Cilalı taş devri bir aldatmacadır…

Bence de… Yıllardır benim de üzerinde düşündüğüm konulardan biridir başlığın konusu… Mısır medeniyeti hala çözülemedi… ve biz hala gelişmişlik düzeyi olarak onlardan ileride olduğumuzu düşünüyoruz !

Şuanki teknolojiyle bile yaptıklarını yapmak mümkün değil… Nasıl bir ilerlemeyse bizimkisi… Onun için aşağıdaki yazı bana oldukça mantıklı geldi… Bu yüzden de paylaşmak istedim…

Cilalı taş devri bir aldatmacadır…

700.000 yıl öncesine ait bir gemi, 400.000 yıllık mızraklar, 35.000 yıllık etkileyici resimler, 8.000 yıl önce profesyonelce yapılan diş tedavisi… Arkeolojik bulgular evrimcilerin “ilkel insan” iddiasını çürütmektedir ve günümüze kadar elde edilmiş tüm arkeolojik bulgular göstermiştir ki; insan, var olduğu günden bu yana insandır ve yüksek bir kültüre sahiptir. Dolayısıyla evrimcilerin iddia ettikleri “tarihin evrimi” aldatmacası hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.
Evrimci bilim adamları, bir safsata olan, tek hücreden çok hücreye ve ardından maymundan insana doğru uzayan sözde evrim sürecini açıklayabilmek için, kendilerince tarihin gelişimini de senaryolaştırmışlardır. Bunun için sözde, ‘ilkel insan’ın yaşam şeklini açıklayan “mağara devri”, “taş devri” gibi hayali dönemler uydurmuşlardır. Bu iddialarını kendilerince kanıtlayabilmek için de çeşitli yöntemler kullanmaya çalışmışlardır. Örneğin arkeolojik kazılarda bir taşı, bir ok parçasını veya bir çömleği bu doğrultuda yorumlamışlardır.
Oysa karanlık bir mağarada postlara bürünerek oturan, konuşma yeteneği olmayan yarı insan yarı maymun canlılar, yalnızca birer hayal ürünüdür. İlkel insan hiçbir zaman var olmamış, taş devri hiçbir zaman yaşanmamıştır.

Taşın Taş ile Yontulması Mümkün Değildir
Eski medeniyetlerden günümüze kalan kalıntılarda taş işlemeciliği dikkat çekmektedir. Taşa bu derece detaylı ve düzgün şekil verilebilmesi için, çoğunlukla güçlü çelik aletler kullanılması gerekir. Taşı taşa sürterek, tarih öncesi kalıntılarda olduğu gibi, mükemmel düzgünlükte ve sivrilikte kesilmiş aletler elde etmek mümkün değildir.

Granit, bazalt ya da dolerit benzeri sert taşların, parçalanıp dağılmadan, ağaç hamuru gibi incecik kesilmesi ancak çelik eğelerin, tornaların, levyelerin, rendelerin, taş kesimi ve şekillendirilmesinde kullanılan diğer aletlerin varlığıyla mümkündür. Yine on binlerce yıl öncesine ait bileziklerin, küpelerin, kolyelerin, kürelerin taş kullanılarak yapılamayacağı bellidir.

Bu eşyalardaki ufak delikler taşla vurarak açılamaz. Üzerlerindeki süslemeler taşı sürterek meydana getirilemez. Söz konusu eserlerin muntazamlığı, bunları meydana getirmek için demir, çelik ve diğer metallerden yapılmış aletlerin kullanılmış olduğunu göstermektedir.

Pek çok taş kalıntısındaki parlama da, keskin ve düzgün kesimden kaynaklanmaktadır. Evrimci bilim adamlarının bu parlaklığı cila olarak nitelendirmeleri, bu dönemi de “cilalı taş devri” olarak kabul etmeleri bilim dışı bir yorumdur. Cilanın binlerce yıl boyunca kalıcı olması mümkün değildir.

Söz konusu taşlar iddia edildiği gibi cilalandığı için değil, düzgün kesildikleri için parlamaktadırlar. Bu, taşın kendi yapısından kaynaklanan bir parlamadır.
Üstteki resimlerde görülen bileziklerden soldaki mermerden, sağdaki de bazalttan yapılmıştır.

Bilezikler, MÖ 8500-9000 yıllarına aitlerdir. Evrimciler bu dönemde, sadece taştan yapılmış aletlerin kullanıldığını iddia ederler. Bazalt ve mermer çok sert taşlardır. Bu taşların böylesine düzgün yuvarlak halkalar haline getirilmesi için, çelikten yapılmış keski ve işçilik malzemeleri kullanılmalıdır.

Bileziklerin çelik aletler kullanılmadan kesilip şekillendirilmiş olması mümkün değildir. Bir kişiye bir parça taş verip, elindeki taşla, bazalt kitlesini, resimdeki gibi bir bilezik haline getirmesini istesek, bunda başarılı olabilir mi? Elbette taşı taşa sürterek, taşa taşla vurarak bileziği meydana getiremeyecektir. Ayrıca bu bulgular, o dönemde burada yaşayan insanların estetik anlayışına ve sanat zevkine sahip olan, kültürleri gelişmiş bireyler olduklarını da göstermektedir.
Tarihin Evrimi Yalanı
Evrimci tarih anlayışına göre insanlık tarihi, insanın sözde evrimine paralel olarak çeşitli dönemlere ayrılarak incelenir. Pek çok kişinin okul yıllarında ya da çeşitli gazete ve televizyon haberlerinde duymaya alışık olduğu taş devri, yontma taş devri, cilalı taş devri, bronz çağı, demir çağı gibi hayali kavramlar söz konusu evrimci kronolojinin önemli parçalarıdır.

Çoğu insan bu hayali tabloyu hiç düşünmeden kabul eder ve insanlığın bir zamanlar sadece kaba, taş aletler kullanılan, medeniyet ve teknolojinin bilinmediği bir dönem yaşadığını sanır. Bu iddialar evrimcilerin, insanları somut gerçeklerle değil de hayali masallarla iknaya çalıştıklarının en önemli göstergelerindendir.

Çünkü bunlar bilimsel kanıtlara değil, sahibinin kabullerine ve ön yargılarına dayalı hikayelerdir. Nitekim arkeolojik bulgular ve bilimsel veriler incelendiğinde ortaya çok farklı bir tablo çıkar. Geçmişten günümüze kalan izler, insanların, tarihin her döneminde kültürleriyle ve sosyal yaşamlarıyla medeni bir hayat sürdüklerini göstermektedir.

Arkeolojik kazılarda bulunan aletler, dikiş iğneleri, flüt kalıntıları, süs eşyaları, dekorasyon malzemeleri, geçmiş insanların kültürel olarak gelişmiş bir yaşam sürdüklerinin göstergelerindendir.
Bundan yüz binlerce yıl önce de tıpkı günümüzdeki gibi, insanlar evlerinde yaşıyor, tarımla uğraşıyor, alışverişlerini yapıyor, tekstil ürünleri meydana getiriyor, yemeklerini yiyor, akraba ziyaretlerine gidiyor, müzikle ilgileniyor, resim yapıyor, hastalıkları tedavi ediyor, ibadetlerini yerine getiriyor kısaca normal günlük hayatlarını yaşıyorlardı.

Allah’ın gönderdiği peygamberlere uyan insanlar Bir olan Allah’a iman ediyordu. Dolayısıyla evrimcilerin öne sürdüğü, “Bir olan Allah’a imanın ilk toplumlar tarafından bilinmediği” iddiası da doğru değildir. Allah’ın varlığını ve birliğini hatırlatmak, din ahlakını yaşamaya davet etmek için her topluluğa bir elçi gönderildiği Kuran’da şöyle bildirilmiştir:
“…Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” (Fatır Suresi, 24)
Elbette tarih boyunca bir yanda medeni bir yaşam süren insanlar varken bir yanda daha basit ve ilkel koşullarda yaşayan toplumlar da var olmuştur. Ancak bu, insanlık tarihinin sözde evrimine delil teşkil edecek bir durum değildir.

 Zira günümüzde de dünyanın bir köşesinde uzaya araç gönderilirken, bir diğer köşesinde insanlar henüz elektriğin varlığını dahi bilmemektedir. Ama bu durum ne uzay aracını yapanların zihinsel ve fiziksel olarak daha gelişmiş -sözde evrim sürecinde ilerlemiş-, ne de diğerlerinin daha geri -sözde hala maymun-insanlara daha yakın- olduklarını göstermez. Bunlar kültürel bir evrim yaşandığının değil, sadece kültür ve medeniyet farklılığının göstergeleridir.

  • Bundan 700 bin yıl önce insanların, çok iyi inşa edilmiş gemilerle okyanus yolculukları yaptıklarını…
  • Bize “ilkel mağara adamları” olarak tanıtılan insanların, gerçekte günümüz ressamlarını aratmayacak bir yeteneğe ve estetik anlayışına sahip olduklarını…
  • Ya da 80 bin yıl önce yaşamış olan ve bize evrimciler tarafından “maymun adam” gibi gösterilmeye çalışılan Neandertal ırkının, müzik aletleri yaptığını, giyim-kuşam zevkine sahip olduğunu, kızgın kumlarda biçimli sandaletlerle gezdiğini…
  • İman Edenler Tarih Boyunca Medeni Bir Yaşam Sürmüşlerdir
    Tarih boyunca yaşamış peygamberlerle birlikte iman edenler, son derece medeni koşullarda, modern ve kaliteli bir yaşam sürmüşlerdir. Hz. Nuh döneminde de, Hz. İbrahim döneminde de, Hz. Yusuf döneminde de, Hz. Musa döneminde de, Hz. Süleyman döneminde de şimdiki gibi, toplumsal düzen içinde, modern bir hayat yaşanmıştır.

Her dönemde müminler namazlarını kılmış, oruçlarını tutmuş, Allah’ın bildirdiği sınırları korumuş, helal ve temiz bir hayat yaşamışlardır. Arkeolojik bulgularda elde edilen bilgilerin gösterdiği gelişmiş yaşam standartlarının en güzeline, en asil ve en temizine, Allah’a iman eden salih müminler sahip olmuşlardır.

Yaşadıkları dönemin sağladığı her türlü imkanın en iyisini peygamberler ve samimi müminler, Allah rızasına uygun olarak, kullanmışlardır. Bu “Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97) ayetinin bir tecellisidir. Elbette imtihan ortamının gereği olarak Peygamber Efendimiz (sav)’in döneminde olduğu gibi kimi zaman zorluk ve sıkıntılarla da denenmişlerdir.

Ancak bu sıkıntılar veya zor şartlar, medeni ve insanca bir yaşam sürmedikleri anlamına gelmez. Allah’ı inkar eden, inkarlarında direnen, güzel ahlakı yaşamayan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranların sonu ise, ne kadar zengin, refah ve ileri bir medeniyet de olsalar, hüsran olmuştur. Üstelik bunların bir çoğu belki de günümüz toplumlarından dahi gelişmiş imkanlara sahip olan toplumlardır.

Bu gerçek, Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (Rum Suresi, 9)
Biliyor Muydunuz?: Bilim Adamlarının Dilinden Darwinizm’in Geçersizliği
“Darwinist tezin yetersizliği arkeolojik kayıtlarla kesin olarak kanıtlanmıştır. Eğer Darwinist sunum doğru olsaydı, bu durumda hem arkeolojik kayıtlarda hem de fosil kayıtlarında iki ayaklılığın, teknolojinin ve gelişen beyin ölçülerinin delillerini görmemiz gerekirdi. Ama bunu görmüyoruz. Tarih öncesi kayıtların tek bir yönü dahi bu tezin yanlış olduğunu göstermek için yeterli: taş aletler.” (Richard Leakey, The Origin of Humankind, Basic Books, New York, 1994, s. 12)http://www.ilmiarastirma.net/makale/111211/cilali-tas-devri-bir-aldatmacadir-2

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Beğendiklerim kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Cilalı taş devri bir aldatmacadır… için 5 cevap

  1. Özgür der ki:

    Allah ın dini islam ayrıdır , insanların kendi kendilerine uydurdukları,
    kurguladıkları tahrif ettikleri din ayrıdır.Bunları birbirine
    katıp karıştırmak yanlıştır.
    Bilim ile Allah ın dini çelişmez.Bir müslümanın
    ilmi gelişmelerle bir alıp veremediği yoktur.
    Toptancı konuşmalarla hiç bir yere varılmaz.
    Din, gelenek vs nasıl tabu haline getiriliyorsa bilimin de başına aynı
    şeyler gelmektedir. Bilim adamları da insandır ve bilim onların elinde
    şekillendiği için ne yazık ki bütünü öyle sanıldığı gibi objektif değildir.

    Evrim Teorisi’nden etik alanına geçmeye çalışmanın ağır bedelleri olmuştur.

    Buna verilen en çarpıcı örnek, bu teorinin en önemli simalarından Haeckel aracılığıyla Evrim Teorisi’nin Almanya’da öğretilmesi ve bu teoriden çıkarılan ahlaksal sonuçların Hitler’i etkilemesidir.
    Haeckel’in kitapları Almanya’da yüz binler ile ifade edilen rakamlarda satışa ulaşmış ve Türkçe de dâhil olmak üzere yirmi beş dile çevrilmişti..

    Darwin, hayvan yetiştiricilerinin yapay seleksiyonla türleri ıslah edişlerine atıflar yapmış ve doğal seleksiyonun etkilerine dair inancını da buradan çıkarsamıştı.

    Haeckel, Avustralya yerlileri gibi ırkların, maymunlar ve köpekler gibi canlı türlerine, medeni Avrupalılardan daha yakın olduklarını söylemiştir.

    Ayrıca Darwin’in yapay seleksiyon ile ilgili anlattıklarının insanlara da uygulanabileceğini, eski çağlarda Spartonların zayıf ve hasta çocuklarını öldürerek güçlü bir ırk oluşturduklarını övgü ile anlatmıştır.

    Wilhelm Bölsche, Haeckel’in fikirleriyle Hitler’i tanıştırdı ve Nazilerin 200.000 vatandaşını sadece zihinsel özürlü oldukları için öldürmelerinde bu fikirler etkili oldu.
    -Benjamin Wiker

    Hitler, doğanın kanununa saygı gösterilmezse, kendilerinin güçlü olmalarından doğan haklarını kullanmazlarsa; vahşi hayvanların bir gün kendilerini, böceklerin vahşi hayvanları ve mikropların ise böcekleri yiyip dünyaya egemen olacaklarını söylemiştir.
    Hitler, Darwinizm’den aldığı terminolojiyi kullanarak, seleksiyon kanununun en güçlünün hayatta kalmasını sağlayarak kavgalarını meşrulaştırdığını ve Hıristiyanlığın, doğa kanununa karşı geldiğini iddia etmiştir.
    – Anthony Flew – Darwinian Evolution

    C.Taslaman

  2. Özgür der ki:

    1912 yılında Londra Tabiat Tarihi Müzesi müdürü Arthur Smith Woodward ile Charles Dawson, bir çene ile kafatası fosili ve kabaca yontulmuş taş aletler bulduklarını açıkladılar. Ingiltere’de Piltdown yakınında bulunan bu fosilin çene kemiğinin maymununkine, dişlerinin ve kafatasının ise insanınkine çok benzediği söylendi. Bu fosilin, insan evriminde büyük bir boşluğu doldurduğu ve 500.000 yıl önceki bir canlıya ait olduğu savunuldu. Fosil kemiklerin yaşını tespit etmek için 1950 yılında bulunan bir metot ile çene kemiğinin toprakta ancak birkaç yıl kaldığı, kafatasının ise birkaç bin yıllık olduğu öğrenildi.

    Bu bilgiler elde edildikten sonra yapılan detaylı araştırmalarda, kemiklerin, eski görüntüsü verilebilmesi için boyayıcı maddeler ile işleme tabi tutuldukları saptandı. Ayrıca dişler çene kemiğine yerleştirilmek için zımparalanmıştı.

    Maymun çenesi ile insan kafatası bir araya getirilerek sahtekârlık yapıldığı detaylı araştırmalar ile doğrulandı.
    -Roger Lewin ,Modern İnsanın Kökeni-Tübitak Bilim Kitapları(1999)-

    Bu örnek 40 yıl boyunca, bir sahtekârlık ürününün bilim insanlarını ne kadar kolay yanılttığının bir delilidir. Sahtekârlık yapılmasından daha önemli olan, mevcut paradigmaya uyum sağladığı, hatta destek verdiği için, sahte bir delilin, 40 yıl boyunca birçok bilim insanını ciddi şekilde yanıltıyor olabilmesidir.
    Paradigmaya uygun olan delil ciddi analizlere tabi tutulmamış, elde ciddi veri olmadan Piltdown adamının yaşı 500.000 yıl olarak belirlenmiştir.
    C.Taslaman-

  3. Veysel ÇAM der ki:

    Çok verimli ve iyi derlenmiş bir yazı teşekkürler .

    700 bin önceki gemi yolculuklarıyla ilgili kaynak verir misiniz merak ettim o konuyu .

    Birkaç ekleme de yapmak istiyorum . Tarihe bu tek düze ilkelden evrimleşmişe bakış , gerçekler karşısında zorlama fikirleri beraberinde getiriyor . 25 bin yıl önce yapılmış piramite ya da güney amerika da olanlara , erich von daniken in yaptığı gibi uzaylılar tarafından mı inşa edildi gibi spekülasyonlarla yanıt bulunmaya çalışılıyor . İlk tarım eriha da deniyordu ama eriha dan 3 bin yıl öncesinde tarım yapıldığına dair veriler bulundu . kesinlikle bir tek düzelik yok inişler çıkışlar var ve tarih kesinlikle sümer de başlamıyor . Oysa kuran ve islam tarihi çok daha derin bi algı meydana getiriyo . Adem yaratılırken melekler aynı şeylerin yaşanacağından şikayetçi oluyorlar . Bu sandığımızdan çok daha büyük ve görkemli bir geçmiş olduğunun işareti .

    Çok bölük pörçük gidiyorum ama bir örnek vererek geçmişten hep çok tanrılı dinlerle ilgili kalıntıların gelmesiyle ilgili bi bahiste açıcam . Diyelim ki ikinci dünya savaşını hitler kazandı ve tüm dünyaya egemen oldu . Muhtemelen din yasaklı bi olguya dönüşücekti . ama insanlar inamaya gizli gizli devam edecekti . Şuan örneğini doğu türkistan da görebiliyoruz insanlar inançlı ama inançlarıyla ilgili geleceğe tek bir yaprak bile aktaramazlar çünkü yöneticiler inançsız . Bu bakışla geçmişe döndüğümüzde her şey çok anlaşılır olabiliyor .

    Evrime hiç girmiyor , dogma deyip geçiyorum .

  4. kübra demir der ki:

    Bilim dediğin bilgiden oluşmuyormu peki aldığın bir kitabın yazarı varken bu kainatta olan sonsuz ilminin bilginin yazarı kim sana soruyorum ?bilim değin şey neye bağlı kime bağlı kimin eseri kimin bilgisi………hz.Adem ilk yaratılan kişiyken ve ona bütün eşyanın isimleri öğretilmişken her millete peygamber gönderilmişken ne cilalı taş devri saçmalıktan başka birşey değil …………

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.