Ateistleri çözen adam…

Aslında yazarın böyle bir iddiası yok… Ama bence atesitleri çözmüş… Tavsiyem, Müslümanların da *** işaretleri arasında kalan paragrafı dikkatli okumaları … Ben yazıdan alıntılar yaptım.. Vakti olanların, yazının tamamını okumalarını öneririm…

Eğer kişi, Tanrı’nın varlığını kendince kabul etmediği halde, bencillikten dolayı değil, basit çıkarlar güttüğü için değil, gösteriş uğruna veya insanlardan alkış almak uğruna değil, salt kendisi de iyilik yapmanın doğru olduğuna inandığı için dürüstçe yaşıyor ve iyilik yapıyorsa bilmeli ki Tanrı, en küçük bir davranışı bile karşılıksız bırakmaz. Buna o inanmasa da… Eğer bu kişi, gerçekten davranışlarında samimi ve istikrarlı ise bilmeli ki bu davranışları onu zamanla bu değerleri sahiplenen Allah’a inananlarla yakınlaştıracak, bu durum Tanrı’yı doğru tanımasına yardımcı olacaktır. Çünkü o salt kendi çıkarını değil başka insanların da iyiliğini istemektedir. Yarını, geleceği veya işin sonunu düşünen kaybetmez.

Ahlaki değerler, Tanrı’ya inananlara göre Tanrı kaynaklıdır. Oysa ateistlik savunucuları için ahlak görecelidir ve toplumun oluşturduğu bir kültürdür. Her zaman değişebilir ve asla mutlak değildir.

Ateistlere göre zaman değiştikçe bizim ahlakdışı gördüğümüz bir davranış ahlaklı görülebilir ya da bir bölgede ahlaki olan bir davranış başka bir bölgede ahlakdışı görülebilir. Oysaki ahlaki değerler evrenseldir.

Ateistlerden oluşan bir toplumu düşününce birine göre ahlaki olan diğerine göre değilse kim kimi neye göre sorumlu tutacaktır? Ne güvensiz bir ortam ve duruş!

Ateistler, Hıristiyanların egemen olduğu toplumlarda, kiliseye gitmeseler de Hıristiyanlar gibi,

Müslüman bilinen ülkelerde de, camiye gitmeseler de, tıpkı diğer Müslüman bilinen insanlar gibi yaşam sürerler.

Aile, evlilik, kiminle evlenileceği, boşanma, miras, akraba ilişkileri, dürüstlük, iyilik, yardımlaşma, söze bağlılık, bireysel sorumluluk gibi değerler bütünüyle ilahi din referanslıdır. Avrupa kaynaklı hukuk, Roma Hukukundan; Roma Hukuku da Tevrat’tan esinlenmiştir.

Tüm dünya ateistlerle ortak inançta birleşse, “Allah yoktur, din yoktur, sınır yoktur” dese; sonuç olarak bu durum insanlık için iyiliği, doğruluğu, dürüstlüğü, dostluğu, mutluluğu mu getirecektir? Tanrı’yı yok saymayı ideoloji haline getiren toplum var mıdır? Eğer varsa onların sonu diğer ‘Allah’a ve O’nun bildirdiği değerlere inanıyorum’ diyenlerden daha mı iyiye gitmiştir? Yoksa tanrıtanımazlığa doğru savruluş daha fazla sömürüyü, ahlaksızlığı ve katliamları mı getirmiştir?

Acaba kendisi hasta, yardıma muhtaç veya yaşlı olsaydı yardımına ilk önce ateistler mi koşarlardı? Acaba ateistler daha fazla kalabalık olsaydı o zaman hırsızlık, yalancılık, kapkaç, dolandırıcılık… vb. daha mı az olurdu? Gerçekten sormak lazım tanrıtanımaz bir toplumda yaşarken sokak daha mı güvenli olurdu? Kardeşlerini, sevdiklerini, eşyalarını daha kolay mı emanet ederlerdi? Örneğin böylesi bir toplumda evlerinde daha mı güvenle yatarlardı?

 

Ateistler; en fazla gerici, dinci, yobaz ve din istismarcısı kesimleri takdir ederler. Çünkü kendileri, bu kesimlerin çelişkileriyle eğlenmekte ve onlar sayesinde bir süreliğine ayakta durmaktadırlar. Onları en fazla rahatsız eden şey, ilahi kitapların rasyonel açıklamalarıdır. Allah’ın sözlerini doğru anlamak onların var oluş nedenini temelden sarsmaktadır. Onların din diye lanse ettiği pek çok şey, Allah ile, O’nun kitabı ile ve O’nun seçkin elçileriyle hiçbir alakası yoktur.

Kur’an’ı, Kur’an’dan okumak yerine sayıları birkaçı geçmeyen ateist yazarların yorumlarından okurlar. Kur’an’ın benzetmelerini (müteşabihler) istismar ederler. Oysa 3Al-i İmran: 7 ayetinde, Kur’an’daki benzetmeleri ilkeler doğrultusunda anlamlandırmayanların kötü niyetli olduğu belirtilir. İlahi din değerlerdir, semboller ve benzetmeler değildir. Tanrı insanlara varlığını veya yokluğunu ispatlama görevini değil, değerlere sahip çıkma görevini yüklemiştir. İslam, ne mezhepçilik yapılmasına izin verir, ne de tarikatçılık yapılmasına. Bağnazlığın her türü olumsuzlanır. Ne kuralcılığa izin verir, ne de şekilciliğe… Ancak İslam, ahlaki kuralları ve onu destekleyen davranışları destekler.

Agnostik, deist veya ateist tiplemeler bir virüsün değişik görünümleridir. Farklı yerlerde, zamanlarda, iklimlerde, yaşlarda, sıkıntılarda kalıptan kalıba girerler. Birbirinin değirmenine su taşırlar. Evet, mutlak ateist yoktur. Ateist gibi yaşayanlar vardır.

Esasında ‘Tanrı sadece vardır’ diyenler de ‘yoktur’ diyenler de birçok ortak noktada kesişmektedirler. Eğer kişi, ‘Tanrı var ama hakla hükmetmiyor, emek verene karşılık vermiyor, dürüst olanın yanında yer almıyor, kullarına haksızlık yapıyor’ diye düşünüyorsa onun Tanrı bilinci sadece varlık boyutunda kalmış, müdahil olmayan bir Allah inancıdır. Bundandır ki dindar gözüktükleri halde pek çok kimsenin ateist refleksleri vardır.

***Örneğin, yaşadıkları olumsuzlukları salt kadere, yazgıya, büyüye, uğura, uğursuzluğa, alınyazısına bağlayanlar, dolaylı yoldan da olsa, “Allah var, bizi üzüyor, biz onun işine karışamayız ama ahlak ve adalet yönünden O’nu anlamakta zorluk çekiyoruz” demek istiyorlar. Böyle anlayış sahipleri, gerçek anlamda yaşadıklarıyla yaptıklarını bağdaştıramıyor, Allah’ın adeta hak ve adaletle değil deneme veya başka amaçlı bir tutum içinde olduğuna inanıyor. Oysa Allah, ahlak açısından da adalet açısından da bir anlam ve amaca göre davranmaktadır.***

Bir ateist değerleri kolayca reddetmez çünkü o değerler herkese lazımdır. Herkes kendine dürüst davranılmasını, haksızlık yapılmamasını, adaletli olunmasını, sahip olduklarının gasp edilmemesini, kandırılmamayı, rahatsız edilmemeyi ister. Ancak bu değerler herkes için geçerli olduğu zaman, evrensel olduğu zaman değerlidir.

Allah, ilahi kitaplarda peygamberlere, “Allah’ın var olduğunu anlatın veya Allah’ın var olduğunu ispatlayın” gibi bir görev yükle-me-miştir. Çünkü bir postulat (ispata gerek kalmadan önceden kabul edilmiş bir gerçek) olarak peygamberlerin görevlendirildikleri toplumlar Allah’ın yaratıcı(var ve bir) olduğunu zaten bilmekte ve kabul etmektedirler.

Kısaca Allah’ın varlığı konusu ne ilahi kitabın, ne de peygamberin ilgi alanına girmemektedir. Onlar ahlaki değerler, insanları alçaltan ve değerli kılan (örneğin kula kulluk etmeme gibi) nedenler üzerinde durmuşlardır. Sözgelimi cana kıymayın, çalmayın, haksızlık yapmayın, aldatmayın, dürüst ve adil olun, zayıfı, yoksulu ve hastayı gözetin, kendinizi ve muhataplarınızı küçük düşürmeyin gibi.

Bu amaçla peygamberler tarafından sık sık dini buyrukları belirleyenin yalnızca Allah ve ilahi kitap olduğu vurgulanır ki insanların özgürlüğü birileri tarafından din adına kısıtlanmasın. Yine o peygamberler sınırsız güç sahibinin yalnızca Allah olduğunu vurgulamışlardır ki insanlar birilerine boyun eğip de kendilerini küçük düşürmesinler ve kimseyi putlaştırmasınlar.

Ateistlik iddia sahipleri, din konusunda oldukça önyargılı ve komplekslidirler;

Önyargılıdırlar çünkü Tanrı, Kur’an, peygamber ve din kavramlarını duyunca sağduyulu yaklaşım sergilemek yerine “zaten kararını vermiş bir insan” tavrı içindedirler. Bu onların din konusunda dogmatik davrandıklarına açık bir işarettir. Onları dinlemeye tahammül edemeyen bir kişi nasıl dogmatik bir tavır içindeyse ateistlik iddiasında olanların da dinle ilgili argümanlarda, “Bana ne anlatırsan anlat, fark etmez” tavrı da dogmatiktir.

Komplekslidirler çünkü dinle ilgili bir “damgalanma çekincesi” içinde oldukları için üzerlerine yapışacakmışçasına bir tutum sergilerler.

Kur’an’ı Kur’an’dan okumazlar, Kur’an’ı Kur’an’dan anlama yoluna gitmezler. Ondan bundan topladıkları veya önyargıyla okudukları 3-5 sayfa bölük pörçük bilgiyle ahkam keserler.

Shakspeare’i anlamak için Shakspeare’i okumak gerekir. Shakspeare’in yapıtlarını incelemeden Shakspeare’in aleyhinde atıp tutan yazıları okuyarak Shakspeare hakkında doğru tavır takınmış olmayız. Shakspeare’in kitaplarını, -kendi döneminde kullanılan sözcüklerin anlamını- doğru anlamak için Shakspeare’in kitaplarını aynı zamanda sözlük gibi kullanmak konuyla ilgili olarak bizi daha iyi aydınlatır.

Kur’an da kendi kendisinin bir çeşit sözlüğü gibidir. Kur’an’ı Kur’an’dan okumak ve Kur’an’ı Kur’an’dan anlamak seçenekler arasındaki en doğru yoldur.

Kimisi O’na güvenir ve doğru işler yapma yönünde bir irade ortaya koyarken kimisi de, O’nun kendisine haksızlık ettiğini, zaten kendisini sevmediğini, üvey evlat muamelesi yaptığını düşünerek, O’na kızar ve düşman kesilir.

42Şura: 30-“Sizi derinden etkileyen olumsuz (başınıza gelen her felaket, bela, musibet) her durum kendi ellerinizle yapıp ettiklerinizin bir ürünüdür; bununla beraber çoğunu da Allah affedicidir.”

Kur’andaki İslam’a göre insanlar ikiye ayrılmıştır: Tektanrıcılar ve çoktanrıcılar. Yahudiler ve Hıristiyanlar farklı kategoride değerlendirilse de gerçek konumlandırma, onların tektanrıcılık ve çoktanrıcılık karşısındaki duruşlarına göre belirlenmiştir.

Kur’an’da ateistler sözü edilmeye değer görülmemişlerdir.

Turgut Çiftçi

http://www.hakveadalet.com/ateizmde-paradigma-sorunu

 

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Beğendiklerim, Dini Meseleler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ateistleri çözen adam… için 3 cevap

  1. Özgür der ki:

    ..Ahlaki değerler, Tanrı’ya inananlara göre Tanrı kaynaklıdır. Oysa ateistlik savunucuları için ahlak görecelidir ve toplumun oluşturduğu bir kültürdür. Her zaman değişebilir ve asla mutlak değildir.
    ..Ateistlere göre zaman değiştikçe bizim ahlakdışı gördüğümüz bir davranış ahlaklı görülebilir ya da bir bölgede ahlaki olan bir davranış başka bir bölgede ahlakdışı görülebilir. Oysaki ahlaki değerler evrenseldir.
    ..Ateistlerden oluşan bir toplumu düşününce birine göre ahlaki olan diğerine göre değilse kim kimi neye göre sorumlu tutacaktır? Ne güvensiz bir ortam ve duruş!
    ..Müslüman bilinen ülkelerde de, camiye gitmeseler de, tıpkı diğer Müslüman bilinen insanlar gibi yaşam sürerler. Farklı yerlerde, zamanlarda, iklimlerde, yaşlarda, sıkıntılarda kalıptan kalıba girerler. Birbirinin değirmenine su taşırlar. Evet, mutlak ateist yoktur. Ateist gibi yaşayanlar vardır..
    Ateistlik iddia sahipleri, din konusunda oldukça önyargılı ve komplekslidirler;
    Önyargılıdırlar çünkü Tanrı, Kur’an, peygamber ve din kavramlarını duyunca sağduyulu yaklaşım sergilemek yerine “zaten kararını vermiş bir insan” tavrı içindedirler. Bu onların din konusunda dogmatik davrandıklarına açık bir işarettir…
    Komplekslidirler çünkü dinle ilgili bir “damgalanma çekincesi” içinde oldukları için üzerlerine yapışacakmışçasına bir tutum sergilerler..

  2. Turgut der ki:

    Merhaba mervece,
    Yazımı yayımladığınız için teşekkür ediyorum. Okumadan yorum yapma alışkanlığımız her yerde önümüze çıkıyor. Pek çok yorum sahibi, ne yazık ki birtakım kısır tartışmaların ötesine geçemiyor.

    Başlıktan da anlaşılacağı gibi yazımda özellikle “Ateizmde Paradigma Sorunu”na dikkat çekmiştim. Mantığın temel ilkeleri olarak çelişmezlik yasası sunulur. Bu yasa, çağın ulaştığı önemli bir bilimsel tespittir. Dinlerin, kitapların, paradigmaların doğruluğu bununla ortaya konur. Buna göre dinin, ilahi kitabın veya paradigmanın;

    1- Kendi içinde çelişki olmayacak:
    Kur’an, Allah’tan başkasına ait olsaydı içinde çelişkiler ve tutarsızlıklar olurdu. (4Nisa: 82; 18Kehf: 1; 39Zümer: 28);

    2- Nesnel gerçeklerle çelişmeyecek: Kötülük yapanla iyilik yapan bir tutulur mu? (Ahkaf45: 21); Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer39: 9)

    3- Çürütülemeyecek: İnkarcıların bilginlerinin Kur’an’daki bilgileri onaylaması Kur’an’ın doğruluğuna delil olmaz mı? (26Şuara: 197; 46Ahkaf: 10)

    4-Benzeri veya daha değerlisi getirilemeyecek: Tüm insanlar bir araya gelseler benzerini ortaya koyamazlar. (17İsra: 88; 52Tur: 34)

    Vahye muhalif olanların yukarıdaki kriterleri gözeten bir paradigma getirmeleri gerekir. Aksi takdirde iddialar, şov veya slogan düzeyinde kalır. Sonuçta insanlar sosyal hayatta bir işin edebiyatını ve felsefesini yaparak değil somut maddelerle besleniyorlar. Sosyal yaşamda ve ekonomide “İkame Politikası” bunun diğer önemli bir delilidir.

    Ertuğrul Özkök, 5 Şubat 2013 tarihli “İki Gün Allah’ı Aradım” yazısında, Assos’da yapılan “Felsefe, Tanrı ve Din” adlı toplantıda ateizm ve din konusu uzman konuklar tarafından yoğun biçimde tartışılıyor. Oturumdaki bir profesör, İzzetbegoviç’ten, “Bir ateist ahlaklı olabilir, bir mümin de ahlaksız olabilir” cümlesini aktarıyor ve soruyor:
    “Bir ateist, ahlaklı bir insan olabilir. Ama ateist, nesilden nesle aktarılacak bir ahlak sistemi yaratamaz. Ahlaklı olabilmek için dine ihtiyacınız yoksa, onun yerine ne koyabilirsiniz?”

    Diğer bir profesör, “Vicdanımı” diye yanıt veriyor.

    “Vicdanımı” cevabına şu karşılık geliyor:
    “Allah’ı arayan yazını okudum. Küçük bir katkıda bulunmak istiyorum” dedi ve devam etti: “Vicdan konusu çok önemli. ama Müslümanlıkta, sadece ‘vicdan’ yetmez. Onun yanına bir de ‘merhamet’i koymak gerekir.” Sonra bu sözlerine güçlü bir gerekçe getirdi: “Vicdan edilgen bir şeydir. Merhamet ise etken. Bir haksızlık, bir insani dram karşısında vicdanın sızlayabilir. Ama orda kalırsan, bu sızlamanın hiçbir manası olmaz. Eyleme geçmen gerekir. İşte o da merhamettir.” (Özkök, 6 Şubat 2013)

    • Merve der ki:

      Değerli Turgut bey,

      Ateistlerin bütün tezlerini çürüttüğünüz için, yayımladığım yazınız kızdırıyor onları… Onlar, hakveadalet.com sitesinden yazınızın tamamını okuduklarında;

      yurt dışındaki öncüsü richard dawkins, Türkiyede ki öncüsü turan dursun’un olan; ahlak kriterlerini de doğup büyüdükleri yerin dini inançlarına göre belirledikleri “Ateistlik dininin” , fillere tapınmaktan bir farkı olmadığı gerçeği ile yüzleşiyorlar…Yüreğinize ve kaleminize sağlık…
      Yazılarınızı ilgiyle takip etmeye devam edeceğim…

      saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.