Çünkü yorumlarınıza baktığım da,
      -“Bu sorularınıza İlahiyatçıdan, cemaatçiden,tarikatçiden,şundan,bundan cevap alamazsınız…” demişsiniz…
      – Sonra “.Artık ahir zamandır herkes farklı bir yol tutturmuş, hepside haklıyız diyor…
      Konu ile ilgili ayet:
      Dinlerini parça parça edip ayrı ayrı gruplara ayrılanlarla senin hiçbir alakan yoktur.” demişsiniz…
      -Sonra “her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir” ayetini vermişsiniz…
      ve
      – en sonda da “Ben kendime sufiyim demem ama; sufilerin yolundayım diyebilirim herhalde…”

      Bu mantık önermeleriyle bu sonuca nasıl ulaştınız, şaşırmamak mümkün değil…
      onca madde sıraladıktan sonra, “sufilerin yolundayım “demek anlamlı mı?

      Yani size göre “İlahiyatçıdan, cemaatçiden,tarikatçiden,şundan,bundan cevap alamam” ama, SUFİlerden alırım…

      ayrıca “Sufi ” demekle, “ayrı bir gurubu” tarif ediyor olmuyor musunuz?

      ve en önemlisi
      “Artık ahir zamandır herkes farklı bir yol tutturmuş, hepside haklıyız diyor…” derken, herkesin farklı yol tutturmasını eleştirirken, sufi leri ayrı tutuyor ve yalnızca SUFİlerin doğru yolda olduğunu mu iddia ediyorsunuz…

      “Sufi”lerin mutlak doğru olduğuna deliliniz nedir?
      Verdiğiniz ayetlerle, kendiniz çelişmiyorsunuz?

      Elbetteki hatasız olduğumu iddia etmiyorum…

      Ama kendime böyle bir paye vermediğim gibi, peygamberler hariç hiç kimseye de “hatasızlık” payesi vermiyorum…

  4. salih der ki:

    hanımefendi yazdıklarım ilk başta çelişir gibi görünüyor haklısınız…Bu size son yazımdır..Lütfen dikkatle okuyun…Sizin haliniz günümüzün avrupalılarının hali gibidir…Onlar müslümanlara bakıp İslamı kötü görüyorlar…Sizde cemaate ve tarikata bakıp bu ne hal diyorsunuz… (yine yanlış anlamayın lütfen ,Yoksa islamı kötü görmüyorsunuz…Sadece avrupalıların haline benziyor haliniz) ben İlahiyatçıdan, cemaatçiden,tarikatçiden,şundan,bundan cevap alamazsınız…” derken bunu kast ettim..Yani bunlar günümüz müslümanları bunlardan avrupadaki nasıl bir şey almıyor aksine yanlış anlıyorsa sizin içinde öyledir. benim için de öyle…Şimdi siz tarikatları şeyhleri eleştiriyorsunuz isim verin hangisiyse yazın..uzun uzun yazma kaabiliyetiniz çok iyi…burdada uzun yazın, ama isim verin…hangi cemaat hangi şeyh hangi mürid ne yapmış…siz bi şeyh, 2 tanede mürid , 3 şakird görüp tüm kurumu eleştiriyorsunuz bu olmaz. ashab-ı suffayı nereye koyacaksınız…bunlar burda neyin eğitimini aldılar.
    ben size yine İlahiyatçıdan, cemaatçiden,tarikatçiden,şundan,bundan cevap alamazsınız…diyorum…cevabı babayiğit olun (Allah’a nasıl bir kul olmanız lazım geliyorsa öyle kul olun) Allah ve Resulünden almaya çalışın…Allah kendine geleni boş göndermez…diyorum burda birkaç kez yazdım..son kez yine yazmış olayım,
    bir kuran ayetinin 30 çeşit meali var çoğu birbirine benzemiyor..Kuranı değil meali yazanları eleştirelim…siz Kuranı eleştiriyorsunuz demiyorum ama durumunuz öyle yapan birine benziyor…Adam diyor ki bir değil tüm şeyhleriniz karşıma çıksın….Bana ne yapabilirler…Bu Ebu cehil mantığıdır. O da Resulullaha (SAV) hani söylediğin azap nerde ? varsa getir karşıma diyordu? Böyle olmaz ….Bunu İlahiyat Profesörleri yapıyor..Şimdi bu adama nasıl gülmeyelim yada eleştirmeyelim…

    Tekrar yazıyorum Sitenizdeki yazılarınızın bir kısmı gerçekten güzel,bir kısmında biraz kafa karışıklıkları var gibi geldi…
    Kendimi katmasam iyi olurdu ama madem yazmış bulundum…o zaman söyleyeyim; Ben bu kısa dünya hayatında, Allah’a (cc) hep dua ederek yürüyorum Senin rızanın dışında bir yola çıkartma beni diye… Yoksa ben yaptığım herşey doğrudur demem…Sufileri anlamak isterseniz o zaman özle uğraşacaksınız..yok onla konuştum şunu dedi bunu dinledim öbürünü söyledi…işiniz uzar..Ama ben nefsim için eleştirir gezerim derseniz, yollar bitmez..daha uzun süre gezer ve yazarsınız ..
    selam ve dua ile

    • Muhammed der ki:

      Salih Bey,
      Allah kimin doğru yolda olduğunu kimin de olmadığını Kuran’da açık ve detaylı bir şekilde anlatmıştır. Her Allah yolundayım diyen Allah’ın tarif ettiği yolda olmayabilir.
      Allah’ın dosdoğru yolu resullerine vahiy olarak tanımladığı ve içinde ŞİRK’in olmadığı yoldur. Nisa suresi 48. ve 116. ayetleri dikkatli okuyup buradan yola çıkarsanız belki bazı şeyleri daha iyi kavrar ve içinde bulunduğunuz netsizlikten kurtulabilirsiniz.

      Selam

  5. salih der ki:

    Size değil hiç kimseye ebu cehil demem; ben bir mantıktan bahsettim..Bir yaklaşımdan…
    O nedenle helal etmeyecek bir hakkınız olamaz…İnsanlar bi yolda yürümek zorundalar….Bu kadar cemaat, tarikat, mezhep ondan var….Ben sadece diyorum ki Allah(cc) insanı sirat-ı müstakimde yaşatsın. Onu bulmanın yoluda Allah’a (cc) nasıl kul olmak lazımsa öyle yaşamaktan geçer. Allah (cc) iyi insanı bir gün doğru yola mutlaka iletir.Bir yolda gidecek herkes.gitmek zorunda…Niyet iyiyse akıbet hayırlı olur….
    Hatalı yazmışsınız ama Allah (CC) yazdırmış demek ki;
    “Sufi”lerin mutlak doğru olduğuna deliliniz nedir?
    Verdiğiniz ayetlerle, kendiniz çelişmiyorsunuz?
    Ben her rastladığınız ritüel, yol,iş doğrudur demiyorum,Allahın (CC) rızası hangisindedir ona bakın diyorum…
    1-Üstelik Sufiliğin yanlış olduğunu siz delillendireceksiniz?
    2-Ashab-ı suffa Hz. Peygamberin (cc) Batın eğitimi verdiği kişilerdi içlerinde çok zengin sahabiler de vardı..öyle bir dost bir post değil…Takva yolu onlardan gelir.Onlar zamanında tarikat olamaz çünkü kaynağı zaten onlardır.Onlar örnek almaz örnek alınır..

    Size akıl hocalığı yapanlar Kutupta namaz nasıl kılınırla uğraşacaklarına, Allah için namaz nasıl kılınır onunla uğraşsınlar…Madem farkındasınız yazayım yine onlardan biri ”Eyüp Sultanın İstanbulda olduğunu, kabrinin eyüpte olduğunu nerden biliyorsunuz demişti”

    Siz biat ettiklerinizle yetinin, bende biat ettiğimle..

  6. Ferda Yamanoğlu der ki:

    Selamünaleyküm.Ben ne tarikatlara karşıyım,nede cemaatlere.Ancak ,müslümanları yanlış yönlendirenlere karşıyım.Ülkede darülharp olduğu için faiz serbest diyen,banka kurup tefecilik yapan ve faiz ayetlerini iptal etmeye çalışan çok sayıda din adamı ve cemaat mevcut.
    Tabiki bunlara karşı çıkan az sayıda cemaat ve din adamıda var.
    Peki ALLAH’ın yerine ölmüş şeyhinden yardım dileyenlere,onlarla rabıta adı altında irtibat kurmaya çalışanlara ne demeli?Bunlar şirk değilmidir?
    Yunus suresi 101.Ayet ,akıllarını kullanmayanlar üzerine ALLAH’ın pislik yağdırdığını yazıyor.Sahte tarikat ve din adamlarına karşı uyanık olalım.
    Bakara-8(İnsanlardan öyleleri vardırki,biz ALLAHA ve Ahiret gününe iman ettik,derler.Oysa inanmış değillerdir.)
    Bakara-9(ALLAH’I ve iman edenleri aldatırlar,oysa onlar sadece kendilerini aldattıklarını bilmiyorlar.)

  7. Elif der ki:

    Kardeşim,yazılarınızı okurum gerçekten güzel yazılarınız var fakat bu yazıda yaptığınız sizin Kur’anın bir kısmını alıp bir kısmını göz ardı etmektir.

    Meded dilemek, yardım istemek demektir. Her türlü yardımın kaynağı ve başvurulacak mercii Allahu Tealadır. Allahu Tealadan başkasından yardım dilemek söz konusu olamaz. Tasavvufta Hz. Peygamber, şeyh veya benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad, doğrudan onların şahıslarından bir talab demek değildir. Belki onların indi ilahideki itibar ve derecelerinden yararlanmak için bir tevessüldür.

    Nasıl ki göz ile eşya arasına, gözlükler giriyor. Kulak ile seslerin arasına duyma cihazları giriyor. Ve bunlar vasıta olarak, gözleri ve kulakları avam olanların, daha iyi görmesini ve işitmesini temin ediyor ise;

    Aynen öylede, aklı ve kalbi avam olanların, hakikatlerle aralarına vasıflı ve ehil insanların girmeleri onların marifetlerini ve faziletlerini artırır ve inkişaf ettirir. Manevi hayatlar nizam ve intizam altına girer. Çünkü avam-ı nas çıplak hakikatleri göremezler ve idrak edemezler. Ancak vasıtalarla hakikatleri algılayabilirler

    Fakat her şeyin istisnası ve su-i istimali olduğu gibi; vasıtalar da zamanla deforme olmuş, yanlış kullanılmış ve çirkin örnekleri maalesef zamanımıza kadar gelmiştir. Bunların düzeltilmesi ve nizama sokulması veya tadil edilmesi icab ederken vasıtalık müessesesini toptan ve kotken yıpratmak ve inkâr etmek vicdana sığmaz.

    “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve salihlerle beraber olun.” (Tevbe/119)

    “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve ona yaklaşmaya vesile arayın. Onun yolunda mücadele edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide/35)

    “Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir mürşid) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).” (Rahman/33)

    Buyrunuz son ayetin tefsiri için: http://www.kurantefsiri.com/kuran_tefsiri/rahman/rahman_suresi_tefsiri.aspx?ayet=33

    Selam ve dua ile..

    • Merve der ki:

      Elif kardeşim,
      Öncelikle değerli yorumlarınız için teşekkür ederim…

      Yorumunuzda bana “fakat bu yazıda yaptığınız sizin Kur’anın bir kısmını alıp bir kısmını göz ardı etmektir.” demişsiniz. Dediğin gibi olmaktan Allah’ sığınırım…

      Sanırım bu hayatta vasıta olarak gördüğünüz ve çok sevdiğiniz insanlar var… Onun için bu konuya “duygusal” yaklaşmışsınız… Bu noktada benim çok sevdiğim bir sözü siznle de paylaşmak isterim… “Hakkın hatırını muhafaza etmek için başka hatırlara bakılmaz.”

      ““Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve salihlerle beraber olun.” (Tevbe/119)” Ayette bahsedilen salih kimseler kimler? Samimi müminler tabiki… Samimiyetine inandığınız bir müminin sohbetini dnlemeniz, ondan feyz almanız başka bir şey, duanızı onu “vesile ederek” yapmanız “bambaşka” bir şey..

      “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve ona yaklaşmaya vesile arayın. Onun yolunda mücadele edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide/35)
      Elif kardeşim, “Allah’ın ayetlerini” bana delil gösteriyorsun…
      ve verdiğin Ayet…burada anlatılan vesileler sadaka, namaz,oruç gibi ibadetler mi, şeyh mi? Tabiki ibadetler… lütfen yapma…

      ve verdiğiniz son ayet… Rahman 33 için verdiğiniz meal yorumu… Sizden ricam http://www.kuranmeali.org/55/rahman_suresi/33.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx bu ayeti oluşturan kelimlere ve ayetin diğer yorumlarına bakmanız… O zaman gerçeği göreceğinizi umud ediyorum…

      Bu yazımın altında yayınladığım videoları da izlemeni tavsiye ederim… http://www.mervece.com/bu-tarikattakiler-kesin-cennetlik/

      “Yoksa onlar Allah’tan başka dostlar mı edindiler? Oysa asıl dost Allah’tır. Ölüleri diriltecek olan da O’dur. O’nun her şeye gücü yeter.” Şura suresi 9

      Saygılarımla…

      Saygılarımla…

    • Direnç der ki:

      “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve salihlerle beraber olun.” (Tevbe/119)

      ” Allahtan korkan, dorğru, dürüst insanlarla beraber olun, çevrenizdeki insanlar bu kişilerden oluşsun, yalancı ,zinakar, yoldan çıkmış larla olmayın anlamındaki bu ayette salihleri ara sokarak dua edin diye bir anlam içerdiğini nereden çıkardınız?”

      “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve ona yaklaşmaya vesile arayın. Onun yolunda mücadele edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide/35)

      “Allaha yaklaşmak için vesile’yi şeyh olarakmı nitelendirdiniz?

      Ey iman edenler! Sabır göstererek ve namazı vesile kılarak Allah’tan yardım dileyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle bereberdir. Bakara/153
      Namaz gibi Allahın verdiği emirleri yerine getirmek ve bu tarzı ameller vesiledir. Şeyhlere okunup üflenmek değil.”

      “Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir mürşid) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).” (Rahman/33)

      “Buradaki sultan kelimesini sanırım Şeyhinize bağladınız yine, bunun aslı sultan değil üstün bir güç manasındadır kaldıki sultan olsa idi eğer bu Şeyh değil Peygamber olurdu”

      Biraz mantık ile bunu net bir şekilde kavrayabilirsiniz, peygamber döneminde bu tarz vakaların izine rastlanmazten bunların ortaya sonradan çıkması sizleri biraz düşünmeye sevk etmeli…

  8. yasir der ki:

    KEHF–109 – Deki: “Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile.”

    KEHF–110 – De ki: “Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.”
    ==========================================================

    Öncelikle yazınız için sizi tebrik ediyorum…
    Yüce Yaradan-ALLAH-RAHMAN-RAB,,, Kef süresinde açıklamışki kendisi sonsuzdur bizim alğımızın çok çok üstündedir…Kulu ve Resülü Muhammet Peygamberimize dahi sen sadece müjdeci ve uyarıcısın kimsenin üzerine vekil değilsin ve kiseyi doğru yola iletemssin ancak ben dilersem doğruya iletirim diye buyuruyor RABBİMİZ..

    Peygamberler yaşarken dahi yetişemezken, şimdiki ölmüş veya yaşayan şehler-şıhlar nasıl yetişsin?

    Kuran deryasından çıkarmış olduğum bu ayetler sadece bir damladır, akılını kullanan ve düşünen yokmudur…

    Her şeyleri yaradan-yaşatan-öldüren ve öldürdükten sonra diriltecek olan RAB’ten başka yardımcı-veli-dost yoktur,,,Melekler-peygamberler-insanlar-cinler ve diğerleri ALLAH’ın yarattığı kullarıdır ve ALLAH’a hiç bir şey ortak değildir…

    ======================================================

    ZUMER – 41–(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.

    EN’ÂM – 107-Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.

    ==========================================================

    BAKARA–48 – Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz.

    BAKARA–123 – Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir taraftan yardım da görmezler.

    BAKARA–254 – Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdir.

    EN’AM–50 – De ki: “Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”

    EN’AM–51 – Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur’an’la uyar. Onlar için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah’tan korkarlar.

    EN’AM–70 – Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah’tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur’ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır.

    EN’AM–71 – De ki: “Biz Allah’ı bırakıp da bize fayda veya zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları halde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri ahmak gibi mi olalım?”. De ki: “Allah’ın gösterdiği yol, yegane doğru yoldur. Bize, bütün âlemlerin Rabb’ine teslim olmamız emrolundu”.

    EN’AM–94 – Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz, size verdiğimiz herşeyi arkanızda bıraktınız. Allah’ın size göre ortağı olduklarını iddia ederek yardımlarına, şefaatlarına güvendiğiniz ortakları yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiş, güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.

    SECDE–4 – Allah O’dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O’ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?

    YUNUS–3 – Rabbiniz o Allah’dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?

    YUNUS–18 – Allah’ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve “Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki, “Siz Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.

    FATIR–13 – O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine âmâde kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise, bir çekirdek zarını bile idare edemezler.

    FATIR–14 – Kendilerine dua ederseniz duanızı işitmezler. İşitseler bile size cevabını veremezler. Kıyamet günü de kendilerini Allah’a ortak koştuğunuzu inkâr ederler. Sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi bir haber veren olmaz.

    HAC-73–Ey insanlar! Bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin: Sizin Allah’tan başka taptıklarınız hepsi bunun için biraraya gelseler, bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa bunu ondan geri alamazlar. İsteyen de istenen de güçsüzdür.

    AHKAF–4 – Ey Muhammed! De ki: “Allah’tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Onlar yerden ne yaratmışlar bana gösterin. Yoksa onların göklerin yaradılışında bir ortaklıkları mı var? Eğer siz doğru söyleyen kimseler iseniz bana bu Kur’an’dan önce indirilmiş bir kitap veya ilimden bir eser getirin.”

    AHKAF–5 – Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine hiç bir cevap veremeyecek olan putlara dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur.

    AHKAF–6 – Kıyamet günü insanlar biraraya toplandığı zaman taptıkları şeyler kendilerine düşman kesilirler. Ve onların kendilerine tapmalarını inkâr ederler.

    A’RÂF – 194- Allah’ı bırakıp taptıklarınız da tıpkı sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda doğru iseniz haydi onları çağırın da size cevap versinler.

    A’RÂF – 195 – Onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri veya işitecek kulakları mı var? De ki: “Haydi çağırın o ortaklarınızı, sonra bana istediğiniz tuzağı kurun ve elinizden gelirse göz açtırmayın.”

    ZÜMER–2 – Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah’a ibadet ve kulluk et.

    ZÜMER–3 – İyi bil ki, halis din ancak Allah’ındır. O’ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.

    ZÜMER–11 – De ki: “Bana, dini sadece kendisine halis kılarak Allah’a ibadet etmem emredildi.”

    ZÜMER–14 – De ki: “Ben dinimi kendisine halis kılarak yalnız Allah’a kulluk ederim.”

    ZÜMER–15 – “Siz de O’ndan başka dilediğinize kul olun.” De ki: “Asıl hüsrana düşenler, kıyamet günü kendilerine ve mensuplarına ziyan edenlerdir. Evet, işte asıl açık hüsran budur.”

    KAF–16 – Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.

    BAKARA – 186 -Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.

    NAHL–20 – Kâfirlerin Allah’tan başka yalvardıkları (putlar) ise, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar, kendileri yaratılmışlardır.

    NAHL–21 – O putlar, hep ölüdürler, diri değildirler ve insanların öldükten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler.

    NİSA–36 – Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.

    EN’AM–151 – De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.

    MÜ’MİN–14 – O halde siz, dini Allah için halis kılarak hep O’na yalvarın. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.

    MÜ’MİN–65 – Daimî bir hayat sahibi ancak O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. Onun için dini halis kılarak O’na, hep O’na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

    ŞURA–6 – Allah’tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onların üzerinde devamlı bir gözetleyicidir. Ama sen onların üzerinde bir vekil değilsin.

    ŞURA–8 – Eğer Allah dileseydi bütün insanları bir tek ümmet yapardı. Fakat O yalnız dilediğini rahmetinin içine almaktadır. Zalimler için ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.

    ŞURA–9 – Yoksa onlar Allah’tan başka dostlar mı edindiler? Oysa asıl dost Allah’tır. Ölüleri diriltecek olan da O’dur. O’nun her şeye gücü yeter.

    ŞURA–28 – İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O’dur. Övülmeye layık olan gerçek dost O’dur.

    ŞURA–31 – Siz yeryüzünde (O’nu) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah’tan başka bir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.

    ŞURA–44 – Allah kimi saptırırsa artık bundan sonra onun için hiçbir dost yoktur. Sen, azabı gördüklerinde zalimlerin: “Acaba dönecek bir yol var mıdır?” dediklerini görürsün.

    ŞURA–46 – Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun için çıkar bir yol yoktur.

    ANKEBUT–22 – Siz ne yeryüzünde, ne de gökte (Allah’ı) aciz bırakamazsınız. Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.

    ANKEBUT–41 – Allah’tan başka dost edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Halbuki, evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.

    ANKEBUT–42 – Allah, onların kendisini bırakıpta hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz ki bilir. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.

  9. Direnç der ki:

    Hucurat 17: İslâm’a girmelerini sana minnet ediyorlar. Onlara de ki: “Müslümanlığınızı bana minnet etmeyin. Asıl size iman yolunu gösteren Allah size minnet eder, eğer iman iddianızda samimi iseniz!”

    Düşünsenize islama girmelerini peygambere borçlu olduğunu düşünenlere bile peygamber, doğru olanın Allah olduğunu söylerken ve davet ile islama girenlere bunu sadece Allahın yapabileceğini bildirirken yetiş ya gavs diye hemde ölmüş olan şeyh diye adlandırılan insanları araya sokmak hem islama hem kurana hemde mantığa aykırıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.