Tevrat değişmiş midir? Maide 43 ve 44. ayetler…

Bu sorunun, Müslümanların zihninde çok net cevabının olduğunu biliyorum…  Bu yüzden  bazı ateist ve deist yayın yapan sitelerde bu konu hakkındaki iddiaları gülerek okumuştum. Yorumlar da bir soru olarak karşıma çıkınca bir yazı hazırladım… Detay isteyenler verdiğim linklerden konunun ince ayrıntılarına da ulaşabilirler…

“ Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğuna iman etmek zorunlu olduğu gibi, Tevrat ve İncil kitaplarına iman etmek de İslam dininde zorunludur. Ali İmran suresinin 3.ü, Nisa suresinin 136. ayetinde bu gerçeğe vurgu yapılmaktadır.

Zaten İslam’ın bu tavrı bile tek başına onun Allah’tan gelen bir din olduğunu göstermektedir. Zira, yeni ortaya çıkan hareketler, ideolojiler, doktrinler genellikle müşteri/taraftar kazanma adına diğer düşünceleri tamamen yanlış sayma yoluna girerler.

İslam dininin bu kitaplara sahip çıkması, o peygamberlere iman etmeyi kendine tabi olanlar için zorunlu bir şart olarak ortaya koyması, onun yanlış düşünceden kaynaklanan hiçbir kompleksinin olmadığının göstergesidir. Bu ise onun hak peygamber olduğunu, davasında çok ciddi olduğunu, hakkın hatırını esas tuttuğunu açıkça ortaya koymaktadır. “(http://www.kuran-ikerim.org/index.php?s=article&aid=907)

Maide 43 ve 44 ayetleri, Tevratın değişmediğine ispat olarak kullanılır… oysa;

“Ellerinde Tevrat içinde de Allahın hükmü varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyor sonra da yüz çeviriyorlar? Bunlar inançlı kimseler değillerdir.

“Tevrat’ı biz indirdik. Onda bir hidayet ve bir nur vardır. Allah’a teslim olmuş peygamberler Yahudiler arasında onunla hüküm verirlerdi. Hocalar ve âlimler de Allah’ın kitabından korunmuş olanla hükmederlerdi. Onlar bu hükme şahit idiler. Siz, insanlardan korkmayın; benden korkun. Ayetlerimi bir kaç akçeye değişmeyin. Her kim Allahın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse kâfirlerdendir.” (Maide, 43-44)

Dikkat edilirse 43. ayette “içinde de Allah’ın hükmü varken”, 44. ayette de “onda bir hidayet ve nur vardır” buyurulmaktadır. Bunlar her ne kadar tahrif edilmiş olsa da Tevrat’ta hala bozulmamış hükümler bulunduğunu bildirmektedir. Benzer ifadeler 46. ayette İncil için de kullanılmaktadır. Fakat Kur’an için bir bütün olarak “o hidayet rehberidir”, “o bir nûrdur” buyurulmaktadır. (Bkz: Nisa, 174; Maide,15) Bu ifadeler aynı değildir. Önceki kitapların tahrif edildiğini bildiren diğer ayetler bunu açıklamaktadır.

Kur’an-ı Kerim bugünkü Tevrat ve İncil üzerinde söz sahibidir ve bir ölçüttür. Eğer o kitaplardaki hükümler Kur’an’la uyuşursa biz onları alırız. Fakat Kur’ân’a aykırı ise almayız. Kur’an’ın diğer kitaplar üzerine hâkim olduğunu bildiren ayet şöyledir:

Kendinde olanla öncekileri onaylayan ve koruma altına alan bu kitabı, sana hak olarak indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet.  Maide 48” http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/tevrat-tahrif-edilmis-midir-edilmemis-midir.html

Maide 43 ve 44 de anlatılmak istenen; madem kendi kitaplarına inanıyorlar.. (onun içinde gerçekten Allah’ın hükmü olan ayetler var ve kendileri de bu hükümlerin neler olduğunu gayet iyi biliyorlar)…

O halde neden seni hakem yapıyorlar…

Madem ki seni hakem yapıyorlar, senin verdiğin karardan niye yüz çeviriyorlar… Ne ellerindekine,  ne de Kur’an a inanıyorlar…  işin özü, bunlar inançlı kimseler değillerdir…

Diğer kitapların tahrif edildiğini hangi ayetlerden anlarız?

Bakara suresi…

75. Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.

79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!

211. İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah’ın nimetini (âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah’ın azabı şiddetlidir.

Al-i İmran suresi…

78. Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap’tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah’a iftira ediyorlar.

71. Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?

Nisa suresi…

46. Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) “İşittik ve karşı geldik”, “dinle, dinlemez olası”, “râinâ” derler. Eğer onlar “İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar.

Maide suresi…

13. Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

41. Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle “inandık” diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!” derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.

“”Belki bunlardan önce, “Tevrat tahrif edilmediyse, İncil niçin gönderildi?” sorusuna cevap vermek gerekir. Hz. İsa (a.s) da bir İsrailoğulları peygamberi olduğu halde onları İncil’e iman etmeye niçin çağırmış olabilir?..

Öte yandan İncil’in, Tevrat’taki bazı hükümleri nesh ettiği bizzat Kur’an tarafından bildirildiğine göre (3/Âl-i İmrân, 50), Tevrat’ın o mensuh hükümleriyle amel etmek İncil inzal buyurulduktan sonra mümkün olmamak gerekir.

Aynı durum Kur’an için de söz konusudur. Yani Kur’an, daha önceki kitaplarla getirilmiş bazı yasakları nesh etmiştir (mesela bkz. 7/el-A’râf, 1157). Dolayısıyla Kur’an inzal buyurulduktan sonra artık o kitaplardaki hükümlerle amel edilmesi söz konusu olamaz.

Hz. İsa (a.s)’ın, kendisinden sonra gelecek, adı Ahmed olan bir peygamberi, yani Efendimiz (s.a.v)’i müjdelediği Kur’an’da zikredildiği halde mevcut İnciller’de bu noktaya rastlamıyor oluşumuz,

İnciller’in kendi aralarındaki farklılık ve çelişkileri,

keza mevcut Tevrat metinlerinin Hz. Musa (a.s)’a nazil olan metnin (birinci sürgün sırasında, yani M.Ö. 7-5. yüzyıllar arası) kayboluşundan yüzyıllar sonra oluşturulduğu gerçeği,

Yahudi Tevratı ile Samirî Tevratı arasındaki 6 bin fark…

gibi hususlar Tevrat ve İncil üzerinde inkâr edilemeyecek bir tahrif faaliyetinin gerçekleştirildiğinin en açık tarihsel belgeleridir. Bütün bu hususlar ilmî çalışmalarla, müstakil araştırmalarla belgelenmiştir. Şaban Kuzgun’un Dört İncil Farklılıkları Çelişkileri isimli çalışması ile Baki Adam’ın Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat adlı kitabı sadece birer örnektir… Esasen bu kitaplara insan eli ve sözü karıştığını fark edebilmek için yüzeysel bir bakış ile okunmaları dahi yeterli olacaktır.

Tevrat ve İncil üzerindeki tahrif faaliyetinin, metinde eksiltme-artırma, kelimelerin ve cümlelerin yerlerini değiştirme, yorum yoluyla maksadın çarpıtılması… gibi yöntemlerle yapıldığı vakıası ayrı bir başlık altında müstakil olarak ele alınması gereken bir husustur ki, burada buna sadece işaret etmekle yetinmek durumundayız…

Allah’ın peygamberlerinden birine içki içerek kızlarıyla zina ettiği (!!) iftirasını atan, Hz., Yakub (a.s)’ı Allah Teala ile güreştirip galip getiren ve Hz. Musa (a.s)’a indirildiği halde O’nun ölümünden sonrasını da anlatan bir kitabın tahriften korunduğunu söyleyebilmek için ya taassupla kaskatı kesilmiş bir önyargının ya da cehaletin esiri olmak gerekir!

Aynı durum İnciller için de fazlasıyla geçerlidir. “İncil” dendiği zaman niçin bugün Kilise’nin “kanonik” olarak kabul ettiği 4 İncil’i anlıyoruz? 325 İznik Konsili’ne gelene kadar ortada yüzlerce İncil metni vardı. Bunların küçük de olsa bir kısmı bugün neşredilmiş durumdadır. Niçin diğer İnciller değil de 4 İncil?

Kaldı ki bu 4 İncil arasında da “korunan” bir kitapta bulunmaması gereken çelişki ve ihtilaflar vardır. En azından “sinoptik” denen 3 İncil ile Yuhanna İncili arasındaki farklılığı bizzat Hristiyanlar bile itiraf edip dururken bizler bunu ne adına görmezden geleceğiz? İncillerde Hz. İsa (a.s)’dan “Rabb” olarak bahsedilmesi, “korunmuş” kitap telakkisiyle ne kadar bağdaştırılabilir? Dolayısıyla yukarıda da söylediğim gibi, bu kitapların tahrif edilmediğini söyleyebilmek için kapağını kaldırıp içine bakmamış olmak gerekir.”” http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=soylesi&no=16

ayrıca http://www.suleymaniyevakfi.org/sizden-gelenler/kuran-i-kerimde-ehl-i-kitap.html

http://www.nebilersilsilesi.com/yazi.php?yaziNo=169

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.