Kapı kapandığında…

 

Geçen gün kanallar arasında gezinirken,  CNBC’de yayınlanan Martha Stewart’ın programına denk geldim…

Programının konuğu, çok satan bir yemek kitabının yazarıydı… Kitabın yazılma hikayesi ilginç gelince yayını izlemeye başladım…

Yazar, beş çocuğundan iki tanesinin alerjileri olduğundan bahsetti… Her şeyi yiyemediklerini anlattı… Mesela yumurta …

Yazar, ailenin bütün fertlerinin aynı lezzetlerde buluşmasını istediğinden, kişilere özel menü oluşturmak istememiş…

Yaptığı araştırmalarla, her kesin yiyebileceği bir sürü tarif oluşturmuş… Tarifleri beğenilince de, kendi durumunda olan başka annelere yardımcı olmak adına tariflerini paylaşmaya karar vermiş… Ve kitabı ortaya çıkmış…

Yazarın hikayesi bana yıllar önce arkadaşımla yaptığım bir sohbeti hatırlattı…

Hayatımda bir “kapı” kapanmıştı ve bunun üzerine dertleşiyorduk…

Kendi kendimi teselli eden cümleler kuruyordum… “Allah, bir kapıyı açmadan bir kapıyı kapatmazmış“ gibi…

O anda arkadaşım uyardı :”Yanlış yorumluyoruz o sözü”

“Nasıl yani “ dedim…

“Yavaş yavaş açılmakta olan bir kapı yok, aslında ardına kadar açılmış bir kapı var… Daha iyiye, daha güzele açılmış olan o kapıyı fark edebilmen için bu  kapı kapandı”

Tv karşısında programı izlerken tam da bu anı hatırladım… Yazarın, kurabiye yaparken yumurta yerine elmalı bir sos kullanmasını, açılmış kapıyı keşfetmesini, gülümseyerek izledim…

Yumurta yerine elma… Hiç fena değil… Hatta gayet güzel…

Eğer  iki çocuğunun alerjisi olmasaydı, yazar kendinde böyle bir potansiyelin olduğunu hiç bir zaman bilemeyecekti…

İnsanlara faydalı olabilecek  bir kitabın yazarı da olamayacaktı… Bu hayata değer katabilecek bir izi olmayacaktı…

Ben herkeste bu tür cevherlerin olduğunu düşünüyorum…  Ama kimimiz böyle bir durum karşısında genelde karalar bağlıyoruz…

Bir sıkıntı ve üzüntü anında içime kapandığımdan bahsetmiştim… Genelde bir kapı kapandığında, kapının önünde öylece kalakalırım…

Bir at gözlüğü takarım kendime… O gözlükle kapanan kapıya, meftun meftun bir süre bakarım…

Oysa anlamsızdır beklemek…

Odasından çıkmama cezası verilen çocuğun, odada ki oyuncakları ile kendini keşfetme vaktidir belki de o an…

Ya da hiç okumadığı, okuyunca sıkılacağını düşüneceği başucu kitabına göz atma, onu tanıma vaktidir…

Sıkılacağını sandığı kitapta, ummadığı rahatlığa, inşiraha kavuşur belki…

Hatta “Nasıl kurtulacağım ben bu sıkıntıdan” sorusunun, cevabını bulur sayfalarında…

Belki de kitabı açtığı ilk sayfa da şaşırır okuduklarına… Merakla sonraki sayfalara çevrilir gözleri…

Her yeni sayfa da odasına kapatılmanın verdiği üzüntü hafifleşir… Öfkesi diner…

Okur…

Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

Yükünü senden alıp atmadık mı?

O senin belini büken yükü .

Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?

Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.

Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.

Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul

Yalnız Rabbine yönel. “ (İnşirah suresi 1-8)

Kitabı okudukça, beklemenin anlamsızlığını anlar çocuk, açılsın diye beklediği kapının önünden kalkar…

Belki de o gün bir söz verir kendine…

“Ne zaman bir kapının ardında kalsam, kendime bu cümleleri hatırlatacağım;

Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz. “( Bakara 216)

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kapı kapandığında… için 2 cevap

  1. mehmet der ki:

    merve hanım sitenizi tevafuk eseri gördüm ve yazılarınızı okuma imkanım oldu henüz tamamnı okumamış olsamda doğal ve içten yazılar yüreğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.