Peygamberimiz as., Hz Hatice ile zenginliği için mi evlenmiştir?

İletişim kısmından bana mail atan, ve bazı konuları anlamakta sıkıntı çeken dostlara ilk tavsiyem, Emevi ve Abbasi dönemini araştırmalarıdır…

Çünkü ,  İslam tarihinde bugünkü  yanlış anlaşılan noktaların temelinde, (emevi- Abbasi dönemlerinde) “güya”  İslamiyet adına alınan kararlar etkili olmuştur…

Peygamber efendimiz as. ın hz Hatice validemizle evlenme sebebini sadece zenginliğine bağlayanlar var…

Hz Hatice validemizle evliliği boyunca, başka  hiç kimseyle evlenmeyişini de bu zenginliği kaybet-me-mek olduğuna bağlıyorlar…

Araştırma yaparken enteresan bilgilere ulaştım… Bunları, bir çok kişinin ilk defa okuyacağından da eminim…

Konuyu, farklı bir konuyla açıklamaya çalışacağım…

Sizce peygamber efendimiz Mekke yi elde ettikten sonra, Mekke de mülk sahibi olan müşriklerin  evleri ne oldu?

Burada iki görüş var… Ama her ikisine göre de sonuç ilginç…

***

“   Birinci görüşe göre, (bu görüş Mâlik, Ebû Hanife ve Evzâî tarafından benimsenmektedir) evler,ganimet olarak kabul edilmelidir. Hz. Peygamber evleri dağıtmadı ve sahiplerinin geçici olarak oturdukları meskenlerinde ücretsiz olarak kalmalarına, hatta bu haklarını kendi torunlarına da bırakmalarına müsaade etti. Bu nedenle, Mekke’nin arsaları,  yerlilerin ve aynı şekilde ziyaretçilerin de tasarrufuna verildi…

Şafii tarafından temsil edilen aksi görüş ise, Mekke’nin barış yoluyla fethedildiği, bu yüzden de arsaların ev sahiplerinin mülkiyetinde olduğu yönündedir…

Bu görüşlerin pratik uygulaması, Ömer hakkında zikredilen ilk dönem hadislerde görülmektedir. Ömer’in, Mekke’deki mâlikâneler için kapılar inşa etmeyi yasakladığı söylenmektedir… Mekke evlerinin kapıları yoktu; burada ilk defa kapı inşa eden, Eymen b. Hâtib b. Ebî Belteâ (bir başka rivayete göre de Muaviye) dır…

Ömer b. Abdülaziz, Mekke amirine  yazdığı bir mektubunda bu şehirdeki evlerin kiraya verilmesini yasaklamıştır

et-Tahâvî, Aişe’nin, Hz. Peygamber’den Mina’da  bir bina inşa etmesi önerisi ile Peygamber’in söz konusu teklifi reddinden hareketle, Minâ’da bina yapımı ile ilgili yasaklamanın sınırlandığı konusununda ki rivayeti aktarmaktadır….

Mekke’nin, sadece hac ibadetinin yapıldığı bir şehir olmasını, genişliğiyle kalmasını, bina yapılmamış yerlerin hac ve binek hayvanları için korunması gerektiğini belirttiler.  Fâkihî’nin Tarihinde bu problemlerle ilgili kapsamlı bir bölüm, “Zikrü Kerâhiyeti kirai büyûti Mekkete ve İcâretihâ ve Bey’i Ribâihâ ve mâ câe fî Zâlike ve Tefsîruhû” diye başlıklandırılmıştır…

Âlimlerin tartışmaları, Peygamber’in ifadelerine dayanmaktadır. Peygamber’in, Mekke’nin özgür bir şekilde hacıların tasarrufuna bırakılması gerektiğini ifade ettiği söylenmektedir:

“Evler ne kiraya verilmeli, ne de satılmalıdır”  Hz. Aişe, Peygamber’den Mekke’de kendisini güneşten koruyacak bir bina kurmasını istemiş, ancak Peygamber “Mekke, buraya ilk gelenler için aydınlanmış bir yerdir,  her kim Mekke’de evlerin kirasından elde edilen geliri yerse, ateş yemiş olur” (yani o kimse cehenneme girecektir)” diye karşılık vermiştir.

Rivayete göre Mekke’nin evleri, Peygamber, Ebû Bekir ve Ömer dönemlerinde “es-Sevâib olarak isimlendiriliyordu. Yani elde etmek isteyen herkesin bedava olarak sahip olması demekti…

Onlar ne satılır, ne de satın alınırdı; ihtiyacı olan, o evlerde ikamet eder; ihtiyacı kalmadığında da evleri diğerlerine verirdi… Halk, Mekke’ye geldiğinde her yere, hatta bahçe avlusunun açık alanlarına dahi çadırlarını kurarlardı… ” ( *** arası aşağıda verdiğim linkten alıntı…)

***

yazının başlığı ile bu konunun ne alakası olduğu sorusunun cevabını birazdan netleşecek inşallah…

Peygamber efendimiz as, Mekke’yi elde ettikten sonra müşriklerin evlerini, Müslümanlara dağıtma yoluna git-me-miştir…

Peki,  Emevi hükümdarı Mekke ye gelince neler yapmış olabilir… oldukça ilginç..

“Oldukça büyük bir inşaat yapma dalgasının, Muaviye döneminde gerçekleştiği belirtilmektedir. Muaviye’nin, Mekke‘de pek çok sayıda evler ve mâlikâneler  satın alması şaşırtıcıdır. Muaviye, Huzaalı Benû Müleyl’den Dâru İbrahim veya DâruEvs olarak isimlendirilen bir mâlikâne satın aldı. Benü Hâşim’in müttefiklerinin semtindeki ayakkabıcıları buraya yerleştirdi… . Benû Abdişems mahallesinde de takas yoluyla Dâru’l-Hammam‘ı elde etti… ve Ziyad b. Ebihî’nin mâlikânesini buraya inşâ etti… Muaviye’nin kendisine ait Dâru’r-Rakta (kırmızı tuğlalar ve alçı ile inşa edilmiş), Beyaz Saray (Dârü’l-Beyza), Darü’l-Merâcil , Dâr Babba , Dâru Selm, (Dârü’l-Hammam‘ın karşısında yerleştirilmiş), Nalbantlar kulvarında bulunan ve Daru Mâlil-Lâbi olarak da isimlendirilen Dârü’ş-Sa’d (taşlar üzerine figürler yapılmış, oyma taşlarla inşa edildi) mâlikâneleri bulunmaktadır…

Muaviye, Abduddâr mahallesinde İbnü’r-Rehin’den Dârü’n-Nedve‘yi satın aldı … Yine bu bölgede o, Said b. Ebi Talha mâlikânesini ,  Benû Zühre mahallesinde de Abd Avf’ten bazı mâlikâneler satın aldı…  Aynı şekilde Hz. Peygamber’in hicrete kadar yaşadığı Hz.Hatice’nin evini de satın aldı ve burayı camiye çevirdi… Rivayete göre Muaviye, Mekke’de ateşte kızartılmış tuğlalar ve alçılarla evler inşa edenlerin ilki idi… (— arası aşağıdaki linkten alıntı)

Şimdi sormak istiyorum size… Peygamber efendimiz zenginlik peşinde olan biri olsaydı,  Mekkeyi fethedince , muaviye’nin yaptığı gibi kendine bir sürü ev ya da malikane alma yoluna neden gitmedi…

Kaldı ki, Peygamber efendimiz as, Muaviye’den daha güçlüydü…

Muaviyenin yaptığı gibi, yeni yeni inşaatlar, evler yapabilirdi… Dikkat  ettiyseniz muaviye, bütün mülkleri kendi adına alıyor…

Sonuçta peygamber efendimiz, krallık kurmamış… Saltanat yaşamamış… Sırtında atlastan kaftanlar yok… Hırkası, Veysel karani camisinde sergileniyor… Gayet mütevazi bir hırka…

Evi her ziyaret etmek isteyene açık, evinin kapısı dahi yok… Yaptırmamış… Her eşine ayrı ayrı evler yapmamış…

Bunlar zenginliğe, meftun bir kişinin, davranışları olabilir mi?  Haşa…

Eşinin, Aişe ra,  inşaat  teklifini reddetmiş…Sadece Aişe ra değil, Kur’an dan da anlaşılacağı gibi  fetihlerle  beraber şahsi gelirlerin artmasına rağmen,  peygamber hanesinde hayat seviyesinin yükselmemesine hanımlarının şikayet ettiği söylenir…

Ve eşlerin ıbu itiraz nedeniye  Ahzab suresinin  28 ve 29. ayetlerinin indiği alimler tarafından anlatılmıştır…

Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.

 Eğer Allah’ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır. (Ahzab; 28,29)

Muhammed (as), peygamber ol-ma- dığına inanlar ,  peygamber efendimiz as’ın  zengin olmak için hz Hatice ile evlendiğini savunurlar…

O zaman da insanın aklına şu soru geliyor… Peygamber efendimiz, madem ki istediği zenginliğe ulaşmış,

Rahat rahat zenginliğin sefasını sürmek varken,

Neden, sonu belli olmayan, belki de ölümüyle sonuçlanacak savaşlara,  işkencelere, sefalete, açlığa (3 yıl süren Mekke boykotu) , aşağılanmalara, evini bırakıp “hicrete” sebep bir davanın içine girsin… Bu yolda herşeyini harcasın…

Çok eşliliğinin, hz Hatice validemizden sonra başlamasını da “zenginliği kaybetme korkusuna bağlıyorlar…

Hz haticeyi kaybetmemek için başka evlilikler yapmaktan korkacak,

Ama aynı kişi;  islamiyeti yayma adına Mekke’nin ileri gelen, güçlü ailelerini karşısına almaktan korkmayacak…

bütün herşeyini kaybedeceği bir dava için herşeyi göze alacak… (bu uğurda hz Hatice de bütün malını harcadı…)

el insaf diyorum…

Peygamberimiz öldüğünde geriye mal  mülk, ne bıraktı ?

Hiçbir şey…

Çünkü ömrünü, Allaha inanan kalpler inşa etmeye adamıştı…

En kıymetli hazinesi de, mirası da  Kur’an- Kerim idi…

Google akademi den,  verdiğim linki yazarsınız,  alıntılar yaptığım yazının orjinaline ve yazarın  kaynaklarına  ulaşabilirisiniz… http://www.eskieserler.net/dosyalar/mpdf%20(134).pdf

Yazısında  zemzemle  ilgili öyle  bir bilgi varki, okuyunca inanın ağzım açık kaldı…

“Emevi- Abbasi dönemini halifelerinin  bakış açısını anlamak açısından oldukça etkileyici bir örnek de aslında…. onun için o bölümü de sizlerle paylaşmak istiyorum…

///

Emevî vali ve memurları da, hem Mekke’nin hem de hacıların yolculukları boyunca ihtiyaç duyacakları su tedariki ile ilgilenmişlerdir.Halid b. Abdullah el-Kasrî, Velid b. Abdülmelik’in emriyle (Zû Tuvâ ile Hacûn geçitinde) bir kuyu kazdı ve o kuyudan haram (Mekke) için su çekti. Su, tatlılaştırıldı ve Halid, halkı o sudan içmeleri konusunda zorladı.

O, zemzemi “hamam böceği” (Ümmü’l-Ci’lân) olarak isimlendirerek hakkında küçümseyici konuştu ve kendi kuyusunun suyunu zemzeme tercih ettiğini belirtti.

Halid,   Velid’in eylemini övgüde aşırıya gitmiştir; bu da, üstünlük bakımından onun halifeyi, Allah Rasulünün üzerinde Allah’ın halifesi olarak görme çabasından çıkarılmaktadır..

İbrahim, Allah’tan yağmur istedi ve bunun üzerine Allah tuzlu yağmur (yani zemzem) verdi; müminlerin emiri Allah’tan yağmur suyu istedi, Allah ona tatlı su verdi” (yani halifenin isteği üzerine kazılmış kuyu).

Bu aslında utanç verici bir sözdü. Halid el-Kasrî tarafından Haram‘da (Mekke’de) su tedariki için kazılan kuyular, Davud b. Ali b. Abdullah b. Abbas tarafından halkın tezâhüratları arasında kapatıldı; çünkü halk, zemzem suyunu tercih etmişti…

Emevilerin ilk dönemlerinden sonra bina yapım işleri, büyük oranda durakladı.

Bu tür işlere ancak, Abbasilerin iktidarı ele geçirişleriyle yeniden başlandı…”

///

( /// arası da M. J. Kister makalesinden alıntıdır… ) http://www.eskieserler.net/dosyalar/mpdf%20(134).pdf

 

 

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.