İslamda CARİYELİK… safsatacılar okusun lütfen…

Şimdi sizinle bir çok insanın kafasını bulandıran, özellikle  Muhteşem Yüzyıl dizisiyle ayyuka çıkan bir konudan bahsedeceğim. Benim de içimi bulandıran konulardan biriydi.

Öncelikle şuradan başlayalım.

Kölelik,  İslamiyetle mi başlamıştır? Tabiki hayır. Peygamber efendimiz as’a,   peygamberlik gelmeden önce de (bütün dünyada yaygın olduğu gibi) Arabistan’da kölelik yaygındı.

Kölelik, İslamiyet ile kaldırılmıştır.

İslamiyet’te,  Savaş esirliği vardır.

Kölelik ve savaş esirliği farklıdır. Bu ayrıntı gözden kaçırıldığı için, İslamiyet’in köleliği kaldırmadığı sanılır.

Esirlik, genelde savaşların sonucuydu. Bu konuda öncelikle Kuran’ı Kerim’in  savaşı  destekleyen ayetleri var mı, onu inceleyelim. Savaşı desteklemiyorsa, savaş esirliğini de desteklemiyor demektir.

Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayankimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.

Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır. (Mümtehine,8,9)

 Ey Muhammed! İman edenlere söyle: Allah’ın cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Çünkü Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandıracaktır. (Casiye, 14)

 Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (maide 89  )

sizinle savaşanlarla Allah yolunda siz de savaşın. Ama sınırları asla aşmayınAllah haddi aşanları sevmez” (hac suresi 39 )

Rabbim,  ancak karşı taraf savaşa zorladığında ya da saldırdığında savaşa izin veriyor ama burada da ölçüye dikkat edilmesi gerektiğini özellikle vurguluyor.

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi, sadece ganimet elde etmek amacıyla savaşmayı, yaradan  müminlere haram kılmıştır.

Bu sebeple, ben süper güç oldum, etrafımdaki bütün zenginliklere sahip olmalıyım mantığıyla hareket edemez Müslüman. Günümüz savaşlarının en büyük sebebi, ganimet ya da günümüz deyimiyle zengin alt yapı kaynakları olan ülkelerin bu kaynaklarını ele geçirmektir.

Peygamber efendimiz as döneminde de savaşlar  kaçınılmazdı. Müslümanlara zulüm, işkence uygulanıyordu ve yurtlarından atılmışlardı.

Bu savaşlardan birinde Hz, Hamza’nın nasıl öldürüldüğünü hatırlarsınız. Ölmüş bedenine yapılanları.

Böylesine çetin geçen  savaşların sonunda  bile Allah, esir alınabilmesini şarta bağlamıştır. Mutlak galibiyet zorunluluğu. Bu da savaş esirliğini  zorlaştırıcı bir hükümdür.

 Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir. (enfal suresi, 67)

Şöyle bir soru aklınıza gelmiş olabilir? Kadınlar  da esir olarak alındılar mı? Alındılar ise bunun ne gibi bir amacı vardı?

Müslümanlarla savaşmışlarsa esir alınırlardı. Amaç karşı tarafı barışa zorlamak, gerektiğinde esirleri takas edebilmekti. Bazılarının mantıksızca yorumladığı gibi bayanların zevk için kullanılması amaç değildi.

Allah, geçmiş kavimleri bu tür ahlaksızlıkları yüzünden helak etmişken, savaş sonucunda alınan esirlere bu şekilde yaklaşılmasına nasıl izin versin?

Bu konuda ki en büyük yanılgı,” İslamiyet öncesi dönemim” bilinmemesinden kaynaklanıyor. Cahiliye döneminde erkeklerin sınırsız kadınla evlenme hakkı vardı.  Yine o dönemde kurulan panayırlarda bayanlar aleni satılıyor ve  fuhuş yapılıyordu. Hatta Kabe’nin etrafında insanların çırılçıplak (kadın, erkek) tavaf yaptıklarından kaynaklar bahsediyor.

Peki, Allah, alınan esirlere nasıl davranılmasını emretmiştir. Ayet, bu soruyu akıllar da şüphe bırakmayacak şekilde anlatır.

Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidyeile salıverin. Allah’ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. (Muhammed suresi 4)”

 

Yukarıda ki ayetten de anlayacağınız gibi Rabbimin ilk öğüdü esirlerin karşılıksız olarak salıverilmesidir. İkinci olarak da fidye karşılığı serbest bırakılmalarıdır.

O zaman ki şartlar içerisinde fidyesini ödeyemeyen esirlerin konaklama ihtiyacını karşılayacak  barınaklar olmadığı için, esirler Müslümanların evlerinde misafir ediliyorlardı. Aslında bu dahi çok enteresan. Sizi savaş anında öldürecek olan birini, siz, savaş sonrası evinizde ağırlıyorsunuz.

Kim günümüzde evini savaş esirlerine açar ki? Hatta evini açmakla kalmamışlar, sadakalarından da onları faydalandırmışlar. Bakın hangi sebeplerle.

 “Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm’a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. “Tevbe suresi, 60

Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah’ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir. “Nur suresi 33

Ayette geçen mükatebe’nin anlamı, esirin kendi başına çalışıp kazancını biriktirebilmesidir. Bu sayede esir; kendi fidyesini ödeyip, özgür kalabiliyordu.

Ayrıca;

“Bir mümini hata ile öldürenin yapması gereken, bir esiri hürriyetine kavuşturmak ve ölenin ailesine bir diyet ödemektir.nisa 92

“bilerek yaptığınız yemini bozmanın kefareti ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisiyle on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut bir esiri özgürlüğüne kavuşturmaktır.maide89

Ona iki yolu gösterdik.  Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.  Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?  Köle azat etmek, Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir, Yakınlığı olan bir yetime, Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula. Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır. (Beled 10-17)

 Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. (Nur suresi 32)

Siz de görüyorsunuz ki verdiğim altı ayetin hepsinde, esirlere karşı müminlerin iyilik yapması esas. Ayrıca yaradan, iyi davranışta olanları “evlendirin” diyor. Sahipleri onları odalık olarak kullanıyor olsa, ve Allah buna izin vermiş olsa, yaradan onları “evlendirin” buyurur mu?

Sizce bu hükümleri getiren Allah, cariyelerin bir meta gibi kullanılmasına izin verebilir mi?

Şimdi gelelim cariyelikle ilgili ayetlere.

Ve onlar ki, iffetlerini korurlar, Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. ( Müminun 5,6)

“Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla (evlenin). İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur..(nisa 3)

  1. (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
  2. İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı (genç) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları(cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcıve esirgeyicidir(nisa 24 ,25)

Şimdi bir parantez açıp Ali Rıza Demircan’dan önemli bir alıntı yapmak istiyorum.

“Bakara 219 da alkollü içkilerde büyük günah olduğu, fakat cüzi faydalar da bulunduğu açıklanır. Nisa 43’te sarhoş iken namaza yaklaşılmamasına vurgu yapılır. Maide 90’da ise alkollü içkiler, şeytan işi bir pislik olduğu kesin bir dille açıklanır. Şimdi yasaklayıcı hükümler varken, nahl suresinin 67. Ayetine dayanılarak alkollü içkilerin helal olduğu söylenebilir mi? Söyleyebilen bir alim var mı?

Cariyelerin evlendirilmesini konu alan nur suresinin 32 ile onlarla evlenilmesini öğütleyen nisa suresinin 3, 24 ve 25. Ayetleri ortada iken, nikah konusuna değinmediği için müminun suresinin 5-6. Ayetlerine dayanılarak kişinin cariyesiyle nikahsız ilişkiye girebileceğini söylemek, hiç şüphesiz İslam’a ve onun kitabı Kur’an ‘a aykırılıktır, iftiradır.”

Alkolle ilgili örneği paylaştım sizlerle. Şimdi verdiğim ayetlerden ilk olarak “nisa suresi 25. Ayeti okursak”, orada çok açık ve net ifadelerle Allah, cariyelerle “evlenmeyi” 6 şarta bağlamıştır.. (Mustafa İslamoğlu bir yazısında nisa 25 ayetiyle ilgili: “Eğer cariyelerle evlenmeden de yatılabiliyorsa, evlenmeye ne gerek var? Ayet bunu niçin talim etsin.”)

  1. Hür kadınlarla evlenme gücü olmayacak.
  2. Evlilik için sadece “Müslüman cariyeleri” seçebilecek.
  3. Velilerinin/sahiplerinin izni alınmadan cariyelerle evlenilemez.
  4. Cariyelerin iffetli olması
  5. Mehir verme zorunluluğu
  6. Böyle bir evliliği ancak zinaya düşme korkusuyla yapmak.(zinaya düşme korkusu, bir cariye ile giderilebildiğinden yalnızca bir cariye ile evlenilmeye izin verilmektedir. Ali Rıza Demircan)

Bu ayetten, eğer kişinin maddi durumu iyiyse, cariye ile evlene-me-yeceği hükmü de çıkıyor. Hür bir kadını eş seçmek zorunda.

Ayetin bitiş cümlesi ise, gerçeği görmek isteyenler için açık ve net.

Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır.

Yani, hür kadınla evlenmeye gücün yetmiyorsa, imanlı bir cariye ile de evlenebilirsin. Hür kadınlardaki gibi mehirini vererek tabi.

Fakat sabretmeniz daha hayırlıdır, buyuruyor yaradan. Söz konusu evlilik olduğunda dahi.

Bir kişinin cariye ile ilişki yaşayabilmesi için evlilik şartı aranmasa, kişi sınırsız cariyesi ile sınırsız ilişki yaşıyor olabilse “sabretmesi” gereken ne olacak?

Yine Nisa suresi 3. Ayette dört kadına kadar izin verilirken de, “adaletin gözetilemeyeceği endişesiyle” tek bir eş veya tek bir cariye ile “evlenilmesi” öğütlenmektedir. (bazı meallerde nisa 3. ayette “yetinin” ifadesi kullanılsa da, bu ifade Kur’an da yoktur.)

Nisa suresi 24. Ayette geçen bir konuyu belirtmekte fayda var.  Evli harp esiri kadınlarla evlenilmesine izin verilmesi, meselesi.

Öncelikle bilmemiz gereken bir nokta var. Cariyelerin kendisiyle yapılacak evliliği reddetme, iste-me-me gibi hakları vardı. Hadislerde evlenmeyi reddeden cariyelerin örnekleri vardır.

Hatırlarsanız Nur 32 de hem hür, hem de köle ve cariyeden bekar olanların evlendirilmelerini buyurmuştu yaradan.  Amaç, toplumun her kademesinde zinanın olmadığı sağlıklı bir toplum yapısı oluşturmak.

Nisa suresi 24 Ayetin bu kısmı; Eşleriyle tekrar birleşme şansı olmayan (örneğin, din olarak Müslümanlığı seçtiklerinde, eşleri onları istemeyebiliyordu.. Biliyorsunuz, Babaların, kendi öz evlatlarını bile Müslüman oldukları için evlatlıktan sildikleri bir dönem) cariyeler için söz konusudur.. Cariye,  kendi de isterse evlilik teklifini kabul edip evleniyordu. (Tabi bu ayeti yine, nisa 25 de alt alta yazdığım altı şart ile birlikte okumak lazım. Güncelleme: Yazımın altına yapılan yorumlardan Özgür hanımın bu ayet ile ilgili yaptığı açıklamayı da burada paylaşmak isterim.

“(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz CARİYELER MÜSTESNA, evli kadınlar da size haram kılındı…….. (Nisa/24)

Burada da evlenmenin yasak olduğu kadınlar anlatılıyor, Nisa 23 ten itibaren evlenilmesi haram kılınanlar sayılıyor, en son evli kadınlar da size haram deniyor. Evli olmayanlar nikahsız mı helal olacak ki cariyeler nikahsız helal olsun

 

Bir de Nur suresi 58 ayet var. Cariyeler, sanıldığı gibi evin sahibi tarafından odalık olarak kullanılıyor olsa, edep yerlerinin birbirleri tarafından görülmesi neden yasaklanmış olsun. Neden ev sahibinin yanına girerken üç defa izin istesinler? Evli eşler, birbirlerinin yanına girerken izin istiyorlar mı? Hayır.

Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. (Nur suresi 58)

Ne yazık ki peygamber efendimiz as dönemiyle azalan “esirlik”, Emeviler-Abbasiler döneminde tekrar ortaya çıkartılmıştır. Ve özellikle işlerine geldiği gibi aldıkları kararları sanki İslam böyle emrediyormuş gibi sunmuşlardır. O dönemim içtihat yapan ulemaları da yaşadıkları baskı sonucu bu şekilde karar almaya zorlanmışlardır.

Kuran ayetleri tek başına değerlendirilemez. Bir bütünün parçasıdırlar. Yukarıda bahsettiğim bütün ayetleri bir araya getirdiğimizde ancak bu konu hakkında sağlıklı bir sonuca ulaşılabilir.

Cariyelerle ilgili şimdiye kadar hazırlanan en sağlıklı kitabın Ali Rıza Demircan’ın “cariyeler ve sömürülen cinsellikleri” adlı eserinin olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden yazımda bir çok yerde alıntılar yaptım. Merak edenler ve anlattıklarıma rağmen içinde hala şüphesi olanlara, içinde başka tespitlerinde olduğu  bu çarpıcı kitabı tavsiye ederim.

Muhteşem yüzyıl dizisindeki cariyelik sistemini İslamiyetle bağdaştırmaya çalışanlara da sadece “el insaf” diyorum.

Kuran-ı  Kerim’in neden akıl sahipleri için bir öğüt olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum.

 

 

Detay bilgiler için ayrıca bakınız;

Muhammed Esed’in Müminun-6 ve Mearic-30 ayetlerinin meali.

Mearic-30 eşleri; yani [nikah yoluyla] meşru şekilde sahip oldukları dışında   [isteklerini frenleyenler:] çünkü ancak o zaman hiçbir kınamaya uğramazlar,

Müminun-6 eşleri -yani, [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları insanlar-  dışında [kimsede arzularına doyum aramazlar]: çünkü onlar (eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar;

Lafzen, “yahut sağ ellerinin malik olduğu kimseler” (ev mâ meleket eymânuhum). Çoğu müfessirler bu ifadenin şüphe götürmez bir biçimde kadın kölelerle ilgili olduğunu ve ev (“yahut”) takısının da meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözük-me-mektedir: çünkü böyle bir öngörü ya da ön kabul KURAN’IN KENDİSİYLE ÇELİŞMEKTEDİR. (bkz. 4:3, 24, 25; 24:32).

Üstelik sözü geçen yoruma karşı yapılabilecek tek itiraz da bu değildir. Çünkü Kur’an “müminler” terimiyle hem erkek hem de kadın müminleri kastetmekte; ezvâc terimi de (“eşler”) hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Bunun içindir ki, mâ meleket eymânuhum ifadesinin “onların kadın köleleri” anlamına yorulması için ortada hiçbir sebep yoktur.

Öte yandan, bu ifadeyle erkek ve kadın kölelerin birlikte kastedilmiş olması da söz konusu olmadığına göre, ifadenin hiçbir şekilde kölelerle ilgili olmadığı, fakat 4:24′deki gibi “nikah yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler” anlamına geldiği aşikardır Yalnız ifade, burada, bu anlam örgüsü içinde 4:24′dekinden önemli bir farklılık göstererek evlilik yoluyla birbirine “meşru olarak” sahip olan hem erkek hem de kadın müminlere işaret etmektedir. Bu yoruma göre, cümlenin başında yer alan ev takısı da “yahut” anlamında bir seçenek bildirmeyip, “bir başka deyişle” yahut “yani” tabirleriyle benzer şekilde, açıklayıcı bir ifadeye geçiş işlevini görmektedir ki, bu durumda, bir bütün olarak cümlenin anlamı şöyledir:

.eşleri, yani [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları kimseler dışında.”http://www.rahmet.org/kuran/mealturk/doc(23).pdf

 

http://www.alirizademircan.net/sorular_cevaplar/detay.aspx?SectionID=AvW7CcOUELQlQzfWvBQMfQ%3D%3D&ContentID=Cp%2Bqzbsxq6%2FukQj0B5DYcg%3D%3D

http://www.alirizademircan.net/soylesiler/detay.aspx?SectionID=hkYEbzSvrGfJ0QLmpF%2BGgA%3D%3D&ContentID=i9PfMBfwPGdMWvtwOLWdmw%3D%3D

 

 

 

 

 

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

İslamda CARİYELİK… safsatacılar okusun lütfen… için 17 cevap

  1. Ferda der ki:

    Selamünaleyküm.Kölelerin bağışlanması Beled-13’de yazdığı gibi farzdır.Ama ateistler ,iftira atarak köleliğin Kuranca desteklendiğini savunurlar.Bir adam zina yapacağına,maddi gücüde yerindeyse bırakın birden fazla evlensin.

    • özgür der ki:

      ..Bir adam zina yapacağına,maddi gücüde yerindeyse bırakın birden fazla evlensin….

      Böyle bir yapı islamda yoktur.Zinaya meyli olana bir eş yeter.
      Bir tane yetmeyene dünyalar dolusu eş verilse yetmez.
      Onunki artık haddi aşmaktır.İslamın çok eşlilik ruhsatı
      bir eşle yetinmeyip gözü dışarda olan sapkınlar için değildir.
      Bu erkeğin zevku sefasını düşünüp birle yetinemeyeceğini
      söyleyen zihniyetin o erkeğin yanına eş olarak verilecek insanlara bakış açısında sakatlık vardır.Aile yapısını,insan ilişkilerini, çocukların yetiştirilmesini sakatlayacak bir anlayıştır.Örnekleri de boldur.
      Birden fazla insanla evlenme ruhsatı yetim ve dul haklarına yöneliktir.
      Ayetin bulunduğu yer yetim hakları içinde geçer,
      ayetin içeriği yine yetimlerle başlar.
      Cariyelerle nikahsız ilişkiye meyledene çözüm çok eşlilikte aranamaz.Böyle yapılırsa bir taraf düzeltilirken diğer taraf bozulur..Asıl düzeltilmesi gereken sapkın davranışlardır.İnsanın rüşte erişmesi için gereken ahlaki
      yapının kazanılmasıdır.

  2. Özgür der ki:

    Ona yürüyeceği iki yol gösterdik.

    Fakat o zor olana yanaşmadı.

    Bilir misin, nedir zor olan?

    Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak…

    Zor zamanda vermek…

    Öksüzün başını okşamak…

    Düşmüşün elinden tutmak…

    İman etmek, göçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak; sevgi ve merhamet yumağı olmak.”

    (Beled; 90/5-17)…

    Bütün bunlar Kuranda emrediliyor.Ama vay efendim neden yüzyıllardır
    yapmamışlar, demek ki Kuran emretmemişmiş.Bunları şimdiye kadar neden
    kimse dememişmiş.
    Tarihi de yine işlerine geldiği gibi okuyorlar.

    İhsan Eliaçık der ki;

    Bir yanda tüm toprakların sahibi “ağalar”, diğer yanda o topraklarda karın tokluğuna çalışan “marabalar”… Ve her geçen gün aralarında büyüyen uçurumlar…

    Buradan ne çıkar? “İnsan mı tabu mu?”

    Böylesi bir mülk düzeninde Allah’ın “dini” tutar mı? “Tevhid” olur mu?

    Buradan çıksa çıksa efendi-köle ilişkisi çıkar.

    Kurulsa kurulsa Firavun-köle düzeni kurulur.

    Böylesi bir mülk düzeninden “insanca, pek insanca” bir ilişki çıkmaz, çıkamaz, çıkabilemez.
    ……………..

    “Benden sonra birbirinizin boynunu vurmayın, Müslümana kardeşinin canı, malı, ırzı haramdır” denmesine rağmen canlar heder edildi, mallar yağmalandı, ırzlar çiğnendi.

    “Mülk” (mal, iktidar) yüzünden iç savaşlarda dünyanın gözü önünde 90 bin kişi birbirini kesti. “Muhammed’in adamları birbirini yiyor” dedirttiler.

    İslam o günkü dünya kamuoyunda “Çölde yeni bir din (peygamber) çıkmış kölelere özgürlük (fekku raqabe) diyormuş” diyerek duyulmuştu…
    Bu sese kulak kabartan Sasani ve Bizans’ın köleleri, ezilenleri, mahrumları, çaresizleri, İslam’ın içindeki mülk kavgasını görünce “Bu da diğerleri gibi” dediler ve umutsuzluğa gark oldular.

    İşte o an “çölde haykıranın sesi” duyulmaz oldu. Dünya kamuoyunda estirdiği o muazzam rüzgar hızını kaybetti.

    Ebuzer’in çöle gömülmesiyle yıldızı söndü.

    Ali’nin yenilmesiyle rüzgarı dindi.

    Kanımca sonrası Sasani ve Roma mülk/devlet/imparatorluk düzeninin kılıf değiştirmiş tekrarından başka bir şey değildir…

    Tekrar köle ve cariye sahibi olma yarışına girdiler.

  3. Özgür der ki:

    Allah Kuran da haksız yere bir insanı öldürmeyin der.
    Ama adam öldürene ne ceza uygulanacağını da bildirir.

    Şimdi Kuran bu cezayı bildirdiği için adam öldürmeyi de
    doğru mu bulmuştur.Bu akla zarar , zerre mantık
    içermeyen safsataları kölelik için savunanlar var.

    Kuranda kölelerle ilgili hükümler bulunduğu, köleliği savunduğu söylenip
    islamda olmayan şeyler sanki ondanmış gibi gösterilmeye çalışılıyor.
    Halbuki Kuranın merkezinde tevhid anlayışı vardır, insanların birbirlerine
    değil Allaha kul olmasını temel değer olarak kabul eden bir dindir.Nasıl
    olacakta böyle bir anlayış sağdan soldan insanları kapın ,köle diye kullanın
    diyecekte bunu savunacak.Bu tarz parçacı, akla zarar anlayışlarla kendilerini
    avutmaya gözlerini kapamaya çalışan insanlar ancak kendilerini kandırmaya
    çalışıyorlar .

    Kurandaki bir çok emir mal mülk iktidar davası uğruna ne hallere geldi.
    Kölelikte onlardan biri. Bu tarihden bir kesit , eğrisiyle doğrusuyla bir de tarihi
    böyle okusunlar bakalım Kuran mı köleliğin kaldırılmasını istememiş acaba:

    Bundan 1147 yıl önce…

    Hicri 250, miladi 863 civarı…

    Hz. Peygamber’den 250 yıl kadar sonraları…

    Abbasi İmparatorluğu’nun zirvede olduğu yıllar…

    Bu yıllara gelinceye kadar Emevilere ve ardından Abbasilere karşı yüzlerce isyan olmuş, köle isyanları ise onlarca…

    “Zenc hareketi” bunların en sonuncu ve kapsamlı olanı, diğerlerini geçiyoruz…

    “Zenc” kelimesi Etiyopyalı ve Habeşistanlı anlamına gelen Zeng kelimesinin Farsça’ya Zenc olarak geçmesinden türetilmiş. Buradan da Zengibar denilmiş. Abbasi tarihçileri genellikle Zenc diye yazdıkları için Zenc hareketi olarak geçiyor… Hind kökenlilere Zutt, Pers asıllılara da Esavira demişler. Şehirlerde yaşadıkları varoşlara da Ahmas adını vermişler.

    İşte konumuz Abbasilere 14 yıl kök söktüren bu Zenc hareketi …

  4. Özgür der ki:

    Önce hareketin ekonomi-politiğinden başlayalım.

    “Şattu’l-Arap su yolu” kelimesini İran-Irak savaşında çok duymuşşunuzdur.

    Dicle ile Fırat nehirlerinin Basra körfezine dökülmeden önce birleşip 193 kilometre boyunca aktığı yere deniyor. Şatt sahil, kıyı demek, Şattu’l-Arap da Arap sahili, kıyısı oluyor.

    Buralara daha önce Şatt-ı Osman (Osman’ın kıyıları) deniyordu. Çünkü bu topraklar Halife Osman zamanında Osman b. Ebi’l-As es-Sakafi’ye ikta olarak verilmişti.

    Hz. Osman, kendinden önceki Hz. Ömer’in toprak politikasında iki önemli değişiklik yaptı: Kureyş’in Medine dışına çıkamayacakları ve toprak sahibi olamayacakları yasağını kaldırdı…

    Yasağın kalkması ile birlikte Emevî oğulları gözünü Basra körfezindeki bataklık arazilere diktiler. Buralar bataklık olduğu için ölü arazi (mevat) hükmündeydi. Bu nedenle de vergi olarak onda bir (öşür) alınıyordu. Bu bataklıkları kurutma ve ekilebilir hale getirmek için, önce savaş ganimetlerinden elde ettikleri gelirleri devletten takasla buralara yatırdılar. Yani ölü hazine arazilerini savaş ganimetleri karşılığı mülkiyetlerine geçirdiler. Hz. Osman’ın izin verdiği buydu.

    Bu bataklıkları kurutmak yani ıslah ve ihya etmek için de Afrika’dan köle getirdiler. Köleleri yoğun emek isteyen bataklıklarda ağır şartlarda çalıştırarak oraları çiftlik arazisi haline getirmek istiyorlardı. Böylece büyük “Bahçe sahiplerinden” olacaklardı.

    Böylece geniş toprak sahibi ailelerin ortaya çıkmasının önü açıldı. Sonraki iki asır boyunca feodalite İslam toprağında alabildiğine boy attı, onlarca, yüzlerce Kureyş kabile ağası büyük arazi, çiftlik ve bahçe sahibi haline geldi. Bataklıkları kurutup bahçe/çiftlik haline getirmek için binlerce köle çalıştırmaya başladılar. Klasik arazi fıkhında bile toprak köleliği olmamasına rağmen Roma toprak düzenine dönerek toprak köleliği (plep/serf düzeni)) ihdas ettiler. Ve bunu büyük bir ihtirasla yaptılar.

    Bataklığı kurutma işi tuzları temizleme ve süpürme şeklinde oluyordu. Bu nedenle buralarda çalışan kölelere “Şurciyyun” (tuzcular) ve “Kessâhun” (süpürücüler) deniyordu. Bu işten büyük tuz tüccarları ortaya çıkmıştı. Elde ettikleri tuzları dış pazarlara, hatta Doğu Afrika’ya satarak bunun karşılığında köle, abanoz ağacı ve altın alıyorlardı. Böylece tuzu temizlenerek ziraate elverişli hale getirilen araziler kendi mülkleri oluyordu.

    Bataklıkları böylece çiftlik ve bahçe hale getiren kölelerin işi burada bitmiyordu tabi.

    Kurulan büyük çiftliklerde şeker kamışı, pirinç ve pamuk başta olmak üzere imparatorluk şehirlerinin hububat, sebze ve meyve ihtiyacı karşılanıyordu. Özellikle şeker kamışının yetiştirilmesi; ekimi, büyümesi, sulaması, bakımı, hasadın toplanması, şekerin çıkarılması ve imal edilmesi, yılın oniki ayı süren ve yoğun emek isteyen oldukça nazlı tropikal bir bitkiydi. Bunun için yoğun bir köle emeği gerekiyordu.

    İlginçtir Güney Amerika’ya Afrika’dan gemilerle götürülen köleler de örneğin tropikal bir iklime sahip Brezilya’daki şeker kamışı tarlalarında çalıştırılmıştı. Buralarda da 400 yıl boyunca kölelik kaldırılana kadar yoğun bir şekilde köle istihdam edilmişti. “Kapitalizmin en sevilen çocuğu şeker kamışı tarlalarıdır” sözü boşuna söylenmemiş.

    Ancak Şattu’l-Osmani’de çalıştırılan köleler o kadar şanslı olamadılar. Bölgede kısa sürede ortaya çıkan yeni “Bahçe sahiplerinin” tarlalarında ölesiye, gece gündüz çalışmak zorundaydılar.

    İmparatorlukta köleliğin kaldırılmasına dair hiçbir işaret de yoktu.

    Kur’an’ın köleliği kınayan ayetlerini bayraklarına yazıp meçhule kılıç çekmekten başka yol görünmüyordu.

    Nitekim öyle yaptılar.

    Bayraklarına “Fekku ragabe” (kölelere özgürlük!), “Allah müminlerin canını ve malını cennet karşılığında satın almıştır” yazılı ayetleri yazarak başkaldırdıklarında, modern kapitalizmin doğmasına daha bin yıl vardı…

  5. Özgür der ki:

    “Sahibuzzenc” (Zenci dostu/ lideri) diye anılan Ali b. Muhammed, Abbasilerin başkent olarak kullandıkları zamanlarda Samarra’da yaşıyordu. Abbasi halifesi Musta’ın döneminde İslam dünyasında başta Şiîler olmak üzere muhalif dünya “Mehdi gelecek, vahşet bitecek” beklentisi içindeydi. İmparatorluğun dört bir yanında mehdi iddiasıyla ayaklanmalar birbiri ardınca patlak veriyordu.

    Zenci lideri Ali b. Muhammed böylesi bir zamanda ortaya çıktı.

    Şair ve edebiyatçı bir kişiliği vardı. Hat, gramer ve astronomide ilerlemişti, hocalık özelliği vardı. Abbasi başkentindeki lüks ve sefahati, ahlaki çözülüşü yakından gördüğünden “İçki buralarda su gibi akıyor/İnsanlar günah işlemeye ne kadar da düşkünler” diye dizeler yazdığını görüyoruz.

    Adından da anlaşılacağı gibi soyunu Hz. Ali’ye dayandırdı. Çünkü muhalefet akımları eğer başarı kazanmak istiyorlarsa bu şemsiye altına girmek zorundaydı. Ortaçağ İslam dünyasında yeni bir dünya için muhalefetin ve umudun dili buydu.

    Başkent Samarra’dan Bahreyn, Basra, Kufe, Bağdat gibi şehirlere giderek kuvvet toplamaya başladı. Çöl içlerinde bedevilerle görüştü.

    En güçlü katılım bugünkü Basra körfezi civarındaki bataklık bölgelerde çok ağır şartlarda çalışan zenci kölelerden geldi. Kureyş toprak ağaları tarafından Afrika’dan bu bölgeye getirilerek kanallarda çalıştırılan tuz işçileri (şurciyyun) ve süpürme işçileri (kessâhun) akın akın Ali b. Muhammed’in davetine icabet etmeye başladı. Efendilerinden kaçan binlerce köle hareketine katıldı.

    Ali b. Muhammed, bataklıklarda çamur deryası içinde çalışan köleleri ziyaret ediyor, çoşkulu konuşmalar yapıyordu. Köleliğin sona ereceğini, efendilerinden kaçarak harekete katılanların özgür olacağını söylüyor ve Kur’an’dan ayetler okuyordu. En çok öne çıkardığı “Allah mu’minlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığı satın almıştır” (Tevbe; 9/111) ayetiydi. Bu ayeti okuyarak Allah’ın kullarının insanlar tarafından alınıp satılamayacağını, yegane satın alanın Allah olduğunu söylüyordu. Keza Beled suresindeki “Fekku Ragabe” (kölelere özgürlük!) gibi ayetlere sık sık göndermede bulunuyordu.

    Efendilerinden kaçarak harekete katılan kölelerin tekrar iade edilmesi için teklif edilen köle başına beş dinar tekliflerini reddediyor ve bu maceraya herhangi bir dünyevi gaye için girmediğini, amacının Allah rızası, özgürlük, adalet ve dindeki bozulmanın önüne geçme olduğunu söylüyordu.

    Böylece giderek güçlenen hareket korsan eylemlere başladı.

    Abbasi kuvvetlerine baskınlar düzenliyor, gemilere el koyuyor, efendilerin konaklarını basıyor, ele geçirdikleri ganimetleri kölelere ve yoksullara dağıtıyorlardı.

    En şiddetli çarpışmalar zengin toprak sahibi efendilerinin yaşadığı Basra şehrinde oldu. Binlerce zenci köle şehre girerek her yanı yakıp yıktı. Zengin konakları, şatafatlı evler, lüks villalar ateşe veriliyor, kendilerine engel olmak isteyenler kılıçtan geçiriliyordu.

    Öfkenin pimi çekilmişti.

    Siyah öfke dalga dalga büyüdü, büyüdü…

    Bataklığın ortasında kendilerine bir şehir kurdular: El-Muhtare…

    ‘Özgürlük kenti’ anlamına gelen el-Muhtare aynı zamanda onların merkeziydi. İmparatorlukta efendilerinden kaçan ve özgürlük isteyen binlerce köle buraya geliyordu.

    Zenci lideri el-Muhtare’de oturuyor, hareketi oradan yönetiyordu. İsyan giderek yayılınca bölgedeki şehir, kasaba ve köyler teker teker onlara geçti. Basra, Ahvaz, Übulle, Abadan gibi şehirleri de hakimiyetleri altına aldılar.

    El-Muhtare’de kendilerine özgü para bile bastırdılar.

    Paraların ön ve arka yüzlerinde şunlar yazıyor: “Tek olan Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed b. Emiru’l-Mu’în… Allah’ın adıyla bu dinarlar 261 (873) senesinde Muhtara’da basıldı… Allah muminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığı satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar… Muhammed Allah’ın elçisidir. Mehdi Ali b. Muhammed… Kim Allah’ın hükümleri ile hükmetmezse kafirlerin ta kendisidir. Dikkat edin Allah’tan başka hüküm koyan yoktur ve Allah’tan başka itaat edilecek yoktur…” (Bu paralar şu an Londra Biritishe ve Paris müzelerindedir).

    Abbasi tarihçilerinin aşağılama ve suçlama dolu iddialarına rağmen zenci lideri gayet iyi niyetliydi. Hareketin sivil halka değil; bizzat toprak sahibi efendilere ve bunları destekleyen Abbasi devletine karşı olduğunu bizzat tarihçi İbnu’l-Esir bile söyler.

    Ancak Zenc hareketi köklü bir proğramdan yoksundu. Nitekim Ali b. Muhammed’e Karmati lideri Hamdan b. Karmat’ın “Sende asker var, ben de ise proğram (mezhep), gel birleşelim” diye mektup yazdığını görüyoruz. Ancak bu teklifin zenci lideri tarafından neden kabul edilmediğini bilmiyoruz.

    Zenci liderleri hutbelerine başlarken daima “Allahu ekber, La hükme illa lillah” diye başlıyorlardı . Bayraklarına bu türden ayetler yazmışlardı. Ali b. Muhammed’in konuşmalarına ve kullandığı sloganlara baktığımızda Ezarika Hariciliği ve Şiî Zeydiliği arasında gidip geldiği görüyoruz.

    Neden böyle olduğu gayet anlaşılabilirdir. Çünkü Ezarika Hariciliği İslam tarihinde eşitlikçi ve anarşist fikirleri ile tanınmış bir guruptur. Halife seçiminde zenci-beyaz herkesi eşit görürler. İmametin Emevî-Haşimî farketmez soya bağlı olmasını reddederler. Bu nedenle Şiîliğin verasete dayalı Ehl-i Beyt imamet anlayışı onlara terstir. Ezarika Hariciliği İslam tarihinde genellikle ezilen ve horlanan sınıfların eşitlikçi ve devrimci mezhebi olarak bilinir.

    Zenc hareketinin Şiî imgeleri kullanmasının ise Şiîlikte yeryüzünü adaletle dolduracak ve kötülüklerden temizleyecek “beklenen mehdi” anlayışının ezilen halk kitlelerinde uyandırdığı yankı sebebiyle olduğu anlaşılıyor.

    Kısa sürede onbinlerce zenci kölelin katılımı ile “Sahibuzzenc” (zenci kölelerin dostu/lideri/kurtarıcısı) haline gelen ancak kendisi bir beyaz olan Ali. Muhammed liderliğindeki bu hareket bataklık ortasına kurdukları özgürlük şehri el-Muhtare’de 14 yıl hüküm sürdüler. Vergi toplayıp civar şehir, kasaba ve köyleri kendilerine bağladılar. Efendilerinden kaçan binlerce köleden oluşan birlik ve orduları ile kurdukları şehirlerde ortaklaşacı bir üretim ve paylaşım düzeni yaratmaya çalıştılar. Büyük toprak sahipleri ve onların siyasi ve askeri koruyucusu merkezi imparatorluk (Abbasiler) ile defalarca üzerlerine kuvvet gönderilmesine rağmen ölesiye savaştılar.

    Kendi kurdukları şehirlerde kısmî özgürlüklerine kavuşmuşlar ama düzenli bir proğramdan yoksun oldukları için tam bir yönetim de tesis edememişlerdi. El-Muhtare’de kurdukları düzen ortaçağ İslam dünyasının feodal geleneklerini tam aşamamıştı.

    El-Muhtare’de kurulan yeni düzenin kısa sürede asıl amaçlarından uzaklaşarak, “karşı çıktığına benzeme” kadim hastalığına yakalandığını görüyoruz. Liderlerinin Abbasi sultanlarına özenerek şatafatlı hayat sürmeye başlaması üzerine bu sefer “içlerinden çıkan efendilere” öfke ve isyan sesleri yükselmeye başladı. Bir kez daha “acılar içinde doğan dinler ve devrimler, iktidara gelince rahat ve konfora gömülür ve yozlaşır” kuralı işlemekteydi… Sonra yine yeniden…

    Zenc hareketinin devamı mahiyetindeki Karmatilerin el-Ahsa’da kurdukları şehre baktığımızda ise daha gelişmiş bir proğram ve eşitlikçi, ortaklaşacı bir düzen çabası görüyoruz. Öyle ki Karmatilerin dini, siyasi ve felsefi proğramları İslam tarihinde “İhvan-ı Safa” adıyla tanınmıştır. (Karmatileri başka bir yazıda ele alacağız).

  6. Özgür der ki:

    Gelelim Zenc hareketinin ve liderleri Ali b. Muhammed’in akibetine…

    Abbasiler, Saffari ve Tolunoğulları tehdidi ile uğraşmakta olduğundan, Zenc hareketine köklü bir çözüm üretememişlerdi. Nihayet el-Muvaffak komutasında düzenli bir ordu ile zencilerin eline geçen şehirleri bir bir kuşatmaya başladılar. Önce ambargo uyguluyor, aç ve susuz bırakıyor, iyice güçten düşürdükten sonra köyleri yakıyor, şehirleri tarumar ediyorlardı.

    Böyle böyle Zenc şehirleri el-Mani’a, El-Mansura ve Ahvaz düştü.

    Abbasi kuşatması Zenc başkenti el-Muhtare’ye yöneldi. Şehre giriş çıkışları kestiler. Ambargo bütün şiddeti ile günlerce devam etti. Var gücüyle asılan Abbasi ordusu şehri yok etmek, köleleri tekrar efendilerine teslim etmek ve köle liderini idam etmeyi kafaya takmış ve bunu bir “devlet gururu” haline getirmişti.

    Bataklığın ortasında kurulan hareketin başkenti el-Muhtare’de günlerce göğüs göğüse çarpışmalar oldu. Onbinlerce köle “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmadığı” için ölümüne çarpışıyor, vuruşuyor, ölüyorlardı.

    Abbasi orduları adeta öldüre öldüre bitiremediler.

    Dört bir koldan şehre son bir saldırı düzenlediler. Taş üstünde taş bırakmamacasına zenci köleleri kılıçtan geçirdiler. Liderleri Ali b. Muhammed’in etrafında vuruşa vuruşa ölüyorlardı. Nihayet Ali b. Muhammed, Ömer Muhtar’ın yalnız kalma sahnesi gibi tek başına kaldığı bir anda yakalandı.

    Kendisine eman verilmesine, isyan boyunca çok cazip teklifler yapılmasına, mağlubiyetin ucu görününce yakın adamlarından kendisini terk edenler olmasına rağmen teslim olmadı ve vuruşarak ölmeyi tercih etti.

    Öldürüldüğünde 48 yaşındaydı. Kellesi kesilerek mızrağın ucuna takıldı. Bağdat’a getirilip meydanlarda günlerce teşhir edildi. Bağdat’ın ‘yeşil sarıklı olu hocaları’, kölelerin ve cariyelerin hizmet ettiği ‘yeşil saraylarda’ “vatan, millet ve servet düşmanlarını kahreyle ya Rabbi!” diye dualar etti.

    “Bahçe sahipleri” huzura garkoldu.

    Kölelerin kurduğu el-Muhtare’de ise gökyüzüne yükselen dumanlar akbabalara karıştı. Kan ve ceset kokusundan şehre girilemez oldu.

    Şehri baştan aşağı yıktılar.

    Cesetleriyle birlikte cayır cayır yaktılar.

    Geride hiçbir kalıntı kalmasını istemediler.

    14 yıl süren isyanda İbnu’l-Esir’e göre 500 bin kişi öldü.

    Bugün zenci kölelerin Dicle ile Fırat’ın birleşip Basra körfezine aktığı yerde, çalıştırıldıkları şeker kamışı ve pirinç tarlalarının ortasında kurdukları ve adına ‘özgürlük kenti’ (el-Muhtare) adını verdikleri şehirden kalma hiçbir kalıntı yoktur.

    Ne filmleri çekildi, ne romanları yazıldı, ne de tek bir ağıt duyuldu.

    Adı: el-Muhtare idi.

    İslam’ın kayıp şehri el-Muhtare…

    İhsan Eliaçık

  7. Özgür der ki:

    “Mehirlerini verdiğin eşlerini; Allah’ın sana ganimet olarak nasip ettiği CARİYELERİ; SENİNLE BİRLİKTE GÖÇ EDEN, HALA,DAYI, TEYZE KIZLARINI; seninle EVLENMEK İSTİYORLARSA, salt sana özgü bu durum olarak, hepsini helâl kıldık. Onlar mehirlerini Peygamber’e bağışlayabilirler. Bu konuda güçlük çekmeyesin diye onların da üzerlerine neyi farz kıldığımızı bildirdik; Allah bağışlayandır, acıyandır.” AHZAB 50

    Yani cariyelerle evlenmek aynı hala kızlarıyla vs. “evlenmek” gibi Peygambere helal.

    “(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz CARİYELER MÜSTESNA, evli kadınlar da size haram kılındı…………………. (Nisa/24)

    Burada da evlenmenin yasak olduğu kadınlar anlatılıyor, Nisa 23 ten itibaren evlenilmesi haram kılınanları sayıyor en son evli kadınlar da size haram diyor.Evli olmayanlar nikahsız mı helal olacak da cariyeler nikahsız helal olsun.Sonrasında Nisa 25 te de cariyelerle evlenme şartlarına geçiliyor.

  8. ahmet der ki:

    İslam dinini cariyelik ve kölelik konusunda içinden çıktığı anlayışın sınırlarını aşamadığı ortada. Kıvır kıvır beyinleri zorla, ayetlere bak hadislere tara çıkış bulamıyorsunuz. SORUM ÇOK NET: Köle erkek ile cariyenin evlenmesinden doğan çocuk KÖLEMİ oluyor Özgür bir insan mı?. Eğer köle erkek ile cariye birlikteliği/evliliğinden doğan çocuk “özgür bir bireydir” demiş ise dininiz biraz paçayı kurtarır. Ama doğan masum çocukta köledir diyorsa ve siz hala o dine inanıyorsanız, insanlığınızdan şüphe ederim.

    • Merve der ki:

      1. İslamiyette, köleliliğin olmadığını SAVAŞ ESİRLİĞİ olduğunu anlattım yazımda… Bu noktada iki şık var…

      “Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya KARŞILIKSIZ olarak, ya da FİDYE ile SALIVERİN. Allah’ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir.”(Muhammed suresi 4)”

      2. “Nur suresi 33 Ayette geçen mükatebe’nin anlamı, esirin kendi başına çalışıp kazancını biriktirebilmesidir. Bu sayede esir; kendi fidyesini ödeyip, özgür kalabiliyordu…” dedim…

      Şimdi…

      Sorunuzu daha anlaşılır kılmak için şöyle soralım… Bir “savaş esiri” fidyesini ödemek için çalışırken bir sebeple öldü diyelim… Çocuğu köle midir ?

      Savaş esiri, zaten kendi özgürlüğüne kavuşmak için çalışıyordu…
      Anlaşılması için Tekrar edeyim…

      Çalışması, “kendi özgürlüğü” içindi…

      Çocuklarla bu işin ne alakası var… Çocuk zaten özgür…

      Siz kendi önyargılarınızla, batıdaki siyah tenli insanlara yapılan köle anlayışının islamiyette var olduğunu sanarak yazıyı okuyorsunuz…

      İslamiyette böyle bir anlayış yok…

      Her insan eşittir…

      Konumuza sebep olan kişiler Müslümanlara savaş açmış, onları evlerinden yurtlarından etmiş kişiler…
      Yoksa;
      Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.”

      3. “Eğer ….. demiş ise dininiz biraz paçayı kurtarır…” demişsiniz.

      OYSA Siz yaratılmış olansınız…
      Bir hayvan ile aranızdaki fark, Allah’ın size kıymet verip “akıl” vermiş olması…

      Siz, akıl verilensiniz…
      Akıl veren değil

      Tekrar edeyim… Siz yaratılansınız… Allah dilemedikçe “sizin” paçayı kurtarmanız hiçbir şekilde mümkün değil…

      İslamiyeti beğenmeyelere tavsiyem, kendilerine paçalarını kurtabilecekleri bir yer bulsunlar… Var mı öyle bir yer ?

      Mesela ölümden kaçmanın bir yolunu bulabildiler mi?

      Senelerce batıdaki gibi insanlara köle gibi davranmış, kölenin çocuğunu bile kendine köle etmiş ( bunu o kişiye sadece teni farklı bir renk diye yapmış), başkalarına zulmederken, hayatını zevk sefa içinde geçirmiş biri öldüğünde size göre ne olacak ? Bu soruyu soruyor musunuz kendinize…

      İslamiyete inanmadığınıza göre cehenneme de inanmıyorsunuz…

      O halde Sizin inancınıza göre bu adam paçayı kurtardı… Yani yaptığı yanına kar kaldı… Yaptıklarının bir bedeli olmayacak öyle mi?

      Siz kim, bana akıl vermek kim …

  9. Utku Derin der ki:

    lMerhaba, güzel kardeşim. İyi şeyler yapmaya çalışmak aklı kullanmamak demek değildir. 1. savaş esiri alırsın ama köle yapamazsın, cariyen olamaz. 2. Hür adamla evlenen cariyeler artık esir değildir. 3. o dönemde sahibinden çocuk sahibi olan bütün cariyeler köle değilmiş demek ki. 4. Cariyenin çocuğu hür bir babadan doğduysa hürdür. 5. Demek ki o dönemde hayatta yaşayan kaç yaşında olursa olsun hür bir babadan doğan bütün köleler azad edilmek zorundaydı. En azından Kuran bunu söylüyor. 6. Çeşitli sebeplerden dolayı köle azad edilmek zorundaydı. 7. Fitre zekat gibi durumlarda ilk öncelikli fakir konumunda köleler vardı. 8. peygamber döneminde zekat ve fitre zorunluydu. demek ki köleler özgürlüğünü kazanacak maddi birikime kısa zamanda erişebilecek durumdaydı.
    Şimdi soruyorum sana diyorsun ki Kuran veya Muhammed köleliği yok ettikten sonra vefat etti. Aslına bakarsan bu sav gerçekten kabul edilebilir. Çünkü toplum düzenine bakarsan gerçekten de peygamber döneminde kölelik yok edilmiş gibi görünüyor. Hadi diyelim ki köleliğin en fazla 50 yıl ömrü olsun. Şu anda neden kölelik ayetleri var?
    Kölelik ayetlerin nesh edilmek zorunda oldugunu bilmiyor muydu Allah? Peki neden kaldırmadı? İşte asıl akıl almaz soru burda.Araplar kendi akıllarına göre peygamberden ezberlerdiklerini yazmışlar ve kitap budur diye yutturuyorlar. Aklınızı kullanın derim

    • Merve der ki:

      Merhaba Utku bey,

      1. Aynen öyle… evlilik olmadan cariyesi olabilse, aşağıdaki ayet neden olsun?

      Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar. Bakara suresi 221

      Müşrik bir kadından, iman etmiş olan bir cariye ile “evlilik” daha hayırlı…
      Müşrik bir erkekten, iman etmiş bir köle ile “evlilik” daha hayırlı..

      2. Evlenirken kadına mehir verilir…. Cariye de kadın oduğu için evlenirken mehir alacaktır.. Mehir, fidyesini karşılıyor ise, hürdür…

      3. Muhammed suresi 4. Ayeti bir daha okuyun. Cariyenin özgür olması için “çocuk doğurması” gerekir deniliyor mu ayette…
      Hayır…
      Hem erkek için hem de kadın için iki şart var… ya “karşılıksız salıverilme”, ya da “fidye”… bu kadar net…

      4. Çocuğun kimden doğduğunun bir önemi yok.. Çocuk zaten hür…

      5.Kölelik yok islamiyette.. Savaş esirliği var..

      6. “Hadi diyelim ki köleliğin en fazla 50 yıl ömrü olsun. Şu anda neden kölelik ayetleri var?” demişsiniz..

      Yine tekrar edeyim… Kölelik ayeti yok… savaş esirliği ayeti var…

      Savaşlar dünyada bitti mi ki, ayetler nesh edilsin ?

      Ön yargılı olarak okuyorsunuz Kur’anı.
      Ön bilgi ile okumanızı tavsiye ederim.

      Ön yargı “akılsız”, ön bilgi “akılların” özelliğidir… Aklınızı kullanın derim…

  10. Aslı der ki:

    ALLAH (cc) sizden razı olsun… Çok bilgilendirdiniz beni. Bir çok şeyi yanlış anlamışım. Doğrusunu buldum sayenizde… Allah razı olsun tekrardan 🙂

  11. Celal der ki:

    Dün gece Nisa Suresi’nin mealini okurken bu meseleye takıldım ve açıkçası kafam biraz karışmıştı. Ancak buradaki kardeşlerimin paylaştığı bilgileri okumam ile gönlüm rahatladı. Allah bunları öğrenmeme yardımcı olan Müslüman kardeşlerimden razı olsun.

  12. ahmet der ki:

    Selam herkeze Ayetlerle cok güzel açıklamışsın arkadaşım sağol İslam dini doğrulugu adaleti kanaatkarligi sabrı dünyaya meyletmemeyi emrediyor ama milleti anlamak mumkun değil aç gözlülük adaletsizlik ve akılsızlık dolu bidunya şeye itibar ediyo

  13. Tuğçe der ki:

    Merve hanım yazınız için teşekkür ederim kafa karışıklığım büyük ölçüde hafifledi. İslam dinimizi doğru bir sekilde aktardığınız için teşekkür ederim.

  14. ali der ki:

    merve hanım allah razı olsun sizden

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.