Hz AİŞE validemizin evlilik yaşına bakılarak, kız çocukları evlendirilir mi?…

Peygamber efendimiz as’ ın evlilikleri günümüzde bazı çevrelerce çokça eleştirilmektedir…

Özellikle de Hz Aişe validemizle olan evliliği…

Ben lafı uzatmadan bu konuyla ilgili edindiğim bilgileri özetleyeceğim sizlere… Birkaç gündür araştırma içinde olduğum için başka yazı yayımlayamadım… bundan sonraki  yazımın konusunun Peygamber efendimiz as ‘ın çok eşliliği  olmasını planlıyorum ama hayırlısı… Bu konularla ilgili çok fazla araştırma var ve okumam zaman alıyor…

Amacım, sizlere  farklı bakış açıları sunabilmek …

Doğru bildiğimizi sandığımız şeyler,  acaba “Kur’an la örtüşüyor mu?”

Bu sorunun üzerinde oldukça düşünmemiz lazım…

Bu yüzden yazıdaki  ayrıntılara şaşıracaksınız baştan söyleyeyim…

1-    Şimdi size sorsam… Peygamber efendimiz as ın ilk eşi “Hatice” validemiz… evlendiğinde kaç yaşındaydı diye? Çoğunluk hemen 40 diyecektir… hiç şüphe etmeden…

Peki hz “Aişe” validemiz kaç yaşındaydı desem? Genel olarak 9 denilecektir…

“9 Yaşında bir çocuk nasıl evlenebilir”  diye bir İslam alimine sorduğunuzda size genel olarak şu cevabı vereceklerdir..

“Arabistan malum çok sıcak bir  memleket, o yüzden oradaki kızlar erken büluğa eriyor”…

Şimdi gelelim dikkat çekici ayrıntıya…

Sıcak iklimlerde yaşayan yerlerde bayanlar, erken büluğa erdikleri gibi, menopoza da erken girerler…

Hz Hatice validemiz evlendiğinde 40 yaşında ise, bu sıcak memlekette, 40 yaşından sonra 6 çocuğu dünyaya nasıl getirdi?

Yani hz Hatice validemiz ,hz Fatma’yı dünyaya getirdiğinde “58” yaşında mıydı !…

Ayrıca, Hz Hatice validemizin aslında dul ol-ma-dığı, (çünkü ,o dönemlerde dul bayanlar amcalarının iznine gerek duymadan evlenebiliyorlardı … Ancak hz Hatice validemiz babası öldüğü için amcasından izin alarak peygamber efendimiz as evlenmiştir.) hakkında da  rivayetler  vardır…

Hz Hatice validemizin, kırklı yaşlarda değil hatta peygamber efendimiz as dan 3 yaş küçük olduğunu söyleyenlerde var…  Bunlar bugünün alimlerinin görüşlerimi… hayır… Hz Hatice validemizin, 40 yaşından daha genç olduğunun rivayet edildiği eski kaynaklar…

İbn Habib’in “Muhabber” isimli kitabı (s. 79)

Belâzuri’nin “Ensab I” adlı kitabıdır. (S.177)

İbn Sa‟d, VIII, 17.

Neden hz Aişe ve hz Hatice validemizin farklı yaşlarda olabileceğine dair rivayetler varken, sadece 9 ve 40 yaş esas alınmış, diğerleri ötelenmiş, araştırılması lazım…

Kur’an-ı Kerime zarar veremeyeceklerini anlayan kişilerin, Peygamber Efendimiz as. eşleri üzerinden islamı tahrip etmeye çalışmaları, amaç olabilir mi?

2  –   “Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.” (nisa suresi; 6)

Peki,  Arap toplumunda kızlar cocuk yasta evlendiriliyorsa, “evlilik çağı” diye bir tabiri Rabbim ayette neden kullansın?

Bu ayet indiğinde Peygamber efendimiz as’ a, “evlilik çağı nedir “ diye soran tek bir sahabe yok.

Örneğin, kız çocukları diri diri gömülüyor ol-ma-saydı, kız çocuklarınızı öldürmeyin diye bir ayet inmezdi…

Ayetten de net bir şekilde anlasildigi gibi… o zaman ki Arap toplumunda da , kültürlerine yerleşmiş bir “evlilik çağı ” olgusu vardı…

Günümüzde ki kullanımı gibi …Kızlar ancak büyüdüklerinde “Evlilik çağın geldi” denilir …

3–   Evlenirken bayanlara, erkeklerin mehir vermesi gerekir… Mehirde  “sınır” yoktur…

Evlenecek bayan, eş adayından istediği kadar mehir isteyebilir…

Günümüzde başlık parası saçmalığında olduğu gibi parayı kızın ailesi değil,  kızın bizzat kendisi alır…

Erkeğin, evlendikten sonra eşine verdiği mehir üzerinde kullanım yetkisi yoktur…  Eşinin nasıl harcadığına ve harcayacağına karışamaz… tabi kadın, bunu kendi rızasıyla eşiyle beraber paylaşmak isterse ayrı…

Bu konu, aşağıdaki ayetle net bir şekilde açıklanmaktır…

Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin. (Nisa suresi ;4)

Ayette mehirlerini verin deniliyor… Peki çocuk yaştaki kız cocuğu, mehrini nasıl harcayacak ya da tasarruf edecek? (ayette evlenecğiniz kişi, çocuk yaşta ise mehri eşine, ya da ailesine verin, ya da şimdi vermeyin sonra verirsiniz  gibi ayrıntılar var mı? yok… çünkü böyle bir durum söz konusu bile değil)

Yetimlerle ilgili ayette bahsetmiştik… Mallarının verilmesi için (akılca olgunlaşmaları )reşit olmaları gerekiyor diye…

Kadının mehri alabilmesi için veya gönül hoşnutluğu ile bağışlayabilmesi için de reşit olması gerekli…

4-    Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkekle evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır. –    (Nur suresi  4.)

Bu ayet, kişilerin kimlerle evlenebileceğini anlatıyor…

Bir çocuğun müşrik olması düşünülebilir mi? Ya zina yapması?

5-   İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. (Nisa suresi 25)

Bu vasıfta özellikleri olması gerekenlerin (kırmızıyla işaretlenen) , çocuk olmaları mümkün mü?

(bu arada, cariyeler ile ilgili yazımı okumayanlar için tekrar belirtelim… İslamiyete göre cariyelerle cinsel ilişkiye girmek için evlenmek gerek-mi-yorsa, neden   “evlenebilme şartları “ getirilmiş olsun…)

6 –     “Kâsânî, Nûr sûresinin “Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverisli olanları evlendirin…” mealindeki 32. Âyetin de geçen “eyâma kelimesinin küçük ya da büyük, eşi olmayan kadınlar anlamına geldiginden hareketle babanın, küçük kız çocugunu evlendirebilecegini söylemektedir.*

Kâsânî’nin ifadelerinden anlasıldıgına göre bu âyeti aynı amaçla Ebû Hanîfe de delil olarak kullanmaktadır.**

Oysa âyetin devamında “Eger fakir iseler, Allah kendi lutfu ile onları zenginlestirir” buyrulmaktadır.

Yani fakir oldukları söylenen kisiler, evlendirilmesi istenilen kişilerdir. Bu kişilerin kendilerine yetecek kadar malları olmadığını gösterir.

Nisâ sûresinin 6.âyeti ile bu âyet beraber düşünülürse, malı üzerinde tasarruf yetkisi olmayan çocuklar için bu ifade kullanılamaz.”

*  Kâsânî, Bedâi’u’s-sanâi’, II, 240.

** Kâsânî, Bedâi’u’s-sanâi’, II, 241.

(Altıncı maddenin tamamı,  Kur’an Işığında Küçüklerin evlendiril(eme)mesi meselesi  Dr. Fatih Orum dan alıntıdır…)

7-   Şimdi biraz düşünelim… Ayetler bu kadar net iken, Hz Aişe validemizin 9 yaşında evlendiğini varsayan bir sürü tutarsız rivayeti esas alarak, İslamiyet adına kız çocuklarının evlenebileceği hükümlerine  nasıl varılabilir ?

Ama varılmış… Çocuk yaşta evliliğin tek kaynağı budur, düşünebiliyor musunuz olayın vehametini…

Buna izin veren, veya bu anlama gelen TEK BİR AYET  bile yokken hem de…

Yazımı hazırlarken Doçent doktor Fatih Orum beyin makalesinden faydalandım… (google akademiden okuyabilirsiniz… Yazısında Hz Aişe validemizin evlilik yaşının, 9 ola-ma-yacağını da rivayetlerle anlatmıştır… )

Kısaca, ayetler bu adar açık iken, çocuk yaşta evliliğe islamiyetin izin verdiği asla söylenemez…

İslâm hukukçuları arasında bulûğ çağına ulaşmayan kimselerin hiçbir kimse tarafından evlendirilemeyeceği görüşünde olan hukukçular da vardır. İbn Şübrüme bunlardandır. http://www.diyanet.gov.tr/turkish/basiliyayin/weboku.asp?sayfa=14&yid=36

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Hz AİŞE validemizin evlilik yaşına bakılarak, kız çocukları evlendirilir mi?… için 29 cevap

  1. derya der ki:

    canım çok güzel,dolu bir yazı hazırlamışsın.keşke hepimiz senin gibi araştırmacı ve sorgulayıcı bir ruha sahip olsak.Güzel dinimiz hakkında standart, hap gibi verilen o kadar çok bilgi var ki!!!

  2. Hilmi der ki:

    Dedimya islam tarihi yazıldı… Yeniden yazmaya çalımak boşuna

    Hz Muhammedin ölümnden sadece 150 yıl sonraki alimlerin temel kaynak görülen eserlerini yok sayıp 1400 yıl sonra yazılan yeni fikirleri kendince dellillerle destekleyerek vermek çokta gerçekci değil… Ve bazı hesaplamalarınız da hatalı eğer doğumu dediğiniz yaşta olsa (Hz Hatice kaynaklarda 555 doğumlu gösterilir.. buna 58 ekleyelim 613 eder ki şia kaynakları 614 yılını kabul eder) Hz. Ali ile evlendiğinde 10 yaşı civarında olması gerekir.. Sunni kaynaklar bunu 10 yıl geriye çeker o zaman da 48-50 arası bir yaşa gelir..

    Gelelim başka bir boyuta diyelim dediğiniz yaş hesaplamaları doğru ozaman da derim ki Kızını 10 yaşında evlendiren Hz. Muhammed’in (624 yılında Hz. Ali ile evlendi) o çağda normal olduğuna göre 9 yaşında bir kızla evlenmeside pekala mümkündür….

    Yani neresinden bakarsanız bakın sonuç değişmiyor islam tarihi bütün günahıyla sevabıyla beraber bence doğru yazılmış .. Saygılar

    • Merve der ki:

      Tarihin içinde benim bahsettiğim rivayetler de var… hz hatice validemizin 58,60 yaşında Hz fatıma ra doğurmuş olmasını mantıklı bulabilir buna da inanabilirsiniz, Daha geçn yaşlarda evlendiğine de inanabilirsiniz…
      Aşağıda vereceklerim de tarihi hesaplamalar… zaten hepsi tezlerini “tarihe” dayandırıyor… işin enteresan kısmı da bu aslında…

      Hz. Âise’nin küçük yasta evlendigine dair yukarıda sözü edilen rivayetle
      birlikte aynı konuyla ilgili farklı rivâyetler, tarihi olaylar arası mukayese ve
      çıkarımlar ve tarihi kaynaklardan hareketle Hz. Âise’nin zifaf yasının 8-21 yas
      aralıgında olduguna dair tespitler de bulunmaktadır.63 Yapılan bir çalısma su
      hususlara dikkat çekmistir:

      Âise’nin risaletten önce yani cahiliye döneminde dogdugunu söyleyen
      Tabarî’nin, Âise’nin 620 yılında nisanlanıp 623 yılında Rasûlullah ile birlikte
      yasamaya basladıgını söylemesi tarihi bir çeliskidir.

      Zira bu, Âise’nin 613 yılında yani risaletten sonra dogdugu anlamına gelir.
      _bn Hacer’e göre Fâtıma dogdugunda Rasûlullah otuzbes yasındaydı.
      Fâtıma Âise’den bes yas büyüktü. Dolayısıyla Âise dogdugunda Rasûlullah kırk
      yasındaydı. Rasûlullah’ın, Âise ile Medine’de evlendigi dikkate alındıgında
      Âise’nin en az oniki yasında olması gerekir.

      Abdurrahman b. Ebi’z-Zinâd, _bn Kesir ve _bn Hacer’e göre Ablası Esma
      Âise’den on yas büyüktü. Esmâ hicri 73 yılında yüz yasında öldü. Dolayısıyla
      Esmâ’nın hicrette 27-28 yaslarında olması gerekir. Esmâ Âise’den on yas
      büyükse Âise hicrette 17-18 yasında olmalıdır.
      O halde Âise Rasûlullah’la beraber yasamaya basladıgında 19-20 yaslarında olmalıdır.64

      Âise’nin Bedir ve Uhut savaslarına katılmıs oldugu ve kadınların
      savastaki fonksiyonlarını icra ederken olması gereken yasları dikkate
      alındıgında yasının büyük olması gerekir.

      63 Savas, Rıza, “Hz. Âise’nin Evlenme Yası _le _lgili Farklı Bir Yaklasım”, D.E.Ü. _lahiyat
      Fakültesi Dergisi, IX, _zmir, 1995, s. 139-144; Coskun, Selçuk, “Hadislerin Tarihe Arzı”nin
      Uygulamadaki Bazı Problemleri (Hz. Âise’nin Evlilik Yası Örnekleminde Bir _nceleme)”,
      Ekev Akademi Dergisi, yl. 8, sy. 20, Yaz 2004, s. 184 vd. Öte yandan Rasûlullah’ın Hz. Âise
      ile altı yasında nisanlanıp dokuz yasında evlendigi sonucuna ulasan bir çalısma için bkz.
      Azimli, “Hz. Âise’nin Evlilik Yası Tartısmalarında Savunmacı Tarihçiligin Çıkmazı”, _slâmî
      Arastırmalar Dergisi, c. 16, sy. 1, 2003, s. 28 vd. Bir baska arastırmacı her iki grubun görüs ve
      delillerine yer verdikten sonra Hz. Âise’nin küçük yasta evlendigine dair rivâyetlerin kısmen
      daha güçlü olduguna dikkat çekmektedir. Bkz. Erul, Bünyamin “Hz. Aise Kaç yasında
      Evlendi? Dokuz Mu? On Dokuz Mu? ”, _slâmî Arastırmalar Dergisi, C: XIX, sy. 4, 2006, s.
      637 vd.
      64 Diyanet Vakfı _slam Ansiklopedisi’nin “Âise” maddesinde Hz. Âise’nin 614 yılında dogdugu
      söylenmektedir. Aynı ansiklopedinin “Esmâ bint Ebû Bekir es-Sıddîk” maddesinde, Esma’nın
      Âise’den on yas büyük oldugu ve yüz yasında 73/692 yılında vefat ettigi söyleniyor. Bu iki
      madde arasında tarihi bir çeliski gözükmektedir. Sayet Esma Âise’den on yas büyükse ve yüz
      yasında iken 692 yılında vefat ettiyse Âise’nin 602 yılında yani risaletten önce dogmus olması
      gerekir. Krs. Fayda, Mustafa, D_A, “Âise”, II, 201 vd.; Yardım, Ali, D_A, “Âise”, II, 201 vd.; Yardım, Ali, D_A, “Esmâ bint EbûBekir es-Sıddîk”, XI, 402 vd.
      Dr. Fatih Omur…

  3. Hilmi der ki:

    Birşey daha ekleyeyim.. gene yazdıklarınızı doğru kabul ederek

    Hz AİŞE validemizin evlilik yaşına bakılarak, kız çocukları evlendirilir mi? Sorusuna hayır desek bile bu kezde islam alimleri Hz. Muhammed kızını 10 yaşında evlendiriyorsa o yaşta ki kız çocuklarını bizler de evlendirebiliriz demez mi?… Yani döndük dolaştık gene aynı sonuca vardık..:)

    • Merve der ki:

      yani siz diyorsunuz ki, haşa peygamber efendimiz as Kur’an a uymayan bir evliliğe sebep oldu… Ben ayetlrden bahsediyorum, siz bana kesin olmayan rivayetlerden… Tarihe delil nedir? yazılı belgeler mi, rivayetler mi? Elinizde böyle bir vlilik olduğuna dair kanıtınız var mı? Ben dedikodulara itibar etmem…

      O devir de, kendisine inanmayanlar tarafından bile, bu tür ithamlarla eleştirilmeyen peygamber efendimizin, şimdiler de böyle yargılanması ise bence daha düşündürücü?

  4. Hilmi der ki:

    Yukarda Hz. Aişe nin yaşıyla ilgili verdiğiniz kaynaklarda yaşını 18 kabul ederek gene verdiğiniz kaynaklardan Hz. Fatmayıda 5 yaş büyük kabul ederek hesaplamalar yapayım dedim.. Hz. Muhammedin çocuklarının yaşı bir birine girdi.. İsterseniz bide siz hesaplayın ozaman bana hak verceksiniz.. (623-18=605 605-5=600 Hz.Fatma bu tarihte doğmuş olur.. Hz. Muhammed le Hz. Hatice’nin evlilikleri 595 yılı 600-595=5 yıl) 6 çocuk 5 yıla nasıl sığar?

    • Merve der ki:

      ben bu rivayetlerin hiç birisini doğru kabul etmiyorum… Bir kişinin on tane doğum yaşı olur mu? Bırakın geçmişi, günümüzde doğu illerine gidin…Tarih olarak 01.01.19xx yazılı bir sürü nüfus cüzdanı görürsünüz.. sorsanız hangi yılda doğduğunu ya da doğduğu ayı bilmez…
      Osmanlı tarihinde bile kaynak sıkıntısı varken, 1400 yıl öncesi, birbirinden farklı bir sürü rivayetlere nasıl itibar edelim,
      hatta bunlara göre bir islami tarih oluşturalım.. Mantıklı mıdır sizce bu?

  5. Hilmi der ki:

    .:)
    Tarihi yeniden yazmaya çalışan sizsiniz ben değilim…. iyi geceler

  6. Özgür der ki:

    Selam
    Sayın Hilmi
    Mervece, burada Kuran dan ayetlerle müslümanlara örnek olarak belirlenmiş kişinin yani Muhammed as ın (ki bu örneklik de önce Kuran ı okuyup ,ben müslümanım diyeni bağlar) yaşamı sırasında Kuran a göre davranacağını bundan dolayı;
    tarih diye önümüze sürülen şeylerden hangisinin Kuran a uyduğunu dolayısı ile Muhammed as ın yaptığını ,
    hangisinin uymadığını dolayısı ile Muhammed as ın yapmadığını anlatmaya çalışmış.Kalkıp da buna tarihi yeniden yazmak demek çok uçuk olsa gerek.
    Burada amaç tarih yazmak değil ,Allah ın dinini anlayıp ona uygun yaşamak.
    Bu konuda oluşan hurafelerden, o dedi “bu da böyle dediler” den arınmak.
    Bu da ancak bu aktarılan rivayetlerin,tarihin ,o şöyle dedi ama toplayınca da bu çıktı
    tarzı zanni bilgilerin , müslümanların korunmuş ve ilahi olduğuna inandıkları Kuran a arzı ile gerçekleşir.
    Bir müslümanın önüne Allah ın ayetleri ve o ayetlerin de karşısına
    insanların kendilerine göre yazdıkları, ayetlerle uyuşmayan tarihi bilgiler getirildiğinde sizce hangisini seçecek,hangisini doğru kabul edecek,hangisine uyma sorumluluğu olacak.
    Biz atalar dinine körü körüne uymamak konusunda Kuran dan sert uyarıyı aldık.
    Darısı diğerlerinin başına..
    Konuyu alakasız yerlere çekmenin anlamı yok.

  7. Hilmi der ki:

    Merhaba Özgür bey

    Birincisi ben biryerlere birşey çekmiş değilim ben yazıda verilen kaynak yaş ve tarihlere dayalı konuştum ezbere konuşmadım…

    ikincisi Hz. Muhammedin ne yapıp yapmadığını kurana daynarak anlatırken verdiği kaynak ve tarihlerin çelişkili olduğunu isbatıyla da verdim..

    Üçüncüsü kuranda ki ayetleri farklı farklı yorumlayan biryığın fıkıh bilgini de var ortada… Yani bakanın görmek istediği gibi gördüğü ayetlere dayanarak Hz. Muhammedin hayatında yaptığı söylenen şu şey doğrudur şu şey yanlıştır denemeyeceğini de ayrıntılı anlatmaya çalıştım…

    Pardon ama görünen köy kılavuz istemez derler… Ortada bir realite var… İnkar mı edelim?

  8. Anonim der ki:

    Sayın Hilmi
    Birincisi Özgür Bey değil Özgür Hanım
    İkincisi yazıda Kuran a dayanarak yapılan anlatımda tarih ispatı yapılmıyor.Anlamadığınız “tarihi yeniden yazıyorsunuz” demenizden belliydi.Hala aynı şeyi söylüyorsunuz.Ana fikir burada sayılar değil .Kendine müslüman diyen bir kişi din adına çoluk-çocukla evlenebilir mi,araştırılan şey bu, dolayısıyla tarihsel verilerin farklı olabileceğini,insanların her duyduklarına inanmamaları bunu Kuran la karşılaştırmaları gerektiği “Hatice .. yaşındayken evliydi diyen de var” örneği üzerinden ispatlanıyor.Bu uzun yazıyı kalkıp da eleştirmek için sadece sayılara takılmanız niye.Bu eyleminizin yapıcı eleştiri anlamında kullanılacağı yer kafayı rivayetlerle bozanlar olsa gerek.Burada tam aksi savunulmuş.
    Üçüncüsü “Yani bakanın görmek istediği gibi gördüğü ayetlere dayanarak Hz. Muhammedin hayatında yaptığı söylenen şu şey doğrudur şu şey yanlıştır
    denemeyeceğini de ayrıntılı anlatmaya çalıştım…”
    demişsiniz.
    Anlaşılan o ki henüz köy görünmemiş.
    Biz diyoruz ki ayetlere bakarak , gelen tarihi zanni bilgilerden Peygamberin böyle bir uygulaması olamaz,Çünkü Kuran a ters,Çünkü O Kuran a aykırı bir eyleme girişmemiştir.
    Herkesin kendine göre ayet yorumlaması! kafanızı karıştırıyorsa bunun da çözümü var , Kuran kişi gerçekten doğru olanı arıyorsa ,aklını da güzel kullanıp,hevasına uymuyorsa doğruyu bulacağını söyler.Siz niye denemiyorsunuz.
    Sizin fıkıh alimleri kadar aklınız yok mu.Bu sorunun cevabı elbet müsbettir.Ancak ilim konusunda eksikleriniz olur.Onu da bu blogu hazırlayan kişi gibi sora sora doğruya ulaşma adına çalışarak elde edersiniz.O zaman hangi fıkıh alimi doğru demiştir,onu da kavramaya başlarsınız.Ama fıkıh alimleri kendilerine göre yoruyor diyip, herkes farklı şey söylüyor diyip işin içinden sıyrılamazsınız.
    Allah akıl ve kitap vermiş size.Okursunuz incelersiniz.
    Rivayetlerle boğuşmayın,ayetlere buyrun.

  9. Hilmi der ki:

    Ben Özgür’ü erkek ismi dir diye düşünmüştüm kusura bakmayın..

    Dediğinize gelince ben zaten aklımı kullandım merak etmeyin ve kendimce doğruya ulaştım başkalarının yorumu yada doğrusu beni bağlamaz.. Mantığım basitdir Allaha inanıyorum aramda peygamber veya onun öğretilerini istemiyorum yani yol göstericiye ihtiyacım yok aklım fikrim yerinde kendi yolumu kendim buldum zaten.. İslam alimlerinin yorumu yada yorumladıkları şeyler de umrumda değil….

    Bu konuda yazılanları islam tarihi yönünden yorumladım ve yanlış olduğunu düşündüğüm tesbitleri dilegetirdim.. Olay bundan ibaretdir

    Saygılar sunarım

  10. Özgür der ki:

    Sayın Hilmi
    Bu konuda kusurunuza bakılmayacak.Çünkü sadece aklınızı kullanarak “Özgür” isminin bir erkeğe mi bir kadına mı ait olduğunu bulamayabilirsiniz.Belki bir isim “kitabı” gerekirdi size.O kitaptan Özgür ün kadın ismi olarak da kullanıldığını öğrenseydiniz en azından iki seçeneğiniz olacaktı.Önce bu iki seçenekten hangisinin doğru olduğuyla ilgili kafanız karışacaktı.Sonrasında da bu bilgiyi de kullanarak sorsaydınız ,yüzde yüz doğru sonuca ulaşacaktınız.
    Ama yanınızda bir isim kitabınız olsaydı sizde ona bakmadan davransaydınız,o zaman kusurunuza bakılırdı.
    Kişinin bilgisi yoksa fikrinin doğru olacağını aklın söylemesi gördüğünüz gibi yeterli olmuyor.
    Bir de bilginin kaynağını oluşturan kusursuz bir kılavuz gerekiyor.
    Kusursuz kılavuzu bulmanızı dilerim..

  11. Hilmi der ki:

    Akıllıca yorum için teşekkürler..:)

    İsimler konusunda çok bilgili değilmişim sayenizde öğrendim.. Bilgi sahibi olmadığım konuda fikir sahibi olanlardan değilim.. Bilgi sahibi olduğum konuyu yorumladım…

    Bence bunlara takılmak yerine şuan yorum yazdığımız konun içeriğine dönelim.. farklı yerlere çekmenin anlamı yok.. Konu neydi? Hz. Aişenin yaşı ve bunu örnek alarak kız çocuklarının evliliği.. Bu konun irdelenmesi içinse önce Hz. Aişe’nin yaşından eminolmalıyız ki buna göre yorum yazalım değil mi?

    Bu konuda islami kaynaklara başvurmaktan başka çare yok bakılacak kaynaklarda o devirde yaşamış yada o devre yakın dönemde yaşamış alimlerin eserlerinde aktardıklarıdır.. Günümüzün kaynaklarından çok daha güvenilir olacağı ortada.. Hz. Aişenin ölümnden sadece 150 sene sonra yazılmış eserler mi yoksa 1400 sene sonra yazılmış eserler mi daha güvenilir.. Bir örnekleme vereyim

    Küçük bir çocukken köyde elektirik yok akşamları zaman geçirmenin en mantıklı yolu büyüklerin etrafına toplanıp onların anılarını dinlemekti.. bahsetdiğim dönem 1970 ler (76-79 arsı) Anneannem (biz Ebe) deriz köyümüzün geçmişini,dedelerimizi, nerden geldiğimizi, kökenimizi vb konuları kendi anneanesinden dinlediklerinden bize anlatırdı 60 oba (çadır) gelmişiz buraya yerleşmişiz diye köyümüzün kuruluşunu anlatırdı.. Bakın her ikisini ortalama 65 yaştan sayarsak 130 senelik bir olayı biz sözlü tarih olarak aktarmış…

    Anlayacağınız Hz. Aişenin ölümünden sonra Onun yaşadıkları sözlü anlatım yoluyla 150 sene sonraya aktarılıp yazıya geçirilmiş olması mantıklıdır ve doğruya en yakın olan tarihi kayıtlardır.. Araştırısanız Buharinin (810-869) Sahih-i Buhari eserlerinde doğrudan Hz. Aişenin ağzından nakledilen Hz. Muhammedle evlilik olayı anlatılır.. Burda anlatılanın doğru olup olmadığını anlamak için diğer kaynaklarla mukayese etdiğinizde ulaşılan mantıklı sonuç şudur Hz. Aişe 606-614 tarihleri arasından bir dönemde dünyaya gelmiştir yani Hz. Muhammedle evlendiğinde (623) 9 ila 16 yaşları arasında küçük bir kızdır.. Bu tarihte de (623) Hz. Muhammed 52 yaşında beygamberliğinin ise onuncu yılındadır.. İslam alimleride bu hesaplama ile bu yaşda ki (9 yaşı) kızların evlendirilebileceğine hükmetmişlerdir ve o ayetde belirtilen reşit olma yaşını da 9 olarak kabul etmişlerdir.. Ben sadece bu konuyu bu bilgilere dayanarak yorumladım amacım kesinlikle bu yazıyı hazırlayan ste sahbi kardeşimizi rencide etmek falan değil sadece bilgilerimizi karşılıklı paylaşarak gerçeğe ulaşmaya çabalamaktır..

    Saygılarımı sunarım..

    • Merve der ki:

      Hilmi bey,
      Özgür hanım, bir bayan.. sizin deyiminizle “akıllıca” yorumlar yapan bir bayan… ben de bir bayanım… iyi bir üniversiteden mezunum… yani, kör cahil değilim… genelde bu konuya takılan kişilerin cinsiyetlerine bakıyorum… erkekler 🙂
      bana enteresan geliyor…

  12. Hilmi der ki:

    Ne size neden diğer yorum yazan okurlara kesinlikle kör cahil yakıştırması yapmak veya bu gözle bakmak aklımdan bile geçmedi haddime de değil.. Zaten karşımdakini sadece insan olarak düşünüp yorum yazdım cinsiyet ayrımına da karşıyım. Aklımızı kullanıyoruz ki medenice bu konuyu irdeliyoruz. Eğer yorumlarım sizi rahatsız etdi ise yorum birdaha yazmam..

    ..:) Neden erkekler takip ediyor inanın bilemiyorum..

    Bakın bir yerde okumuştum ABD de yapılan bir araştırmaya göre din konusunda dinlere inanmayanlar inanlardan daha bilgiliymiş.. Bence bunun nedeni körü körüne inananın sorgulamaya ihtiyac duymamasıdır.

    Size nacizane tafsiyem (muhtemelen sizden yaşca büyüğümdür) ister peygamber olsun ister din alimi insan insandır doğası gereği hataya meyillidir düşünecesini unutmayın..

    Kişiye göre olayı değil olaya göre kişiyi değerlendirin..
    Peygamberler de insan hata yapabilirler..

    Saygılar…

    Kolaygelsin..

    • Merve der ki:

      🙂 ben öyle söylediniz demedim ki hilmi bey, neden yanlış anladınız… benim söylemek istediğim, akıllı mantıklı bayanlar olarak, biz bu konuda terddütler yaşamıyor iken, erkekler neden bu duruma takılıyor …demek istediğim buydu…
      lütfen, sizden rica ediyorum, rivayetler üstünden peygamber efendimiz as yargılamayın… İslamiyete inanın, inanmayın bu önemli değil benim için…
      ama peygamber efendimizi yap-ma-dığı bir şeyle, aslı astarı olmayan bir sürü rivayete bakarak itham etmeyin…
      Size 1400 yıl öncesine dayanan, aişe ra 9 yaşında ol-ma-dığını belirten rivayetler da yazdım yorum kısmında…
      neden sanki bunları ilk defa günümüz alimleri söylemiş gibi yorumlar yapıyorsunuz inanın anlamakta zorlanıyorum…

      Özgür hanımın ve sizin de izninizle bu konuyu artık kapatalım…
      ama görüşlerinizi farklı konularda paylaşmaya devam edin lütfen…

      saygılarımla…

  13. gulperi der ki:

    Selam

    araplar kadının yaşını hangi yöntemlerle hesaplıyorlarmış.Batı kaynaklarından bile öğrenebilirsiniz ..
    Arap halkı kadınların yaşını regl gördükleri zamandan sonra hesaplamaya başlarlar. 9 yaşında regl olan bir kız 18 yaşında isede 9 yaşında denir.Bu zamndada çoğu arap ülkelerinden geçerlidir.. inş şimdi anlamışsınızdr … Tarihi ve o ülklerin yasalarını bilmedğimiz araştrmadığımız sürece birlerinin söylemlerinii ezberlyip yansıtmak nete girenler için acınacak haldir 🙂

  14. uygar der ki:

    Dicle Ün. İlahiyat Fak. İslam Tarihi Ana Bilim Dalı Öğr. Üy. Yrd. Doç Dr. Mehmet AZİMLİ’nin “HZ. AİŞENİN EVLİLİK YAŞI TARTIŞMALARI YADA SAVUNMACI TARİHÇİLİĞİN ÇIKMAZI” adlı makalesinin sonuç bölümünden: Bölgenin iklim yapısını ve evlilik kültürünü göz önüne aldığımızda o zaman ve hatta günümüzde bu tür evliliklerin hiç de garip karşılanamayacağı ortadadır. Onun küçük yaşta oluşu hiçbir zaman problem edilmemiş, oyuncaklarıyla oynamasına ses çıkarılmadan, onun Hz. Peygamberle evliliği devam etmiştir. Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Hz. Aişe’nin Hz. Peygamberle nişanlandığı yaş 6 dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir. Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetler de bu noktada odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır.

    • Merve der ki:

      “Mehmet Azimli” hocam benim de tavsiye ettiğim “ Siyeri Farklı okumak” adlı eserin yazarıdır… Kendisi bu kitabında, peygamber efendimizin hayatında uzun senelerdir “doğru” bilinen şeyleri “farklı” bir bakış açısı ile izah etmiştir… Siyere farklı bakabilmek için önemli bir kitaptır…
      Ancak bu kitabın 7. sayfasında yazar şunu da yazmıştır…
      “Yaptığımız değerlendirmelerde insan olmamız hasebiyle mutlaka hatalar ve eksikler olabilecektir.”

      Kur’an-ı Kerim’i en doğru peygamber efendimiz yorumlamıştır. Onun dışındaki her bilgi ve yorum “yaptığımız değerlendirmelerde insan olmamız hasebiyle mutlaka hatalar ve eksikler olabilecektir” bilinci ile okunmalı, “Kur’an ile örtüşüyorsa” kabul edilmelidir…

      Sizin belirttiğiniz bölümde yazarın bu sonuca nasıl vardığını tekrardan hatırlayalım…
      -Bölgenin iklim yapısı
      -o dönemin evlilik kültürü … (yazımda bu iki konuyu anlattım )

      Siz bu iki delili kendinize yeterli görüp bu iddiayı doğru kabul edebilirsiniz… Ancak ben sorularımın cevaplarını öncelikle “hataların ve eksiklerin olmadığı” Kur’an-ı Kerim de arayan biriyim…

      Nisa suresinin 6. Ayeti ve yazımda detaylıca anlattığım diğer ayetlerin bu konuyu çok açık izah ettiği kanaatindeyim…

      • uygar der ki:

        Madem Kuran’ı ana kaynak kabul ediyorsunuz, Talak Suresi 4. ayet “hiç adet görmemiş kadının” nasıl boşanması gerektiğini anlatıyor.

        • Merve der ki:

          Ayette “hiç” ifadesi yok… detay için bu yazımı http://www.mervece.com/talak-suresi-4-ateistlerin-iddia-ettigi-gibi-mi/ okumanızı rica edeceğim…

          • uygar der ki:

            bu linkini verdiğiniz yazıda çok bariz bir mantık hatası var. doğum yapan kadının iddeti zaten dolmuştur, beklemesine ne gerek var? nitekim seyyid kutub tefsirinde bu durum açıkça anlatılıyor: “Boşanma sonrası bekleme döneminin süresine ilişkin bu sınırlandırma hayız görmeyen, bir de hamile olmayan kadınlar içindir. Hayız görmeme durumu hem hayızdan kesilmiş kocamış kadınlar hem de yaşının küçüklüğünden veya bir hastalıktan dolayı henüz hayız görmeyen kadınları kapsıyor. Buna göre daha önce Bakara suresinde açıklanan süre hayız gören kadınlar içindir (Bu da üç hayız görme dönemidir veya üç defa hayızdan temizlenmedir. Bu farklılık fıkhi görüş ayrılıklarından kaynaklanır.) Fakat adetten kesilmiş olanlar ve hiç adet görmeyenlerle ilgili hüküm biraz karışıktı. Bu süre neye göre ve nasıl hesaplanacaktı? işte bu ayet indi ve meselenin üzerindeki kuşku havasını ve karışıklığı giderdi. Ve her ikisinin de bekleme süresini üç ay olarak belirledi. Çünkü her ikisi de ötekilerin bekleme sürelerinde esas alınan hayızı görmüyorlardı. Fakat hamile kadınların bekleme süreleri doğumla sınırlandırıldı. Boşanmadan sonra bu surenin uzun veya kısa olması fark etmez. Doğumdan sonra kırk gün loğusalıktan temizlenme dönemi olsa da doğum boşanmış kadının bekleme süresinin sonu olarak kabul edilir. Çünkü doğumla birlikte ana rahminin boş olduğu kesinlik kazanmıştır, Dolayısıyla beklemeye gerek yoktur. Doğumla birlikte boşanan kadın boşayan kocasından kesin olarak ayrılır. Bundan sonra beklemenin bir gerekçesi yoktur. Çünkü kadın yeni bir evlilik sözleşmesi (nikah) olmaksızın artık kesinlikle kocasına dönemez. Kuşkusuz yüce Allah her şey için bir ölçü belirlemiştir. Şu halde onun koyduğu her hükmün bir gerekçesi, bir hikmeti vardır.”

            elmalılı tefsirinde de aynı ifade geçiyor: “Bunlar gerek on yedi yaşından küçük olup henüz büluğa ermemiş olduklarından dolayı hayız görmemiş olanları ve gerek büluğ yaşının en üst sınırı olan on yedi yaşını geçmiş, binaenaleyh yaş itibariyle büluğa ermiş oldukları halde âdet görmeyenleri kapsamaktadır.”

            ibn-i kesir tefsiri de konuyu aynı şekilde ele alıyor: “Henüz âdet yaşına erişmemiş olan küçük kızların da âdetten kesilmiş hanımlar gibi üç ay iddet bekleyeceklerini bildiriyor.”

            mevdudi “büluğa ermediği için hayız görmeyen” ifadesini kullanıyor… örnekleri çoğaltmak mümkün.

            bana kalırsa günümüz değer yargılarını kuran’da arıyorsunuz, bu tartışma o yüzden devam ediyor. halbuki çağdaş normları bir kenara bırakarak sadece kuran’ın lafzına odaklanırsanız, islam hukukunda buluğa ermemiş kızlar ile evliliğin caiz olduğu sonucuna çok daha kolay varacaksınız.

          • uygar der ki:

            cevabımı neden yayınlamadın? işine gelmeyen bir şey gördün mü halının altına süpür gitsin. önemli olan ne pahasına olursa olsun haklı çıkmak, her şeye rağmen islam’ı güzel göstermek… gerçekler kimin umurunda?

          • Merve der ki:

            1. Yazılanı “kendi önyargılarınızla” okumuşsunuz… Bu sebeple “mantık hatası” var dediğiniz nokta, aslında sizin hatanız….

            Çünkü ben talak suresi 4. ile ilgili yazımda “doğumdan sonra” adeti 18 aya kadar geciken kadınlardan bahsediyr sonra da şu soruyu soruyorum;

            “doğumdan sonra âdeti gecikmiş bir kadın, boşanıyor olsa iddet süresi ne olacak?”

            Ben, “doğumdan sonra eşler arasında anlaşmazlık çıktı, boşanmaya karar verdiler… Bu durumda kadının iddet süresini nedir onu soruyorum…

            sizin bana verdiğiniz cevap ise ” hamileliği sırasında boşanma kararı almış kişilerin ” iddeti… zaten yorumunuzda bu gerçeği anlatıyor.. “hamile kadınların bekleme süreleri doğumla sınırlandırıldı. Boşanmadan sonra bu surenin uzun veya kısa olması fark etmez. Doğumdan sonra kırk gün loğusalıktan temizlenme dönemi olsa da doğum boşanmış kadının bekleme süresinin sonu olarak kabul edilir. Çünkü doğumla birlikte ana rahminin boş olduğu kesinlik kazanmıştır, Dolayısıyla beklemeye gerek yoktur. ”

            kimmiş bariz mantık hatası yapan ?

            2. Allah insanlara hep “aklınızı” kullanın der… Akıl böyle bir nimettir… Siz eğer bu konuyu mantığınızla düşünüyor olsaydınız “hangi islam alimi yapıyor olursa” asıl şu açıklamaya takılmanız gerekirdi…

            “Çünkü doğumla birlikte ana rahminin boş olduğu kesinlik kazanmıştır, Dolayısıyla beklemeye gerek yoktur. ”

            talak suresi 4. ayetle ilgili yazımda da anlattım… iddet süresi “kadının hamile olup olmaması” ile ilgili bir mesele değil…

            Eğer öyle olsaydı 90 yaşında ayrılmaya karar veren bir kadının iddet süresi bekleme-me-si gerekirdi…
            ya da bir yıldır birbirinden ayrı yaşayan eşlerin (örneğin eşi kaptan) ayrılmaya karar verdiklerinde kadının iddet bekleme-me-si gerekirdi…

            İddet süresinin neden beklendiğini ayetin son cümlesi açıklıyor..

            ““Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.”

            3. Ne sanıyorsunuz… işsiz güçsüz, 7/24 bilgisayar başında oturup siteme gelen soruları cevaplandırdığımı mı düşünüyorsunuz ? Hafta sonu sitemle ilgilenebilecek vaktim olmadığı aklınıza niye gelmedi ?

            İslam’ı güzel göstermek gibi bir amacım yok çünkü İslam zaten güzel

            Asıl çirkin olan, “bariz mantık hataları” ve “ön yargıları” olan birinin kendini güzel sanması

  15. uygar der ki:

    cevap yayınlanana kadar sitede “onay bekliyor” ibaresi oluyordu. bu sefer cevabı da “onay bekliyor” ibaresini de göremeyince yayınlamayacağını düşündüğüm için öyle yazdım. yanılmışım, kusura bakma.

    görüyorum ki senin inandığın islam ile bu ALİMLERİN inandığı islam başka başka dinlermiş. aynı kitaba bakıp birbirinden bu kadar ayrı sonuçlar çıkarabilmeniz çok ilginç. açıkçası ben de bu alimlerin vardığı sonuca varıyorum, insanlarının büyük çoğunluğunun da benim gibi yaptığı ortada.

    bu noktada, bir kutsal kitabın yanlış anlaşılmalara yer verecek kadar muğlak bir dille yazılmış olması… “ilginçtir” mi desem? şunu her okuyan aynı sonuca varsa daha güzel olmaz mıydı? bunun gibi, her okuyanın başka başka anlamlar yüklediği o kadar çok ayet var ki!

    • Merve der ki:

      Bu videoda http://www.youtube.com/watch?v=lnA06yaQVB4&list=PLQ5HG6bdEKVgjx3L7i8jE4MBUTPVsyt73&index=1
      1:07:30 ile 1:10:37 arasını özellikle dikkatli dinleyin… Şeytan örneği çok ama çok önemli… aklınıza kaydedin…

      Bakın…

      Ben “faiz yemek istersem” kendime “faiz helaldir” diyen bir hoca mutlaka bulurum… Bu her devir böyle olmuştur…

      Önemli olan hangisini seçeceğiniz…
      dünya hayatı mı, ahiret hayatı mı”

      Ben size açık açık ayetlerin anlamını veriyorum… Nisa suresi 6. ayet…

      elmalı, ibn-i kesir sizin kabul ettiğiniz alimlerdi değil mi…
      buyrun buradan bakın… hepsi meallerinde “evlilik çağı” demiş…
      http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/6.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

      Bana söyler misiniz ayette açık açık “evlilik çağı” ifadesi geçiyorken, ayet daha açık nasıl olabilirdi ? Burada muğlak olan ne ?

      Ki sadece bu ayette de değil… Yazımda konuyu detaylıca anlatan bir çok ayet paylaştım…

      Yine ben size Talak suresi 4 . ayette , “hiç adet görmemiş” ifadesinin doğru olmadığını , ayette “hiç” kelimesinin olmadığını anlatıyorum…

      Ayetin “açık” ve “net” bu anlamına karşılık, siz bana ne diyorsunuz… “hayır, ben bunları değil, diğer alimlerin yorumlarını kabul ediyorum…”

      Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun.” dendiği vakit de: “Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız.” dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar? Bakara 170

      Tüm mesele, “dünyayı ahirete tercih etme arzunuzdan” kaynaklanıyor…

      Arzularınızı sınırsızca yaşamak istediğiniz için, islamı reddediyorsunuz…

      Benim yazdıklarımı doğru kabul ettiğinizde, elinizde İslami kötüleyecek argümanınız kalmadığı için diğer alimlerin “yorumlarına” sarılıyorsunuz…

      “Onlar ki dünya hayatını sevip ahirete tercih ederler, İnsanları Allah yolundan çevirir de o yolu eğri göstermek isterler. İşte onlar haktan, doğru yoldan çok uzak bir sapıklık içindedirler.. İbrahim suresi;3

      Aklınızı; örtmeyin, kullanın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.