Tanıyor musunuz? Sanmıyorum…

 

Uçakların siparişini iptal eden Türk Hava Kurumu, bunların yerine Fransız Henrio uçaklarını alır. Ancak bu uçaklar satın alındığı zaman serisinden kalkmış, hurdaya ayrılmışlardı. Zaten Türk Hava Kurumu da uçakları kısa bir süre kullandıktan sonra, kullanılmayacak halde bir kenara bırakmıştı.”  aksiyon.com.tr

Korkmayın…

Paylaştığım alıntı bugüne ait değil…

Ama bugüne dair önemli bir bilgi içeriyor…

Olayların sonucunda;

Bir görünüşte kazanan vardır…

Bir de gerçekte kazanan vardır…

Ülkenin kaderini 2. si belirler…

Bu yüzden ülkemiz ile ilgili meseleler  üzerine kafa yorarken ne olur  “ hikayenin sonunu “  , kimin kazançlı çıkacağını düşünerek karar verelim…

Şimdi çok değerli bir isim paylaşmak istiyorum sizlerle…

Hayatı mücadele ile geçmiş, bu ülke için “iyi şeyler” yapmak isterken, ne yazık ki   “içimizden birilerinin”  engellemesine takılmış  bir beyefendi …

Nuri Demirağ

Ülkemiz için yaptıklarını okudukça, isminin yeterince bilinmiyor olması üzüyor insanı…

Yaşadıkları ilginç…

Yazımın başında paylaştığım paragraf yaşanan olayın “sonucu”…

Şimdi sıra öncesinde…

Devrin en zengin iş adamı olan Demirağ, 1936 yılında devletin ilk uçak fabrikasını kurma girişimine başladı. O yıllarda ordunun uçak ihtiyacı halktan ve zengin işadamlarından toplanan bağışlarla karşılanmaktaydı.

Kendisinden uçak satın almak için başlatılan bir bağış kampanyasına katılması istendiğinde :

Benden bu millet için bir șey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Mademki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim.” sözleriyle karşılık vermişti.”

Fabrikayı memleketi Divriği’de kurmayı planlamıştı. Ancak öncelikle İstanbul’da bir deneme atölyesi kurulacaktı. Deneme uçuşlarını yapabilmek için Yeşilköy’deki Elmaspaşa Çiftliği’ni satın aldı ve üzerinde büyük bir uçuş sahası, hangarlar ve uçak tamir atöleysi yaptırdı.

Uçuş sahası, Avrupa’nın en büyük havalimanı olan Amsterdam Havalimanı büyüklüğünde idi. Bu alan, günümüzde Uluslararası İstanbul Atatürk Havalimanı olarak kullanılır.

Uçakları kullanacak Türk pilotların yetişmesi için bir havacılık okulu kurmak gerekiyordu. Pistin bulunduğu arazide Gök Okulu kuruldu.

Okul, 1943 yılında kadar 290 pilot yetiştirdi.

Yeşilköy’deki Gök Okulu’ndan önce Divriği’de de bir Gök Ortaokulu açtı. Sivas’ın hiçbir ilçesinde ortaokul yokken açılmış bu okulda öğrencilerin tüm masrafları karşılanıyor; öğrenciler havacılığa özenmeleri için İstanbul’a getirtilip uçuş dersleri veriliyordu.

Beşiktaş’taki uçak fabrikasında üretilecek uçak ve planörlerin planını Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit Alan çizdi.

 1936’da ilk tek motorlu uçak üretildi ve Nu.D-36 adı verildi.

1938’de Nu.D-38 adlı çift motorlu 6 kişilik yolcu uçağı yapıldı.

NuD-38, 1944 yılında dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı.

 İlk uçak siparişini 1938 yılında Türk Hava Kurumu (THK) verdi.

Nuri Demirağ, havacılık alanında çalışmalarına 1939’da Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirerek devam etti.

 1941’de tamamen Türk yapımı ilk uçak İstanbul’dan Divriği’ye uçtu.

 Nuri Demirağ’ın oğlu ve Gök Okulu’nun ilk mezunlarından olan Galip Demirağ, bu uçuşta pilot idi.

THK tarafından sipariş edilen 65 planör kısa sürede teslim edildikten sonra; NuD-36 adlı 24 eğitim uçağı tamamlanmış, deneme uçuşları İstanbul’da gerçekleşmişti.

THK’nın siparişi olan ve son olarak İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu yapılması talep edilmiştir.

 Selahatiin Reşit Alan, 1938’de Nu.D-36 uçağıyla iniş yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye pistte açılan hendeği görmez ve hendeğe düşer.

Reşit Alan bu kazada vefat eder.

Bu kazadan sonra THK siparişi iptal etti. Nuri Demirağ, mahkemeye verdiği THK ile yıllar süren bir mahkeme sürecine girdi. Mahkeme THK lehine sonuçlandı.

Ayrıca uçakların yurtdışına satılamaması için bir de kanun çıkartılır.

 Bu yüzden sipariş alamayan fabrika 1944 yılında kapanır. Beşiktaş’ta üretilen uçakların uçuş deneme testleri ve gök okulu için yapılan pistler, hangarlar, üzerlerindeki bütün yapılı binalar o yıllarda dünyanın en büyük havalimanı Amsterdam Havalimanı büyüklüğündeki bütün kurulu tesisler istimlak edildi. Bu havalimanı günümüzdeki Atatürk havalimanı.

İspanya, İran ve Irak’tan alınan siparişler engellendi; elde kalan uçaklar hurdacıya satıldı.

Nuri Demirağ’ın davayı kaybettikten sonra hükümet üyeleri ve cumhurbaşkanına mektuplar yazarak yanlışlığın düzeltilmesi için yaptığı girişimler başarısız oldu; fabrika tekrar açılamadı.” http://tr.wikipedia.org/wiki/Nuri_Demira%C4%9F

Ürettiği uçağa, “oğlu”nun kullanmasına izin verecek kadar güveniyor Nuri bey…

Bugün gelinen sonuç kimin için hayal kırıklığı ?

Milli gazetenin 11 Aralık 1981 tarihli baskısındaki haber başlıklarından biri…

40 Yıl Sonra Anladığımız Acı Gerçek: 1941’de Kurulan Uçak Fabrikası Eğer İptal Edilmeseydi Şimdi Kendi Uçağımızı Yapardıkhttp://www.nuridemirag.com/belgeler.asp (diğer gazete başlıkları içinde bu linke bakmanızı tavsiye ederimm)

Türkiye’nin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında başlayan yerli uçak araştırmaları ve uçak üretme süreci 1950’li yılların başında son bulurken, Brezilya’nın Embraer şirketi ise 40 yıl önce kuruldu ve şimdi dünyanın en karlı uçaklarını imal eden bir şirket konumuna geldi.http://www.habervaktim.com/haber/161272/2020den-sonra-kendi-ucagimizi-uretecegiz.html

Nuri Demirağ tarihimizin önemli karakterlerinden biri…

Keşke bu ülkede işadamından, işçisine hepimiz onun gibi “Benden bu millet için bir șey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz.” diyebilsek…

Vatanımızı böylesine sahiplenebilsek…

Hayatının film yapılmasını çok isterdim…

Son bir not…

Fabrika kapatıldıktan sonra, Nuri Demirağ kendisine yapılan bu haksızlıktan dolayı, haklı davasını savunabilmek için, bu ortamın değişmesi lazım diyerek politikaya atılmaya karar verir. Mücadelesine politikacı olarak devam edecektir. Bu sebeple 1945 yılının temmuz ayında Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi’ni kurar. Verdiği davetlerde kuzu çevirip ikram ettiği için, politik çevreler ve basın tarafından alaya alınıyor, kurduğu partiye kuzu partisi deniyordu. Demirağ, Milli Kalkınma Partisi’yle seçimlerde yeteri kadar başarı gösteremez ve Demokrat Parti’den adaylığını koyarak Sivas bağımsız milletvekilliğine seçilir.” http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-39-26-nuri-demirag.html

Ne kolay harcıyoruz insanımızı…

Yazık…

Bu yazı Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Tanıyor musunuz? Sanmıyorum… için 1 cevap

  1. Namık Gazioğlu der ki:

    Ben de bir DİVRİĞİ’ li olarak gurur ve rahmetle anıyorum. Divriği’ye de sanat okulu, içme suyu şebekesi, yol vs. gibi pek çok hizmette bulunmuşlardır.

    Ne yazık ki yazıda açıklandığı gibi biz millet olarak, basit çıkarlar uğruna kıymetlerimizi harcıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.