Hımmm, cevap veriyorum… e şıkkı yani hiçbiri

İstanbulda yaşarken, yapmayı en sevdiğim şeylerden biri Kadıköy’deki Alkım kitabevine gitmekti… Uzun zamandır gidemediğim için hala var mı bilmiyorum… Kitabevinin  kapısından içeri her girdiğimde,  Disneyland’a koşar adım giren çocuk gibi sevinç hissederdim…

Ensenizde sürekli sizi gözetleyen bir gözün varlığını hissetmeden, “yardımcı olabilir miyim” cümlesiyle rahatsız edilmeden saatlerce kitaplar arasında dolaşabilmek… Onlara dokunmak, evirmek çevirmek, rastgele bir sayfasına göz atmak, en arkasındaki yazıları okumak, yazarın biyografisine bakmak … hepsi saatlerimi alırdı… Zaten bende,  yaşadığım zamandan biraz olsun kopabilmek,  nefes alabilmek için giderdim…

Kitabevinin içinde küçük, kafe tarzı bir yer  vardı… Bazı kitaplar beni öylesine kendisine çekerdi ki, eve gitmeyi bile bekleyemezdim… Hele hele soğuk kış günlerinde…  Sıcacık bir fincan çayın eşliğinde, hangisini alacağıma karar veremediğimden kolumun altında biriktirdiğim kitaplarla cafeye çömer, saatlerce çıkmazdım…

Sanırım, “bakış açılarının farklılığına” olan ilgim beni kitaplara bağlayan…

Özellikle de dünya görüşüme zıt ideolojilere sahip yazarlar daha çok dikkatimi çekiyor…

Bazı kitaplar da  var ki beni resmen hasta ediyor… Özellikle de yatmadan önce okuduğum bir kitapsa,  her yeni sayfa da “bir sayfa daha okuyayım, bir sayfa daha okuyayım” derken, bakıyorum sabah olmuş…Sabahın kör vaktinde  cin gibi, gözüm hala bir sonra ki sayfada…

Mesela Tolstoy’un “insan ne ile yaşar” kitabı… Ciddi ciddi kıskanıyor, diş biliyorum adamcağıza … O kitabı yazan ben olmalıydım aslında… Şaka tabi… ( bu şakada ki ciddilik payı epey yüksek seviyelerde)

Allahtan ince bir kitap… Bir gecede çok rahatlıkla bitecek kalınlıkta… Ancak Tolstoy anlattığı kısacık hikayelerle insanı öyle bir sarsıyor ki, her hikayenin sonunda kitaba bakakalmış buluyorsunuz kendinizi… Şaşkınlığı atıp, bir sonraki hikayeye geçmek biraz zaman alıyor… Ya da bana öyle geliyor…

Kaç kere okudum… Neredeyse hikayeleri ezberledim… Ama hala okuyasım var…

Sorup duruyorum kendime…. “insan ne ile yaşar” … Su, Ekmek, Aşk, Para?????

Merak ediyorsanız Tolstoy’dan dinlemelisiniz…  Enteresan bir anlatımı var… En sevdiğim tarafı ise kitapta sıkıcı tasvirler yok… Bir lokmacık zaten… Hap gibi… Sizde bir yutun bakalım, benim gibi etkilenecek misiniz?

 

 

Bu yazı Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.