Risale-i Nur’a karşı değilim ama ?

 

“Hakkın hatırını muhafaza etmek için başka hatırlara bakılmaz.” Bediüzzaman hz.nin bu sözüne bayılıyorum…

Bazı cemaat üyelerinin,  Risale-i Nuru ve Said-i Nursi  hz ni,  çok ön plana çıkarttıklarını düşünüyorum…

Ben bizzat kendi kulaklarımla duydum “ kişileri imana getirmede, Risale-i Nurlar, Kur’an dan daha etkilidir” diyene… Bu söz, Allah korusun insanı küfre   bile götürebilir…

Bakıyorum,  kimisi bir konuyu anlatırken belki 100 kere “üstad diyor ki” diyerek sözlerine başlıyor…

Sohbeti dinleyenlerden biri,  başka bir ülkenin insanı olsa, sohbetin sonunda mutlaka şunu sorar… “üstad dediğiniz, peygamberiNiz mi ?”

Bence,  dini bir mevzuda en çok geçmesi gereken isim “Hz. Muhammed s.a.v ” olmalıdır…

Bu yazıyı yayımlama amacımda, iyi niyetle hareket ettiklerinden şüphem olmadığı  bu kardeşlerimi biraz düşünmeye sevk edebilmek…

(bu arada konusu gelmişken belirtmekte fayda var… Aynı şekilde hz. mevlana’ya inanan ve mesneviyi yüceltenleri de anlayamıyorum… Peygamber efendimiz ömrü boyunca , Mevlana hz. nin “ne olursan ol ,yine  gel” sözünden farklı bir şey mi söylemiştir ki,  hoşgörüden bahsedilince  akla ilk gelen  Mevlana  hz.  oluyor? Bu durum  beni çok üzüyor… )

Risale ve Mesnevi …  Bence her ikisi de, yardımcı kitap olarak faydalanıldığında, “ölçü”yü aşmadan okunduğunda çok güzel kitaplar… Ama “bazı kişiler” sadece Mesneviyi, ya da sadece Risaleleri okuyorlar…

Bazısına “Neden sürekli risale okuyorsun da, Kur’an- Kerim okumuyorsun” diye sorduğumda,  “Risaleler de zaten Kur’an tefsiri ”  diye cevap veriyorlar…

Şimdi aşağıda ki yazıyı ben yazmış olsaydım, Nurcu kardeşlerim  tarafından düşünmeye değer bile bulunmayabilirdi.… Eminim… Ama Faruk beşer, cemaatin bildiği bir hoca…

Bundan dolayı  Faruk Beşer’in “Risale-i Nurda Kadın ve Evlilik” adlı kitabındaki, Risaleler ilgili görüşlerini burada paylaşmanın daha etkileyici olacağını düşünüyorum…

Kitapta dikkat çekilen noktaların hepsine, A sından Z sine kadar katılıyorum…

Benim derdim de aynı… O yüzden konuyu başka taraflara çekme-me-nizi rica ediyorum…

Tabi ki  Faruk Beşer’in risalelere karşı olduğu gibi bir sonucu da çıkarmayın… Bediüzzamanı ve risaleleri çokça methetmiştir kendisi…. Öyle bir sonuç çıkarsa da bu benim yaptığım alıntılarla alakalıdır… Özellikle belirtmekte fayda var… Yazısının bütününü okuduğunuzda böyle bir sonuç çıkmıyor… Hatta kitabın önsözünde “yayınlanması konusunda en hırpalayıcı tereddütler çektiğim çalışmam budur” demiş kendisi…

Ama iyi ki yayınlamış… Aksi takdirde ifrata düşenler, ifrata düştüklerini nereden bileceklerdi?

Faruk Beşer in yazısının başlığı, “Risale-i nur nedir?; Ne değildir?” Bence, yazının başlığı bile bir çok şeyi anlatıyor…

Önce tefritçilerden, yani risale-i nurları tamamen değer-siz-leştirenlerin yanlışlarından bahsetmiş… Gerçekten de  Risaleler de, imani meselelerle ilgili çok güzel örnekler vardır… Hastalar, vesvese ve gençlik risalelerini ben de çok beğenirim…Bediüzzamanın, Besmele’yi anlatımı farklı ve etkileyicidir…

Ama Faruk Beşer’in  de asıl üstünde durduğu konu “ifratçılar”… Kitapta daha detaylı anlatılıyor ama ben anlaşılır olması için başlıklandırdım ve alıntılar yaptım…

Bundan sonrası tamamen Faruk beşer’in sözleri… Kesinlikle çok etkileyici ve düşündürücü… Bazı cümlelerin rengini, dikkatinizi çekmesi açısından koyulaştırdım

1-  Risale-i Nur bir beşer sözüdür. Evet bununla Bediüzzaman’ın sıradan ve herkes gibi bir beşer olduğunu kastetmiyoruz. Ama o efdalü’l beşer gibi masum bir beşer de değildir. Aklen ve fiilen hata etmesi mümkündür. Kendisine vahiy gelmemiştir.

İlham ise hem yanıltabilir, hem de başkaları için delil teşkil etmez. İlhamin kaynağı Allah a aittir ama  onun izharı beşer eliyle olmaktadır ve ilham deyince akla yanıl-ma-ma gelmemelidir.

Bütün büyük şairler ve mucitler yaptıklarını hep ilhamla yapmışlardır. Ama her birerlerinde pek çok hata sadır olabilmiştir.

Zaten Bediüzzaman ın kendisi bile “kardeşlerim üstadınız layuhti(yanılmaz) değildir.onu hatasız zannetmek hatadır.benim hatamı gördüğünüz zaman serbestçe bana söylerseniz sevinirim.Hatta başıma vursanız Allah razı olsun derim. Hakkın hatırını muhafaza etmek için başka hatırlara bakılmaz.” demiştir…

2-  Risale-i nur Kur’anı kerim’in bir yönüyle tefsiridir… Ama unutmamak gerekir ki, hiçbir söz Kur’an denk olamayacağı gibi, onu beyan etmekle görevli Peygamberin sözlerine de denk değildir

Kur’an’ın, onun sözlerinden daha güzel bir tefsiri de yoktur… Kur’an Allah kelamı olması itibariyle, Allah gibi ezeli ve ebedidir…Onun en güzel tefsiri olan “sünnet” dahi onun sadece bir yönünü, ya da birkaç yönünü açıklamış ve müteakip açıklamalara örnek oluşturmakla yetinmiştir.

Kur’an ın tefsiri bundan ibarettir demek, ezeli ve ebedi bir kelamı fani bir beşer kelamına sığdırmak demektirBu korkunç bir anlayış bozukluğudur..

Kuran her zaman ve zeminde bir yansıması vardır. Risalei nur, kısmi ve kendi zamanı için olmak üzere Kuranın böyle bir tefsiridir. Kısmidir diyoruz, çünkü mesela Kuranın ahkama taalluk eden yönlerinin tefsirini Risale-i nurda bulmak mümkün değildir.

3-  Risale i nurun dili ve üslubu, bazı müfritlerin sandığı üzere muciz olmadığı gibi birer belagat harikası da değildir. Bunu üstad defalarca ifade eder. Fart-ımuhabbetten (belki de art niyetten) ötürü bu gerçekleri göremeyenler risale-i nurun sadeleştirilmesine dahi karşı çıkarlar.

Oysa gaye onların dilini muhafaza etmek değil, taşıdıkları gerçekleri insanlara anlatmaktır.

Sözleriyle muciz olan Kuran ı kerim in dahi tercümesi ve tefsiri konusunda kimsenin şüphesi bulunmadığı bir zamanda, risale-i nur a böyle bir hüviyet vermek ve “belagatı bozulur” iddiasıyla, açılmasına engel olmak, doğru olmayacağına göre bu, akla başka şeyleri getirir.

4-  Bediüzzaman ın ifadesiyle “ifrat gibi tefritte zararlıdır, belki de daha zararlıdır. ama ifrat, tefritin de sebebi olduğu için o daha çok suçludur”

5-  Üstadın önceden yazdığı bazı şeyleri sonradan kısmen ya da tamamen değiştirmesi de gösteriyor ki, Allah ‘ın yardımı galip de olsa bu eserler bir beşerin sözüdür, onun tasarrufuyla şekillenmiştir. ve ona göre muamele görür. Bu aynı zamanda eğer üstad yaşasaydı kim bilir daha ne kadarını değiştirirdi, denmesini haklı kılar.

6-  Bir de işin şu boyutuna işaret etmemiz gerekir. Evet risale, Kur’an’ın bir yansımasının tefsiridir… Böyle olunca , nasılsa kuran tefsiri okuyoruz diye insanların sünneti ve hadisleri dahi terk etmeleri ve sürekli risale okumaları Allahın ve Onun Resülü ‘nün ağrına gitmez mi?

Buradaki dengeyi kuracak olan kimlerdir? Önem sırasını belirleyecek ölçümüz ne olmalıdır?

Hz. ömer in tavrını burada çok ibretamiz bir olay olarak hatırlamalıyız.. O, insanların bütün ihtimamlarını hadis toplayıp yazmaya verdiklerini görünce, emirul  müminin (halife) olarak tamim yayınlamış ve kimde yazılı hadis olarak ne varsa getirmesini emretmiş, sonra da toplanan hadis evrakını yakarak şöyle demiştir.” Allah ın kıtabının yanında başka kitap olmaz. Sizden öncekilerde hep böyle Allah’ın kitabının yanında başka kitaplar edindikleri için saptılar”.

O ayrıca kufe ye gönderdiği görevlisine “orada vızır vızır kuran okumakla meşgul olanları göreceksiniz. sakın ha, onlara ha bire rivayetler nakledip durmayın” tenbihin de bulunmuştur. Bunlar elbette hz. ömer in hadislere karşı olduğunu anlatmaz. Çünkü aynı Ömer ra. belli konularda hadis bilen insanlar aradığını biliyoruz. Öyleyse bunun anlattığı şey, bu değerler arasındaki hiyerarşinin nazari dikkate alınamaması ve her şeyin layık olduğu yerine konulamamasıdır.

7-  Risale , Allah kelamı diyen yoktur ama söylenenlerin sonucu da o anlama gelme-me-lidir.

8-  Fizik ötesi alem ya da mana alemi bizim tahminlerimiz çok üzerinde geniş olmalıdır. Kur’an’ın her bir harfinin istikbale doğru binlerce işareti bulunabilir.

Hatta biz herşeyin Kur’anda var olduğuna inananlardanız… Binaenaleyh o, risaleye işaret etmiş olabilir.

Bizim ulaşmadığımız her şey yok demek değildir. Ama bize, o sonsuz alemden gelen bilginin doğru ya da yanlış olduğunu gösteren başka ölçüler verilmemiştir.

Bizim yegane doğrumuz kitabımız ve onun açıklaması sünnettir. Onların delil saydığı şeylerin dışında delil saymamız ve onunla herkesi ilzam (bağlayan, taahhüt altına alan) eden sonuçlara varmamız mümkün değildir.

9-  Bize göre zarar ihtimalini girmek, muhtemel yararı  kazanmak istemekten daha önceliklidir. Öyleyse biz deriz ki: üstad bu sözleri haşa, mücerred yalan ve hayal mahsulü olarak söyle-me-miştir…

Bizim belki de bilemeyeceğimiz bir hal ve derece ona bunları söyletmiştir. Ama bütün bunlar bizim Risale-i Nur’un, kesinkes Kur’an’ın haber verdiği, hz alinin bildirdiği , dolayısıyla asla itiraz edilemeyen ilahi birer eser olduklarını kabulümüzü gerektirmez.

Kur’an belki böyle nice nurlara , nice olaylar işaret etmiş olabilir. Ama bunlar, anlamada serbest ve yegane delil değildirdirler. Böyle kabul edilmesi bizi hurufiliğe ve batıniliğe götürür ki, onun sonu da sapıklıktır.

10- Üstad, Nur dairesini; talebe, kardeş ve dost şeklinde çok geniş tutmuş, ama İslam kardeşliğini esas almıştır…

Günümüzde bazılarınca sadece risale okuyanlar ya da yazanlar nurcu sayıldığından, Kur’an’ın başkaları vasıtası ile tespit edilen yansımalarıyla islamı öğrenen diğer müslümanlar sanki “Nur”un dışında kalmış gibi telakki edilebiliyor. Böyle yanlış  bir kanaat Nurcu kardeşlerimizi, bugün ki anlamıyla Nurcu ol-ma-yanlara karşı haksızlıklara itebilir. Bunun örnekleri de görülmüyor değildir.

11-  Kuran tefsirini yalnız risaleden ibaret görenler varsa bu onları bazı azim hatalara götürebilir. Şöyleki Kur’an’ı risaleye hapsetmiş ve ondan ibaret görmüş oluruz. Bu da bizim Kur’an’ın değişik zaman ve mekanlara göre ve ilmin artmasıyla ortaya çıkacak yansımalarını görme-me-mize sebep olur.

Oysa Kur’an, kendi ifadesi ile, sürekli açılacaktır.
Bu kanaat insanların düşünme ufkunu daraltır ve müstesna insanlar dahi cemaat paradigmasını aşamazlar… Cemaat içinde düşünen ve bilinen paradigmanın hilafına fikirler serdeden insanlara karşı hata işliyorlar gözüyle bakılır, soğukluk doğar ve dışlanırlar.

Edep anlayışı değişir. Sahaba-i ikram efendilerimizin, hz Peygamberle olan ilişkilerin, hatta hz. İbrahim in Allah cc. ile yapığı örnek muhaveresine zıt bir edep anlayışı doğar. Soru sormanın ve yerinde itirazlarda bulunmanın sui edep olduğu kanaati yaygınlaşır. Cemaate ve cemaatin değerlerine tenkit getirenler azara uğrar.

Özellikle davette insanların aklın göre hitap etmek , hz. Ali “insanlara akılları ölçüsünde hitap edin yoksa fitneye sevk edersiniz.” buyurur.

Risale derslerinde ne dediği anlaşılmadan okunan risalenin avamı nasta (insanların tamamı)  böyle bir karamsarlık oluşturduğunu ben deneyimlerimle biliyorum.

 “Kuran ı kerimden herkes anlayabilir. ama risale öyle harikulade bir kitaptır ki, bizim gibi insanların onu anlamaları mümkün değildir. Kimbilir o ne lahuti alemleri anlatıyor” gibi bir intiba , bu kabil insanlarda çokça oluşur.

Hatta çoğu zaman ders halkasında onu anlatanların dahi anlamadıkları zor bahislerde “Allah, Allah! hele bakın üstad ne büyük gerçeklere işaret ediyor” diyerek  geçiştirdiklerini duymuşumdur.

12-  Rüyaların, nübuvvet mişkatından birer işaret olabilmeleri ihtimaline rağmen, onlara aşırı değer vermek ve görülenin Hz. Peygamber olsa dahi, rüyalarda insanları teşvik etmek, bir yerinden kopacağı muhakkak bir ipe tutunmak gibidir.

İslam tarihinde bir çok fırkanın hep rüyalarla saptığını, ya da saptırıldığını biliyoruz.. Güzel rüyalar, güzel adamlar için birer teşvik ve teselli olabilir. Ancak bütün bir cemaatin bu yolla motive edilmesi, suistimallere ve sapmalara yol açar, denirse haksızlık mı edilmiş olur…

Bu yazı Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Risale-i Nur’a karşı değilim ama ? için 24 cevap

  1. Anonim der ki:

    Nurlari okuyan kimseden kötülük görmedik ama Kurani okudum ve anladim diyenlerden intahar saldirilarini malesef gördük.Bu durum ne Kuranin degerini düsürür ne de Nurlari Kurandan üstün kilar. “Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, “Mesleğim haktır veya daha güzeldir” demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur..” Sonuc olarak: abarti degil, Sadakat söz konusu. Vesselam

    • Merve der ki:

      Siz ne dediğinizin farkında mısınız? “Nurlari okuyan kimseden kötülük görmedik ama Kurani okudum ve anladim diyenlerden intahar saldirilarini malesef gördük” demişsiniz…
      Siz büyük bir yanılgı içindesiniz…Söylediğiniz büyük bir hakaret…Allah sizi islah eylesin…

      • Anonim der ki:

        Risale-i nurlara karşı değilim diyorsunuz ama yazık ki her sözünüzden karşı olduğunuz aşikar meydanda. siz bu yazıyı yazarken ki amacınız nedir o da açıkça meydanda. kimse Risale i nurları bu kadar yüceltmenin anlamı yok diyemez..onun zaten yüceltilmeye de ihtiyacı yok. o zaten her zaman üst seviyede. hem Rabbim her yüzyılda bir müceddid gelecek dememiş mi… o müceddidlerden bir tanesi mevlana hazretleri bir digeri de en son gelen ve mehdii olan üstad bediüzzaman said nursi hazretleridir. siz mehdi- ahir zamanı gerçekten tanımıyorsunuz. lütfen saçmalamayı kesin kimsenin fikrini sorgulamaya kalkmayın.

        • Merve der ki:

          Yorumunuzu üzülerek okudum…Faruk Beşer beyefendinin böyle bir yazı yazmakta ki maksadı neyse, benim de bu yazıyı yayımlama amacım aynı…yorumunuz öyle yanlışlarla dolu ki… “hem Rabbim her yüzyılda bir müceddid gelecek dememiş mi” demişsiniz…Elimizde Allahın kitabı Kur’an var… Lütfen Kur’an dan sözünüze ispat olacak “her yüzyılda bir müceddid gelecek ” ifadesinin hangi ayette geçtiğini söylermisiniz…
          “en son gelen ve mehdii olan üstad bediüzzaman” demişsiniz… Kafanız epey karışık anlaşılan..Bediüzzaman, Hem müceddid hem mehdi!
          Ben sizi bir kardeşiniz olarak uyarıyorum…Okuduğunuz Risalelerden bu sonuçlara ulaşıyorsanız, demek ki dili ağır olan risaleleri doğru anla-ma-mışsınız demektir…
          Lütfen önceliğiniz Kur’an-ı Kerim olsun…
          Eğer bu önceliğe dikkat ederseniz, “kimse Risale i nurları bu kadar yüceltmenin anlamı yok diyemez..onun zaten yüceltilmeye de ihtiyacı yok. o zaten her zaman üst seviyede” gibi edep dışı cümleler kurmazsınız…

          • Merve der ki:

            ayrıca, sizinle aynı düşünceki kişilerde bile üslup farklıdır…örneğin;
            “bâzı kimselerce bir kısım ilim ve hamiyet sahiplerinin müceddid bilinmesi, din açısından normaldir, kınamak, hatâkarlıkla itham etmek mümkün değildir.Tarihten vâki olan hu durumun bundan sonra da devam edeceği açıktır. Ancak hiç kimsenin de kesin bir dille: “Bu asrın müceddidi falancadır” demeye, bir başka iddiayı bâtıllıkla itham etmeye hakkı yoktur.

            Öyle ise, bir kısım büyüklere Mehdî nazarıyla bakanlar “aldanmış olmakla”, “bâtıl îtikâda saplanmış olmakla” itham edilmemelidir. Yeter ki bunlar da, kanaatlerinde, hadislerle tahdît edilen, telakki ve ölçülerin dışına taşarak ifrata sapmasınlar, kendi Mehdilerine inanmayanları buna zorlamasınlar, bunu bir itham vesilesi yapmasınlar. (İbrahim CANAN: Kütüb-ü Site Muhtasarı, 14. cilt, s.266)
            http://m.sorularlaislamiyet.com/index.php?oku=349

  2. Ferda Yamanoğlu der ki:

    Selamünaleyküm.Kuran mealinin okunmasını istemeyenler Kurana hizmet etmiyorlar.Suyu kaynağındanmı içmek iyidir,yoksa 100m ilerisindenmi?Kuran her şeyi yazmış.Ayetleri gizleyenleri,dini kullanarak insanların mallarını yiyenleri,faizcilik yapanları,inandık diyerek din ticareti yapanları hep yazmış.Ama okumuyoruz.Kuranda yeri olmayan kar payı ortaklığı gibi sistemlerin caiz olduğu söyleniyor.İnsanlar kandırılıyor.Bir çok müslüman tüm servetlerini kaybetti.Medyayıda ele geçirmişler.Bunlar medyadada söylenmiyor.Kıyamete yakın bir devirde yaşadığımızı düşünüyorum.

  3. karahan der ki:

    Yazık ki bu arkadaşlar R.N yi fiilen kutsal kitap ve S.N yi peygamber ilan etmisler(mehdiliğir hafif kaldı.Bunlar için söylenecek Söz kalmadı. Sözün bittiği yedu

  4. karahan der ki:

    Sözün bittiği yer

  5. Mehmet der ki:

    Kur’an-i metod, peygamberin yoludur. Esasen açıklama ihtiva eden yazılar insanların “daha doğrusu” Kur’an misallerinden ders alacaklara açık bir kanaldır. Said Nursi; bilgisiyle insanları hikmetlerden haberdar eden tarihî bir şahsiyet.
    Ancak İmam-ı Azam gibi bir imamın arkasından takipçileri nasıl ki bu imamın adına bir mezhepleşmeye gittiler ise; Said Nursi örneği de bundan geri kalmaz. Belki yüzyıllar sonra bu cemaati de mezhep haline getirirler ki durum bunu göstermektedir.
    Selam ile…

  6. figen der ki:

    mezhepleşmektense insanlar kuranı kendileri düşünüp feyz alsalar olmaz mı,bunca ayrılık gayrılık olmasa ,zaten hep birilerine dayanınca ayrılıklar çıkyor ,kurana dayanmalı,ve onda birleşmeli,sen şöyle düşündün yanlışsın arakadaş diye itelemektense ,özgürce paylaşabilsek düşünceleri,kuranın hükümleri belli zaten,birleşsek …….

  7. figen der ki:

    Kuranı yanlış anlarsınız diye hep soğuttular ,o hoca şu dedi bu hoca bun dedi peşinden gidiyorlar,oysa kuran orjinaliyle de anlamıyla da insanı çok güzel yerlere götürüyor,imanı zayıf olan hemen şaşşırır tabi ,bu insanların imanlarına güveni mi yok ,uzak tutuyorlar iinsanı

  8. figen der ki:

    Arkadaşlar,özgürce ve tüm kalbimizle ve temizliğimizle ve ibadetimizle kuranı okursak anlamları açılıyor hatta bizzat yaşıyorsunuz ve de acı çekiyorsanız daha çok anlıyor ve hissdeiyorsunuz tüm alimlari okuyun güzel fakat kendiniz de okuyun,niçin insanlar birbirine giriyor anlamıyorum hele din kardeşlerini hiç,kurana sarılın ve onunla birleşin denme dimi gerçekleri tartışırken insanlar nefsine yenik düşüp şucu bucu olmasa yryüzünde din yalnız allahındı şimdi,görüş ayrılıkları bizi uazaklaştırmasın daha da birleştirsin tek kuranın etrafında ,kimileri hep hadis diyor,kimleri akılcı yaklaşıyor ,kuran ortada ve hüküm allaha ait,ne olursa olsun kurana inanalar ayrılmamalı,farklı yorumlar getiriliyorsa da açık bi inkar olmadıkça

  9. Mehmet der ki:

    “Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
    Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”
    Can YÜCEL
    Şiirde de söylendiği gibi yalnızlık özeldir ve şikayet gerektirecek duruma geldi mi, maazallah Yunus Peygambere döneriz.
    Mesala ben yıllardır bir ilçedeyim ve yapayalnızım. Etrafım cahil insanlardan bir yığın. İnsan hakkını çiğnemekten imtina bile etmiyorlar. Şeyhlerini ruhbanlaştıranlar ise cabası, şaşıyorum. Cemaat olanlar mı onlar zaten kendi dairelerinin dışına en ufak yardımı dahi çok görmekteler Maun Sûresi 3,4,5,6,7. Ben Resullah’ın inzivaya çekilişini seviyorum.
    Benim de dostlarım elbette var. Uzaktalar. Hepsi dünya hayatında kendi potalarında dönüp duruyorlar, tıpkı benim gibi.
    İbrahim Peygamberin yalnızlığı kafamda bir heyyula gibi. “Ben İbrahimiyim, (Hanif Dinindenim)” diyen Resullah neden böyle diyordu? Düşünmek gerek!
    Birlikte inanmak daha güzeldir elbet, lakin yaşadığımız hayat tarzı buna müsait değil.
    Cuma günü bir arkadaşıma “Yardımlaşmayı yalnızca kendi grubuna yapanlardan,” bahsettim. Konu banka faizlerine geldi dayandı.
    Ben “Resulallah dönemindeki faiz ve ribanın günümüz bankacılığındaki faiz gibi olmadığından” bir nebze bahsettim.
    Karşımdaki az bilgisiyle beni neredeyse dinden aforoz etti.
    Bir misal, Elektrik faturanızı geciktirirseniz, faiz dedikleri o fazla para alınıyor ya, onun gibilerinden; bir benzetim olsun, buradada da söz yere düşmesin, diye belirteyim.
    Yalnızlık evet o zor iş.
    Aslında zoru seçmedim. Dedim ya mecburen, mecburiyetten. Geçen, tv’de bir reklam var hani.
    “İmaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey.”Konunun özü bu.
    Bir de yazdıklarımın; burada, değer görmesi yalnızlığıma ortak oluyor.
    Selam.

    • Merve der ki:

      Faiz konusu? Bu konuda aslında yazacağım konular arasında…Sanırım bu konuda farklı görüşlere sahibiz,Mehmet bey… İnşallah yayımladığımda doğruya ulaşmak adına fikir alış verişi yaparız…

  10. Mehmet der ki:

    Faizi irdelemeden; 1400 yıl önceki alışveriş usülüyle, günümüzde, özellikle Türkiye gibi para değeri değişken bir ülkede nasıl olacak bunu anlamak lazım.
    Ben banka kullanımını söylüyorum. Bankaya para satıp, almak ayrıca önem arz eder.
    En iyisi bu konu bahara kalsın. Çünkü söz yere düşer de cahiller güler.

  11. Doruk der ki:

    Öncelikle merhabalar herkese. Merve hanım benim merak ettiğim ve aklıma takılan bir soru var ve sormak istiyorum 🙂 Hayvanların ruhu varmıdır var ise onların ruhu ne olacak sonuçta onlar bizler gibi sorumlu değiller ?

  12. figen der ki:

    müslümanlar için de ben de yalnızım,bir zamanlar bana tebliğde bulunan arkadaştan başka kimseyle anlaşamıyordum çünkü müslümanlar düşünmüyor,sonra ayrıldık bende yolumda yalnız başıma yürüyemedim, nefse uymalar,çok fazla oldu,insan dinini inzivada belki uzun yıllar sürdürüyor ama bi an geliyor,kalbin buz kesiliyor,tepelerin eteklerinden aşağıya yuvarlanıyorsun,beni; işin ironik tarafı rasgele içine düştüğüm ateist sitesi kendime getirdi,insanın imanlıyken nasıl şüphe edbileceğini ama güçlü imanı ve bilgisiyle nasıl çıkacağımı gösterdi,içimde yaşadığım karmaşaya çok az insan dayanır,ibadetlere sevketti tekrar,çağın bütün antitezlerine karşı hala imanim ayaktaysa ki cidden çok da elimizde değil bu,uyuyarak iman edenlerden çok daha fazla cihad ettğimi düşünüyorum,lakin ne yapsak az,burada akıllı ve düşünene bir müsülmanlar topluluğu bulmak çok güzel burada ruhlar alemindeki gibi eş ruhlarımla buluştum sanki

  13. figen der ki:

    Mehmet,faiz konusunda benim iman etmeme vesile olan arkadaş gibi düşünüyorsun sanırım ,kurandaki faizin kat kat artırma manasında olduğunu söylemişti,yani kat kat artırmayın manasında,en doğrusunu rabbim ve alimlr bilir tabi,hukuksal ayetlerin ötesine duygusal ve düşünsel manada kuranı canlı canlı yaşma duygusu ve bazı ayetlere geldiğinde bunu ben yaşadım zaten ya rab dedğim zamanlar,kuranı tüm kalbimle yaşadığım dönemler nerde?

  14. Mehmet der ki:

    Ben aslında, bir metanın yani üzerine değer atfedilen değersiz şeylerin kendi değerinden kaybetmesi.
    Meksika gibi bir ülkede paranın birden taban yaptığı ülkeler var.
    Her neyse, bu konu ekonomik veriler çerçevesinde daha iyi anlaşılacaktır.
    Biz burada daha çok kavramları öğrenme üzerinde duralım.
    Selam ile…

  15. Erdi der ki:

    Bir insan sevdiğini gözünde farkında olmadan ilahlaştırır unutmayın o zatların tek aşkı Allah’dı Allah’ın kelamı tüm kelamlardan önce gelir Kuran oku ey müslüman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.