Kur’an da Miras, matematik hatası mıdır?

Ateist ve deistlerin İslama saldırdığı konulardan biri de Miras konusudur…  Bu konudaki sitelere bakarsanız şu şekilde bir yol izlediklerini görürsünüz…

Miras ile ilgili ayetleri alt alta sırala,

Bir aile örneği ver,

Kur’an da verilen oranlarla bu aileye miras bölüşülemez de…

Sonuç: Kur’an çelişkilerle dolu…

Ateist ve deistler matematiğe, bilime inanırlar… Onu hatasız, kabul edilir tek gerçek kabul ederler… tamam… peki ben de kendilerine bir soru sormak isterim…

Öncelikle” diferansiyel denklem” nedir kısaca bir ona bakalım.. ne işimize yarar? ne alaka demeyin… çok önemli…

“Diferansiyel denklemler günümüz teknolojisinin bu kadar gelişmesinde önemli bir köşe taşıdır.Eğer bugün 50 katlı 100 katlı 150 katlı binalar yapılabiliryorsa ve daha yüzlerce binlerce örnek matematik ve onun alt dallarından biri olan Diferansiyel Denklemler sayesindedir…

Örnek verecek olursak teleferik yapabilmemiz için teleferiğin asılacağı telin gerginliğini iyi ayarlamamız gerekir; peki iyi ayarlamadan kasıt nedir bunu nasıl yapacağız ? İşte burada difreransiyel denklemlerin önemi ortaya çıkıyor.Diferansiyel denklemler sayesinde teleferiğimizi düzgün olarak çalıştırabiliriz.” http://www.r10.net/1058196006-post1.html

Peki günümüz sistemlerini kuran bu Diferansiyel denklemlerin çözümü nasıl?…

“Günümüzde mevcut olan diferansiyel denklemlerin çoğu lineer olmayandır ve birkaç özel metodla çözümü tam olarak mümkün değildir. Yaklaşık çözümlere bilgisayar yaklaşımları kullanılarak ulaşılır. Bir diferansiyel denklemin çözümü sonsuz sayıdadır, ancak başlangıç koşulları veya sınır değerleri verilerek çözümde teklik sağlanır.” http://tr.wikipedia.org/wiki/Adi_diferansiyel_denklemler

Bu denklemler sadece teknolojide değil, biyolojide bakterilerin üreme hızları, Fizikte ısı sıcaklık konuları gibi bir çok alanda kullanılıyor… Nasıl ? Sınır değerleri verilerek… sonuca nasıl ulaşılıyor… yaklaşık çözümlerle

Biz şimdi bu cümleden hareketle yani yaklaşık çözümlerle günümüz sistemleri mi kurulur diyerek “ diferansiyel denklemleri” reddetsek,  konunun başlığını

MATEMATİKTE, MATEMATİKSEL HATA diye versek ne olur… komik olur…

Kur’an da miras ile ilgili “veriler, oranlar” sınırlardır…  Tüm matematik denklemlerinde olduğu gibi değişkenler değiştikçe sonuçta değişir… Bazı durumlarda sonuca  yaklaşık çözümlerle ulaşılır…

Kur’an da matematik hatası diye yaygara kopartan Matematik dehası kardeşlerim,  diferansiyel denklemleri de hatalı diye reddedin o zaman …

Ateist ve deistlerin iddiaları nedir? Kur’an peygamber efendimizin uydurması… Hadi dediklerini doğru kabul edelim… Peygamber efendimizin matematik profösörü olmadığında hepimiz hem fikiriz sanırım…

Ne ile uğraşmış peygamberimiz, Ticaretle… bunda da hem fikiriz…

Madem ki Kur’an-ı Kerim’i peygamber efendimiz yazmış , o zaman Kur’an da verilen oranların daha basit, bu kadar detaya girilmeden verilmesi gerekmez miydi?

Sonuçta ticaretle uğraşmış…

Örneğin ben , sitemde kendi kafama göre bir  miras paylaşımı örneği verebilirim … Gayet de kolay anlaşılır…

Ama kırk yıl düşünsem  Kur’an daki gibi bir sistem asla aklıma gelmez…

En basitinden çocuğa bu kadar, ana babaya şu kadar deyip geçmek var iken, bu kadar detay niye… Kur’an da miras konusundan hiç bahsedilmeyede bilirdi…

Sahabeler miras paylaşımı konusunda gelip peygamberimize danışıyorlardı… Neden peygamber efendimiz döneminde bir sıkıntı yaşanmıyor…

Ne oluyor da  “hz ömer zamanında avliyye sistemine gereksinim duyuluyor”

Hz Ömerden önce halife olan Hz Ebubekir  döneminde hiç mi miras davası olmadı?

Ondalık hesaplardan önce, bu soruların cevapları araştırılmalı değil mi?

Sadece miras konusu ve bununla ilgili ayetler bile,  Kur’an ın peygamber efendimiz as uydurması ol-ma-dığının bir ispatıdır aslında…

Ayetler alt alta sıralandığında bu durum açıkça anlaşılır…

Allah, Kur’an la miras konusuna bir sistem getirmiştir… Sınırlarını belirlemiştir…  (örneğin, islam öncesinde kadının, kocası öldüğünde mirastan pay alamazken bu değiştirildi) ve peygamber efendimiz zamanından itibaren bu sistem “esas” alınarak miras konusu  sorunsuz çözülmüştür

Sözün özü, Kur’an da matematik hatası yoktur… Bu iddia safsatadan ibarettir… Çünkü;

Üniversitelerde bir sene boyunca okutulan miras konusunun detayları bilinmeden, Kur’an da “hududullah” kavramı araştırılmadan ve bunun sınırları belirlenmeden, bu konuyla ilgili bütün ayetler alt alta sıralanmadan, ilgili hadisler incelenmeden, yakınlık bağları (kan bağı, evlilikler, çocuklar) tahlil edilmeden, neden hz ömer zamanında böyle bir uygulamaya gereksinim duyulduğu araştırılmadan “karar verilecek” bir mesele değil avliyye ve miras konusu...” Mustafa İslamoğlu…

Diyanetin bu konuda ki açıklamasının da, mirastaki kavramların anlaşılması adına önemli olduğunu düşünüyorum… http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basiliyayin/ywebkyazdir.asp?id=656&yid=2

Miras konusunda oranların verildiği ayetler…

Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah’tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

Bunlar, Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. Nisa 11,12,13

Senden fetva isterler. De ki: «Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir. Nisa 176

Güncelleme: Bu yazıyı yayımladıktan sonra gelen yorumlar sonrası bir konuya açıklık getirmem gerektiğine karar verdim.

Yazımın en sonunda yayınladığım linkler, kişilerin kendilerine ait görüşlerdir… Ve hepsi benim için çok değerlidir… Çünkü ayetler üzerinde düşünülmüş, sistemler araştırılmış “acaba Rabbim miras hükümlerinin nasıl uygulanmasını emrediyor” diye akıl yürütülmüştür…

Yazdıklarımda hata varsa, benim cahilliğimdendir

Avliyye sistemi de bir görüştür… İbn abbas ın sistemi de bir görüştür…

Görüşler hatalı olabilir… Ama bu Kur’an ı değil, kişileri hatalı kılar

 

 

Linkler…

http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/avliyye-meselesi.html

http://www.quran-miracle.info/islamda-miras.htm

http://www.yenimucizeler.com/bunlari-biliyor-muydunuz/kurandaki-matematik-hatasi-iddiasi-ve-bu-iddianin-gecersizligi-t74.0.html

http://bakis-acisi-yoktur.blogspot.com/2012/07/3-bolum-kurandaki-matematik-hatas.html

 

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Yazılarım kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kur’an da Miras, matematik hatası mıdır? için 45 cevap

  1. orhanozturhan der ki:

    Verdiğiniz bakış açısı hatalı kusura bakmayın, dost acı söyler. Üstelik verdiğiniz linkteki (http://www.quran-miracle.info/islamda-miras.htm) miras konusu çözümü örneği de hatalı.

    Bence bu yazıyı ya revize edip düzeltin veyahut silin. Düşünce çıkış noktanız ve niyetiniz iyi fakat hakikat adına bir şey ifade etmiyor.

    “Yani kuranda hata varsa, modern matematikte de aynısı var demek ki, ödeştik o zaman…” böyle bir mantık yok.

    • Merve der ki:

      Öncelikle şunu açıklamak isterim.. ben, matematikte hata var demedim… Matematikte hata var demek, komik olur dedim…

      Ateist ve deistler paylaşım sonucunda mirasın tam ve kesin sonuçlara ulaşmasını istiyorlar… Ancak 1000 tl tam olarak 3 e bölemezsiniz… Genelde hepimiz bu tür durumlarda 1000 yerine 999 rakamını esas alırız… bölmeyi kolaylaştırmak adına… Şimdi 1000 rakamının 1/3 alınamaz, bu oranın verilmesi kur’anın matematik hatasıdır demek mi daha doğrudur yoksa işlemi bölünebilecek hale getirmek mi?

      Orta da hata yok…

      Sorun ; ne matematikte, ne Kur’an da… sorun ateistlerin çözümlerinde…

      Peygamber efendimiz zamanında bir problemle karşılaşılmamış olması aslında bu sistemin yürüdüğünün bir ifadesi…

      Ancak bir aile sadece anne, çocuk, oğullar, kızlar şeklinde oluşmuyor… Hz ömer zamanında, miras konusunda farklı ve kalabalık bir aile örneği ile karşılaşılmış ve “avliyye” sistemi kurulmuş… Ve Hz ömer ölene dek de kimse bu sisteme karşı çıkmamış… ( müşrikler bile ! )

      Yazımda anlatmaya çalıştığım gibi, değişkenler değiştikçe “çözüm”de değişiyor…

      Benim bu yazıda itirazım, sözde bilimi savunan ateist ve deistlerin dıfferansiyel denklemli çözümlerin sonuçlarına inanırken, avliyye sistemini neden reddettikleri…

      Sadece kendine bölünebilen asal sayıların olduğu bir sistemde, tabiî ki çözümler yaklaşık çıkacaktır…

      Sizin yazınızdakine benzer anlatımı Süleymaniye vakfının sayfasında da okudum…

      Fakat sizin anlatım tarzınız daha çok hoşuma gitti… ve bunu yazınızın altına yorum olarak da belirttim… http://bakis-acisi-yoktur.blogspot.com/2012/07/3-bolum-kurandaki-matematik-hatas.html
      Ancak Sizin bahsettiğiniz çözüm örneğinde de “ilk kimin payı dağıtalacak” diye görüş ayrılığı var…
      Yani işin özü, gene benim yazıma çıkar… Denklemler farklı kurulsa da, SINIR lar değişmez…

      Ve sonuç yaklaşık çözümlerdedir… Bu konu sorulduğunda Mustafa İslamoğlu’nun verdiği cevap kısa ama çok güzel…
      “Aziz ilim talibesi,
      feraiz hukukundaki (miras) avelanu7l-avl meselesi internet ortamında ateistlerin dillerine doladıkları gibi değildir. Beni üzen onlar değil, onların ağzına bakan mümin kardeşlerimdir. Kafirin ve şeytanın varlığı iman için bir imtihandır. Ve bu konu, imtihanın en kolay konusudur. En kolay konuda sınıfta kalmamak lazım, üzüntü verici olur.
      Vesselam.”
      http://www.mustafaislamoglu.com/486_Feraiz-Hukuku-ve-Avl-Meselesi.html

  2. T.TAŞPINAR der ki:

    Değerli Merve arkadaşım,
    http://www.yenimucizeler.com/bunlari-biliyor-muydunuz/kurandaki-matematik-hatasi-iddiasi-ve-bu-iddianin-gecersizligi-t74.0.html
    bu linkte bu konuyla ilgili görüşlerimi açıkladım.Ben de bu konu üzerinde yıllardır düşünüyordum ve en sonunda gerçek açıklamasının ancak böyle olabileceğine karar vermiştim.Görüşlerimi paylaşırmısınız bilemiyorum ama şimdiye kadar bir itiraz gelmedi..

    • Merve der ki:

      Güzel paylaşımınız icin teşekkür ederim… Verdiniz link önemli… Ateistler bu konunun cozumsuz olduğunu savunuyorlar… Ama görülüyor ki farkli yollarla çözümü mevcut…
      Zaten ateist ve deist ler bu tür tezleri çürütmek icin bahane üretse de, su sorunun cevabını veremiyorlar.
      Ticaret ile uğraşmış biri, neden isin icinden çıkamayacağı oranlar versin? onlarin iddiasina gore madem peygamberimiz uydurmus, kadına erkeğin yarısını verin derdi, bitirirdi… Ayetleri okuyan, mirasla ilgili temel prensiplerin verildiğini hemen anlar…

    • Merve der ki:

      Hangi çözüm doğrudur derseniz de, bu görüşler bence ıslam huhukculari tarafından etraflica araştırılmalı…

  3. Hilmi der ki:

    İslam da miras hükümleri Nisâ Sûresinin 7, 11, 12 ve 176. âyetleri ile Enfal Sûresi’nin 75. âyetinde belli başlı hükümlere bağlanmıştır… Bu ayetlerde verilen oranlardan yola çıkıldığında ise enteresan miras paylaşımı sonuçlarına ulaşılmaktadır.

    Konuyu bildik bir örnekle açıklayalım:

    Kardeşleri olmayan bir adam (borç ve vasiyet bırakmadan) ölür. Geriye üç kız çocuğu, annesi, babası ve karısı kalır.

    Nisa/11′den: “(Çocuklar) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.”
    Nisa/11′den: “Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır.”
    Nisa/12′den: (Karı için) “Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır.”

    üç kıza : 2/3 = 16/24
    anneye : 1/6 = 4/24
    babaya : 1/6 = 4/24
    karısına : 1/8 = 3/24

    toplam: 27/24

    yani miras hak sahiplerine tam olarak dağıtılamıyor.. Bakalım İslam Miras Hukukunda (feraiz’de) bu soruna yani hak sahiplerine yeterli mal düşmemesine nasıl bir çözüm bulunmuş..

    Benzer bir duruma ilişkin ilk problem Hz. Ömer zamanında ortaya çıkmış ve sahabeler bu problemi “avliyye” dedikleri bir yöntemle çözmüşlerdir. Bu yöntemin dayanağı neymiş görelim:

    Evliyye yönteminin daynağı ise verilen oranları “mutlak” oranlar olarak kabul edilemeyeceği yani örneğin 3 kız kardeş için verilen 2/3 oranı “mutlak” bir oran olmadığı bir tür sınır değeri olduğudur. Dayanağı ise hemen bu ayetlerin devamında ki ayetlerdir.:

    Nisa / 13-14 İşte bunlar ALLAH’IN SINIRLARIDIR. Kim Allah’a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır. Kim de Allah’a ve onun resulüne isyan eder, Allah’ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.

    Sınır kelimesinin ise ne anlama geldiği herkesçe malum. “Aşılmaması gereken bir nokta, bir çit, bir değer”. O halde asıl olan bu oranlara mümkün olduğunca uymaya ve yaklaşmaya (!) çalışmaktır… Yani bu oranlar sadece birer sınır ve asıl olan bu “sınır” değerlerini aşmadan miras paylaşımı yapmaktır. Bu mantık çerçevesinde Hak sahiplerinin payları eşit ölçüte küçültülerek miras paylaşımı yapılmıştır. Yani hatali miras hükümleri kitaba uydurulmuştur…

    üç kıza : 2/3 = 16/27
    anneye : 1/6 = 4/27
    babaya : 1/6 = 4/27
    karısına : 1/8 = 3/27

    toplam: 27/27 Böylece ayetteki açık hükme göre verilmesi gereken oranlar uygulanan bu mantık çerçevesinde bütün mirasçılar için düşürülmüş oluyor.

    Sorun bunla kalsa iyi ama birde mirasın hak sahiplerine paylaştırıldığında mirasın artdığı durumlar sözkonusudur.. Buda genel olarak Reddiye yöntemiyle çözülmüştür:

    Reddiyye ise bunun tam tersi durumlarda uygulanan bir yöntemdir. Yani mirasçıların Kuran’da verilen paylarının toplamı 1,0 dan daha düşük çıkmaktadır. Bu durumda da mirastan artan kısım yine mirasçılara Kuran’daki payları ölçüsünde arttırılarak bölüştürülmektedir. Hak sahipleri böylece yazılı hükümlerdeki oranlardan fazla miras paylarını almışlardır..

    Yani hak sahiplerine düşen miras miktarı allah tarafından konmuş aşılmaması gereken sınıra(!) rağmen gene İslam Miras Hukukunda (feraiz’de) 1400 yıldır uygulanan bu yöntemle paşa paşa aşılarak uygulanmıştır.

    Evet kuran da Miras hükümlerinde matematik hatası yoktur…!!! Evet diyorum ya Dindar kardeşlerimizi taktir etmemek elde değil..

    Saygılar..

  4. Hilmi der ki:

    Birde işin şu tarafı var Hata bu tarz zorlama çözümleri uygulayanlarda görülemez. Çünkü günlük hayatın ihtiyaçları hele hele miras gibi önemli bir konu çözüsüz bırakılamaz…

    Bu nedenle Kuran’da ki bu ve buna benzer akla mantığa uymayan hükümleri ister istemez akıl yoluyla çözmek zorunda kalanları suçlamak doğru değildir.. Neden hükme uymadın diye suçlanamazlar… Hata sadece hataya neden olan hükümleri bağlar… Böyle hatalı hükümlerde yüce bir yaratıcının eseri olamaz..

  5. Merve der ki:

    Size göre her şey hatalı hilmi bey… diferansiyel denklemler bile… şimdi matematikte temel bilgilerden yoksun birine diferansiyel denklemleri anlatamayacağım gibi,

    kur’an ın dört işlem gerektirmeyen cariyelikle ilgili anlamı açık ayetlerini bile anlamakta zorlanan, dahası Kur’an ı nasıl okuması gerektiğini bile anlamamış, Kur’anın temel hükümlerini kavrayamamış birinin,

    miras konusunu anlaması mucize olurdu zaten…

    bu konunun cevabını yazımda anlattım…

  6. Hilmi der ki:

    Merve hanım

    burda difransiyel denklemler sizin iddanız benim yorumladığım ise islam miras hukukunun bu meseleyi nasıl çözdüğü ve mantiki hataları… Siz ona bakın benim difransiyel denklemler hatalı dediğim yok lütfen çarpıtmayın…

    Kuranın nasıl okunması? Eğer kastınız İman ederek okumaksa zaten baştan teslim olmuş olursunuz.. Hiçbir kitap iman ederek okunmaz Merve hanım anlamak için okunur….

    iyi akşamlar

    • Merve der ki:

      Kur’an ı doğru okumak… bakalım doğru okuyor musunuz? başka bir örnekle anlamaya çalışalım…

      Şiirin adı “kadınlar“,

      bu şiirden bir satır :

      ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen”

      sizce bu satırların sahibi yazarın, kadınlara bakış açısı doğru mudur?

  7. Hilmi der ki:

    Şirin tamamına bağlı..:)

    Heralde bu konuda da beni cımbızla aradan bişeyler çekmekle suçlamazsınız…

    • Merve der ki:

      Şiirin tamamını okumanız gerektiği gibi, bahsettiğiniz konularla ilgili de, o konudaki bütün ayetleri alt alta koyun… örneğin sadece tevbe suresi 5. ” müşrikleri gördüğünüz yerde öldürün” ayetini cımbızla çekmeyin… görüyorsunuz cımbızla çektiğiniz zaman , “öküzün sofradaki yeri de kadından değerli “çıkar…

      cımbızla çekmezseniz, daha önceki 4 ayetle beraber okursanız, buradaki kastın “antlaşmayı bozan müşrikler” için olduğu açıkça anlaşılır… antlaşmayı, müslümanlara saldırarak onlar bozmuştu…

      kadınların değerini anlatan bu şiiri okuyup, yazarı için, “öküz ile örnek mi verilir, demek ki öküzleri kadınlardan değerli buluyor” demiyorsunuz,

      ama Nahl suresi 75 ayette Köle kelimesiyle bir örneğinin verilmesine ” köle ile örnek mi verilir, demek ki islam köleliği savunuyor” diyorsunuz..

      Bundan sonra bir ayeti vermeden önce şiirin tamamını görmek gerektiği gibi, “Kur’an ın tamamını görmek gerektiği” gerçeğini unutmayın…

  8. Hilmi der ki:

    Yeri gelmişken şunuda ilave etmek isterim:

    Dindar kardeşlerimiz benim gibi düşünenleri kuranı okumadan eleştirmekle suçluyorlar kendi adıma bunu düzeltmek isterim. Başka bir konuda yorumlarda kuranı okumamakla itham edildim..

    Çok önceleri evdeki kuranın türkçe mailini birkez, daha sonra da daha iyi anlayabilmek için Kuranı kitaplaştırılmış sırasına göre değil tarihsel akışında yani indiriliş sırasına göre bir kez okudum… Pekçok kez de kafama takılan konularla ilgili yeri gelen sure veya ayetleri okuduğumu söyleyebilirim Lütfen okumadan yorum yapmakla itham edmeyin…

  9. orhanozturhan der ki:

    Ben yorumları takip etmiyorum ancak arada gelen bir link ve yazı içerisindeki link hakkında bir iki tespit yapmak isterim:

    Avliyye Meselesi Hz. Ömer zamanında geliştirilmiştir bilgisi açık değildir. Bunun böyle olmadığını daha sonra uygulandığını söyleyen rivayetler de vardır. Burasını iyi okumak gerekir. Bu bir.

    İki, kanaatimce bu Hz. Ömer döneminde değildir. Avliyye Meselesi ayetlerdeki taksimatı yerle bir eden çarpık bir sistemdir. Ayette 2/3 diyorsa bu oranı değiştirmek kimsenin haddine değildir. Bu yüzden verilen linklerin tamamı bunun üzerine kurulu olduğu için ateistler itiraz ederlerse haklıdırlar. Uzun süre düşünmüş arkadaş da boşuna düşünmüş oluyor.

    Üç, sitemde esbab-ı mucibelerini belirttiğim gibi bu çarpıklık çok açıktır. Çözüm avliyye değildir, çözüm ayetlerin bütüncül değerlendirilmesidir. 4 ayrı tespitle bunu nasıl çözdüğümü merak edenler sitemde “matematik” kelimesini aratabilirler.

    Dört, Merve hanımın dediği gibi “1000 üçe tam bölünmez, demek ki tam olmasa da olur” analojisi tamamen bir demagojidir kusura bakmayınız. İyi niyetinden şüphem olmasa da “bir benzetmede elemanların analojik tutarlılığı olmalıdır” ilkesine tamamen terstir. Ortada bölünmeyen sabit bir sayı yoktur, nispetler ve miras vardır. Diferansiyel denklemler ile benzetme yapılması bir mantığa dayanmalıdır. Çok yüzeysel düşünülmüş bir misal.

    Beş, bu çözümün farklı yorumları yoktur. Avliyye çözümü sorunludur. Ayetlerin sabit değerini değiştirmektedir. Çözüm her meseleye tatbiki mümkün olan delillerini uzun olarak 4 sebepte izah ettiğim “öncelikli akrabalık”tadır. Bunun neden böyle olması gerektiği ve neden başka türlü olamayacağını merak edenler yazımı okuyabilir.

    Altı, Hilmi Beyin iddia ettiği gibi karmaşık bir çözümü de yoktur, yazımı okursa büyük ihtimal bunun zorlama olmadığını anlayacaktır. Yazımın uzun olmasının sebebi çözümün basitliğine rağmen tamamen kuran kaynaklı olduğunu ispat etme kaygısı taşımamdır.

    • Merve der ki:

      Hilmi bey,

      Orhan beyin yorumuyla artık şu gerçeği de görmüşsünüzdür… İslamda bazı konularda gördüğünüz gibi yorum farklılıkları vardır.. Hani bana hep soruyorsunuzya, “bu konu 1400 yıldır hep bu şekilde uygulanmış, şimdi günümüz alimleri nasıl oluyorda geçmiş alimlerden farklı şekilde bu konuyu yorumluyor” diye…
      Buyrun, Durumun aslında hiçte sizin anlattığınız gibi olmadığının ispatı…

      Orhan beyin kendi sitesinde yaptığı açıklama yeni bir açıklama değil… Bu görüşün asıl sahibi İbn Abbas dır…http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/avliyye-meselesi.html

      yani mirasın çözümüyle ilgili iki farklı görüş “uzun zamandır” var… Burada önemli olan konu şu… neden dört mezhep imamı, İbn abbasın görüşünü bilmelerine rağmen avliyye sistemini kabul etmiş…çünkü Orhan bey in çözüm olarak verdiği “öncelikli akrabalık” sisteminde de öncelik sorunu karşılarına çıkmış…

      Yorumlarda söylemiştim. Bu konu İslam hukukçularının çözebileceği bir mesele… hangisinin doğru olduğunu bilemem diye…

      Orhan bey,

      örneğimi yüzeysel bulabilir…kendiniz gibi düşünmeyenleri eleştirebilirsiniz…Belki savunduğu tez doğru… ama yanlış olan bir şeyi var… o da üslubunuz…

      “merak edilenler” adlı yazımda, Mustafa islamoğlunun sözlerini paylaşmıştım… anlaşılmamış… Tekrar paylaşmak farz oldu..

      Sonuç: Âlimlerin farklı görüşlerine yaklaşımda edep ve terbiye şudur:

      Hangisinin delilleri güçlüyse onun görüşüne uyarsınız. Görüşüne uymadığınızı suçlamak, tahkir, iftira, tekfir etmek gibi bir haddini bilmezliğe ise sapmazsınız.

      İslam fıkıh tarihi birbirine zıt görüşlerin bir arada çiçek açtığı bir fikir bahçesidir. Bu bahçenin çiçeklerinden birini koklayanın diğerini ezmeye hakkı yoktur. Bu bahçeye girenlerin ayaklarını bastığı yere dikkat etmesi gerekir. Bu bahçede yeşermişse, delili, usûlü, adabı erkânı dairesinde varılmışsa, o görüşler bahçenin çiçeğidir ve hepsi bir arada açar.
      O bizim zenginliğimizdir. Bizi ikna edene uyar, etmeyene uymayız.Hepsi bu.

      Vesselam.”

  10. Hilmi der ki:

    Merve hanım şunu vurgulamakta yararvar.. Amaç doğruyu bulmaktır.. Zannetdiğiniz gibi önyargılı düşünmüyorum.. Düşünen insanlar tartışır değil mi?

    Yanlız arkadaşın şu söz çok doğru : “Ayette 2/3 diyorsa bu oranı değiştirmek kimsenin haddine değildir….” Bu da zaten benim düşünme mantığıma uygundur.. Eğer bu dine inanıyorsanız hükümlerini yok sayamazsınız kafanıza görede değiştiremezsiniz.. Hemen hemen her konuda sizle anlaşamama nedenimiz de budur.. Doğru yada yanlış o dinin özü zaten bu hükümlerdir.. Okur anlar aklınıza yatarsa iman eder aklınıza yatmazsa hayır mantığıma uygun değildir der inanmazsınız..

    Ayetlere zorlama yorumlarla içinde olmayan anlamlar yüklemek doğru bir mantık değildir.. Buna engüzel örnek cariye meselesinde Nisa 4/25 ayetidir.. Sayın hocamızın kırk takla attırarak yüklediği zorlama anlamlarla iyi bişey yapacam derken ayetin özünü zedelediğini düşünmekteyim. Size bu ayetle ilgil ayrıntılı düşüncelerimi özgür hanıma cevaben yazmıştım ama yayınlamadınız.

    Miras meselesine gelince bence Evliyye ve Reddiyye yöntemleri eğer şeri hükümlere (kurandaki oranlara) uyarak miras paylaşımı yapılacaksa mantıklı çözümlerdir.. (sizin sınır önermeniz evliyye yöntemi için sonderce mantıklı bir çözümdür ama reddiye çözümü bu mantığı bozduğu için geçersizdir) İbn Abbâs’ın uyguladığı yöntemde zaten bir çeşit evliyye yöntemidir ama dengesiz oran düşürmeler sözkonusudur.. Bence bu nedenle verdiğiniz linkteki Örnek–1: paylaşımı adaletsiz bir uygulamadır.. Kuran hükmüne bakarsak hak gasbı vardır diyebiliriz..

    Ama sonuç değişmemekte gene Orhan beyin belirtdiği “Ayette 2/3 diyorsa bu oranı değiştirmek kimsenin haddine değildir….” sözü bozulmuş olmaktadır.. Hata hatadır

    Saygılar sunarım

    • Merve der ki:

      Bana sadece iki şeyi açıklayın Hilmi bey,

      1. Ticaretle uğraştığı konusunda hem fikir olduğumuz peygamber efendimiz, neden anlaşılması kolay bir oran vermemiş… (Kur’anı peygamber efendimizin yazdığı görüşünü savunduğunuz için soruyorum…)

      2. Hz ömer in zamanına kadar miras konusu nasıl uygulanmış?… sizin dediğiniz gibi hatalıysa bu oranlar neden peygamber efendimiz zamanında, hz ebubekir zamanında değil de, hz ömer zamanında avliyye ve reddiye sistemleri doğmuş?…

      avliyye ve reddiye sisteminde mirasın dağıtılabilmesi için bir denklem kuruluyor… sonuçta 2/3 diyorsa ayet, kimse kalkıp 2/5 oranına göre denklemi kurmuyor… o oranı baz alarak denklem kuruluyor…
      bir doğum günü pastasını bu oranlara göre bölmek istediğinizi düşünün… 8 kişilik pasta aldınız ama misafir 10 kişi geldi… ne yaparsınız? 10 kişiye bölünemez mi diyeceksiniz? yoksa;

      pastayı 8 e değil de daha çok parçaya böler, büyüklere daha büyük, küçüklere daha küçük dilimler keserek bir paylaşım mı yaparsınız?

      ya da 8 kişilik pasta aldınız 6 kişi geldi…
      gene bölünemez mi, artan pasta ne olacak mı dersiniz.. amaç pastayı dağıtmaksa, belirlediğiniz oranlarda 6 kişiye pastayı paylaştırır, kalanı aynı oranlarda tekrar paylaştırırsınız…

      ben bir sistemi savunmuyorum… savunduğum şey, her iki durum için de ortada bir” hata”nın olmadığı…

  11. Hilmi der ki:

    “avliyye ve reddiye sisteminde mirasın dağıtılabilmesi için bir denklem kuruluyor…”

    ben zaten bunlar mantıklı çözümler dedim itirazım yok ki Merve hanım..

    Diğer sorduğunuz sorular bence konun özünün dışında Hz.Muhammed döneminde olup olmadığını sanırım kimse bilemez belkide olmuştur ama genede şunu söylüyüm.: O ayetlerdeki oranlarla ilgili bir sorun yok.. Sorun bu oranların bazı durumlarda uygulanamaz oluşu ve bunun öngörülememiş olmasıdır… Uygulamada sorunlar çıktığında bu iki yöntemin oturacağı “ALLAH’IN SINIRLARIDIR.” hükmüne benzer bir mantığın eksikliğidir.. Bir örnekle açıklayayım; mesela “Allahın hükümlerine en uygun oranları verin” gibi her iki yöntemide kucaklaycak bir hüküm olsaydı bu konuda hiçkimse ağzını açamazdı…

    Nisa 11″………………………………………Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

    Nisa 12 “………….(Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah’tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.”

    Tam aksine yukardaki hükümler bu sınırları sabitlemiş durumda yani şuan her iki yöntemde havada bu ayetlere göre hiçbir şekilde oranlar düşürülemez…

    İyi geceler dilerim

    • Merve der ki:

      Nisa 13 de
      1. tilke : bu, işte bunlar
      2. hudûdu : hudutlar

      “mesela “Allahın hükümlerine en uygun oranları verin” gibi her iki yöntemide kucaklaycak bir hüküm olsaydı bu konuda hiçkimse ağzını açamazdı…” demişsiniz… Yorum farklılığı zaten “hududullah” kelimesinden kaynaklanıyor…

      bazı alimler bu sınırları minumum sınırlar olarak belirlerken, bazısı mutlak sınır olarak belirliyor…

      Okullarda bir sene boyunca okutulan miras konusunun detayları bilinmeden, Kur’an da “hududullah” kavramı araştırılmadan, bu konuyla ilgili bütün ayetler alt alta sıralanmadan, ilgili hadisler incelenmeden, neden hz ömer zamanında böyle bir uygulamaya gereksinim duyulduğu araştırılmadan “karar verilecek” bir mesele değil miras konusu…

      İslam “alimleri” karar alır, müslümanlar ona uyar… her iki bakış açısına göre de (hz ömer, ibn abbas) , ateistlerin iddiası doğru değildir… ortada hata yotur… Her iki görüşün amacı da niyetide, Allah ın sınırlarını aşmak değil, o sınırlara göre çözüm sunmaktır.
      Her iki görüşün esas aldığı oranlarda, Kur’an da verilen oranlardır…

      Avliyye ve reddiyeyide mantıklı bulduğunuza göre, konu sizin tarafınızdan da anlaşılmış demektir…

      hatırlatma: Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir… Konfüçyüs

  12. Hilmi der ki:

    “Avliyye ve reddiyeyide mantıklı bulduğunuza göre, konu sizin tarafınızdan da anlaşılmış demektir…”

    Hatalı hükümler bu yöntemlerle mantıklı hale getirilmiş sözümün anlamı sadece bu..

    iyi akşamlar

    • Merve der ki:

      Avliyye sistemi size göre hatalıysa, o zaman Orhan beyin anlattığı sistemi kabul edin… Orada direkt verilen oranlar kullanılıyor… Orada hangi natematik hatasını buldunuz?

  13. Hilmi der ki:

    Lütfen sözlerimi çarpıtmaya çalışmayın sonderece net düşüncelerimi açıkladım…

    • Merve der ki:

      Düşüncelerinizi çarpıtmıyorum… Orhan beyin anlattığı, ibn abbas a ait görüşte ne tür matematik hatası var? Sonuçta avliyye sistemi hz ömer in zamanında ortaya çıkan bir sistem… Kur’an da bu sistemi kabul edeceksiniz diyor mu? Hayır… Orhan beyin anlattığı sistemde mirası, oranların kendisine bölüyorsunuz…

      Siz sistemde değil, “Kur’an da matematiksel hata” var diyordunuz… Yani Kur’anı hatalı olmakla suçluyordunuz… Ben de İbn abbas ın sistemiyle ortada böyle bir hata olmadığını söylüyorum…Neyi çarpıtmışım?

      Eğer dört mezhep imamı ibn abbas ın görüşünü kabul etmiş olsaydı, o zaman ateistler bugün Kur’an da matematiksel hata diye başlıklar atamazdı. Çünkü oranlar esas alınarak, miras tam bölünür… Buna cevabınız nedir, bunu merak ediyorum?

  14. Hilmi der ki:

    Merve hanım lütfen aklınızı özgür bırakın yeterince net bu sorulara diğer yorumlarımda cevap verdim… sizin deyiminizle: “Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir… Konfüçyüs”

    • Merve der ki:

      hayır bu soruya cevap vermediniz… siz “bu oranların bazı durumlarda uygulanamaz oluşu ve bunun öngörülememiş olmasıdır… ” dediniz.. böyle bir sorun avliyye sisteminde vardır… (size göre) İbn abbas ın sisteminde miras hem oranlara direkt olarak bölünür, hemde bazı durumlarda uygulanamaz oluşu gibi bir problem de yoktur…

      sizin iddianıza göre, eğer kur’an da matamatiksel bir hata var” bende ibn abbas ın miras paylaşımına göre, bana Kur’an daki matematik hatasını gösterin diyorum…
      Ya da İbn abbas ın miras paylaşımına göre “bu oranların bazı durumlarda uygulanamaz oluşu “na örnek bir aile örneği verin…

      eğr bunu ispatlayamazsınız, ateist ve deistlerin başlıklarını düzeltmesi gerekir… başlık şöyle olmalıdır… tabi kendi bakış açılarına göre… “avliyye sisteminde matematiksel hata” …

      cevap veremezsiniz… neden? Çünkü turan dursun un bu konuda söyleyecek bir sözü yok… Zaten ateist ve deistlerin yaptığı hep bu… Kur’an ı değil, Kur’an ı yorumlayanların, yorumlarına itirazlarını “Kur’an a itiraz ” olarak yapıyorlar… yani bir bakıma hocaya kızıp, camiye gitmiyorlar…

  15. Hilmi der ki:

    Siz gerçeğe ulaşmaya değil, bariz hatayı laf kalabalığı içinde yok sayma bakın hata yok isbatladım deme çabasındasınız… Yazılarım çok açık aynı şeyi tekrar tekrar sorup fikri üstünlük kurma taktikleri yerine aklınızı özgür bırakıp gerçeğe ulaşmaya çalışın…

    Önceki yorumumda ne demişim: …….İbn Abbâs’ın uyguladığı yöntemde zaten bir çeşit evliyye yöntemidir ama dengesiz oran düşürmeler sözkonusudur.. Bence bu nedenle verdiğiniz linkteki Örnek–1: paylaşımı adaletsiz bir uygulamadır.. Kuran hükmüne bakarsak hak gasbı vardır diyebiliriz.. (Demekki cevap verilmiş)

  16. Hilmi der ki:

    “Dengesiz oran düşürmeler? Nerede… Kime hak gasbı yapılmış?”

    http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/avliyye-meselesi.html
    Örnek–1: Mirasbırakanın anne, baba, karısını ve iki kız çocuğunu bıraktığı meselede İbn Abbâs’ın anne babaya altıda birer, karısına sekizde bir verdikten sonra kalanı kız çocuklara verdiği belirtilmektedir[25].

    İlgili hükümler:
    Nisa/11′den: “Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır.”
    Nisa/11′den: ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.
    Nisa/12′den: (Karılar için) “Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onların onlarındır.”

    Ortada 24.000 tl var diyelim

    Anne 1/6: 4.000 (tam verilmiş)
    Baba: 1/6: 4.000 (tam verilmiş)
    Karısı: 1/8: 3.000 (tam verilmiş)
    Kızlar: 2/3: 16.000 (verilen: 13.000)

    burda kızların hakkından birmiktar gasbedilmiştir dengesiz oran düşürme vardır hükmün dışına adaletsiz biçimde çıkılmıştır… Adil olabilmek için yazınızda anlatdığınız hakedilen orana uygun eşit düşürme yapılmalıydı..

    İbn Abbâs’ın yönteminde kızlardan mal gasbedilmiş.. Kadına bakış nediyelim…

    Umarım yeterince aydınlatıcı olmuştur

    • Merve der ki:

      1. “Kadına bakış ne diyelim” demişsiniz… verdiğiniz örnekten bakalım… “İbn Abbâs’ın anne babaya altıda birer” … anne, “kadın” ; baba da “erkek”… anne ve babaya, yani kadın ve erkek olarak her ikisine 1/6 veriliyor… baba ya 2, anneye 1 gibi bir oran var mı? yok… eşitler mi? eşitler… kadına nasıl bakıyormuş?

      2. İbn Abbas ın görüşünde mesele “dengesiz oran düşürme ” meselesi değil, “öncelikli akraba” meselesidir… Bunu ben daha önceki yorumlarda belirttim zaten… Sizin kaçırdığınız ayrıntı şu…

      a-) Ateistlerin iddia ettiği gibi “Miras bölüşülemediği için Oranlar üzerinde düşürme, ya da artırma”, yani kur’an da verilen oranlar üzerinde bir oynama söz konusu değildir…

      Alıntı yaptğınız yerde bu ayrıntı özellikle belirtilmişti… “İbn Abbâs’ın görüşüne katılmadığımız bir tek nokta anne ve babanın karı veya kocadan biriyle bulunduğunda annenin terekenin tamamının üçte biri üzerinden hisse almasıdır. Bu konuda cumhurun görüşünün daha isabetli olduğu anlaşılmaktadır.” http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/avliyye-meselesi.html

      3. Ben size ne sormuştum? “Avliyye sistemi size göre hatalıysa, o zaman Orhan beyin anlattığı sistemi kabul edin… Orada direkt verilen oranlar kullanılıyor… Orada hangi natematik hatasını buldunuz?”
      Yazıları dikkatli okumuyorsunuz… Süleymaniye vakfının miras paylaşımının temeli İbn Abbas dır…Ancak ondan farklıdır…Orhan beyin sitesinde süleymaniye vakfının görüşü esas alınarak hazırlanmıştır… şöyle;

      “Sonuç olarak terekeden öncelikle mirasçılık sebebi evlilik olan karı veya koca hissesini alacaktır. Karı-kocanın hissesinin sadece çocuklarla değişmesi, başka hiç bir hımsın varlığından hisselerinin etkilenmemesi bunu açıkça göstermektedir. Avliyye olan tüm meselelerde karı veya kocanın bulunması da avliyyenin en önemli sebebinin bu dengenin bozulması olduğu görülmektedir. Karı-koca terekeden hissesini aldıktan sonra kalan rahim sahibi hısımlar arasında paylaştırılacaktır. Bu taksimde öncelikle anne ve baba hissesini alacak kalan kız veya erkek çocuklara Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirttiği şekilde pay edilecektir.http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/avliyye-meselesi.html

      tekrar soruyorum… Burada hangi matematik hatasını buldunuz?

      Kur’an da “matematik hatası iddiası” safsatadan ibarettir… İçi boş bir iddiadır… Gördüğünüz gibi bu oranlarla mirasın çözümleri mevcuttur…

  17. Hilmi der ki:

    Analşıldı Merve hanım sizin gerçeği görmeye niyetiniz yok.. Sizin niyetinin neolursa olsun haklı olmak…

    Sözü uzatmanın anlamıda yok sizin sanırım yapmaya çalıştığınız bu laf kalabalığı ile fikri üstünlük kurup konuyu bak ben haklıyıma getirmek… Öyle olsun size kolaygelsin diyerek sözümü bağlıyorum Anlayışınız için teşekkürler

    • Merve der ki:

      “laf kalabalığı ile fikri üstünlük kurup konuyu bak ben haklıyıma getirmek”.. kişi, karşısındakini kendi gibi bilirmiş hilmi bey.. yorumları okuyan gerçekleri görecektir…

  18. T.TAŞPINAR der ki:

    BİR KERE, BU KONUDA KURAN’DA HATADAN DEĞİL,HATALI ALGILAMADAN BAHSEDİLEBİLİR ANCAK…KISACASI HATA DEĞİL,”OLUŞTURULMUŞ HATA ALGILAMASI” SÖZKONUSUDUR..ÖNCE KARI-KOCANIN HİSSELERİNİN VERİLMESİ GİBİ YOLLARA BAŞVURMAK DA BU HATALI ALGILAMADAN KAYNAKLANIR VE KURAN’DAKİ AYETLERİN HANGİSİNDEN BUNU ÇIKARDINIZ DENİLSE SAĞLAM BİR KARŞILIK VERİLEMEZ MAALESEF..
    EĞER AŞAĞIDA AÇIKLADIĞIM KONUYU AYRINTILI VE İNCELEYEREK OKURSANIZ NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLARSINIZ…MANTIK OLARAK HERHANGİ BİR HATA BULAMAYACAĞINIZA VE BUGÜNE KADAR UYGULANAN AVLİYYE-REDDİYE GİBİ YÖNTEMLERİN GAYET DOĞAL VE MANTIKLI OLDUĞUNU GÖRECEĞİNİZE İNANIYORUM.
    http://www.yenimucizeler.com/bunlari-biliyor-muydunuz/kurandaki-matematik-hatasi-iddiasi-ve-bu-iddianin-gecersizligi-t74.0.html
    HATA İDDİASININ GEÇERSİZLİĞİ VE KANITLARI
    Yukarıda bahsedilen iddianın temel noktası,ayetlerde sözü geçen oranların her halükarda ve hangi mirasçılarla beraber olurlarsa olsunlar mirasçılara verilmesi gereken minimum miras payları olarak kabul edilmesidir. Peki, Kuran-ı Kerim’in lafzından ve biraz derinlemesine incelemeyle çıkarılan anlamından bu kabulü destekleyen veriler çıkarılabilir mi? Yoksa tam tersi bir durum mu söz konusudur?
    Ayetlerde geçen bir oranın, o mirasçıya verilmesi gereken minimum miktar olarak kabul edilebilmesi için, sadece, o oranın geçtiği ifadedeki mirasçıların bulunması ve bunlar dışında başka bir mirasçının bulunmaması gerekir. Örneğin; Nisa:12 deki sağ kalan hanım eşin mirasçılığıyla ilgili olarak, “Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır” ifadesinde belirtilen mirasçılar, miras bırakan erkek eşin çocukları ve hanım eştir. Bunlar dışında başka bir mirasçı ya da mirasçıların da bunlarla birlikte bulunması halinde, verilen oranlar artık o mirasçılara verilmesi gereken minimum miktar olmayacaktır ve doğal olarak mirastan daha düşük bir oranın sahibi olabileceklerdir. Dolayısıyla da örnekte verilen 1/8 den daha düşük bir oranın hanım eşin payı olması mümkündür. Diğer,anne- baba ve kız çocuklar gibi mirasçılarla birlikte mirasçı olunan durumlarda her birinin miras payı oranı, oranlama hesabıyla hisseleri oranında azaltılacaktır.
    Peki , iddia ettiğimiz bu kriterin Kuran-ı Kerim’deki dayanağı nedir?
    Nisa 176:
    Diyanet İşleri Meali : Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
    Bu konuda gösterilebilecek en önemli delil Nisa:176 ayetindeki “Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur (yani mirasın tamamı ona kalır)” ifadesidir. Bu ayette “kelale” olanların mirasçılarının alacakları paylar açıklanmaktadır. Kelale kelimesi “anne-babası ve çocukları olmayan” ya da “babası ve çocukları olmayan” şeklinde açıklanmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz ifade de sadece ölen kız kardeşin “erkek kardeşi” mirasçı olarak sayılmıştır. Hem de mirasın tamamına yani 1/1 ine sahip olacağı bildirilmiştir. Kelale kavramı ana-baba ve çocukların bulunmadığı bir durumu kapsar. Ancak, ölen kız kardeşin “eşinin” mirasçı olarak bulunamayacağı anlamına gelmez. Eşinin ya da başka herhangi bir mirasçının bulunmadığı da ayrıca belirtilmez. Burada eğer ki, erkek kardeşin mirasçılığıyla ilgili ifadeden, sadece erkek kardeşin mirasçılığından bahsedildiği için, “bir tek, erkek kardeşin bulunduğu durumda” mirasın tamamını alabileceğini kabul etmezsek, sağ kalan erkek eşin (kocanın)de miras hakkının bulunduğu bir durumda mirasın tamamının erkek kardeşe verileceğini kabul etmek zorunda kalırız. Oysa ki Nisa:12 ayetindeki “Eğer çocukları yoksa , karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir” hükmü gereği, bulunması olası bir mirasçı olan kocanın da mirastan ½ oranında pay alma hakkı olabilecektir. . Yani, 176.ayetteki ilgili hükümden, “sadece erkek kardeşin bulunduğu ve başka mirasçının bulunmadığı bir durumda” mirastan 1/1 pay alacağını kabul etmez isek, açık bir şekilde kendi içerisinde çelişen bir durumun ifade edilmiş olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Kız kardeşin miras bırakan olduğu ve erkek kardeşin mirasçı olduğu “her durumda”, erkek kardeşin mirasın tamamını alacağını kabullenirsek, sağ kalan kocasının miras hakkını çok açık bir şekilde ihlal eden bir hükmün varlığını kabul etmemiz gerekir. Bu da mantıklı düşünceye uygun değildir. Kuran’a inananların bakış açısından bakarsak da, Kuran-ı Kerim’in böyle çelişkili bir düzenleme getirdiği sonucuna gideriz, bu da inanan kişiler için kabul edilebilir değildir…
    Aynı şekilde yine 176.ayette geçen “Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır.” İfadesinden anlaşılacağı üzere erkek ve kız kardeşlerin bir arada mirasçı oldukları bir durumda, “mirasın tamamını”, erkeklere kızların iki katı pay verilmesi suretiyle dağıtmak gerekecektir. Burada da bulunması mümkün olan (kelale kavramına dahil olmadığı için) bir mirasçı yani sağ kalan eş söz konusudur. Ölen kardeşin cinsiyetine göre bu mirasçı koca veya hanım eş olacak ,bu duruma göre de ½ ya da ¼ pay hakkı olabilecektir. Ancak yukarıda da açıkladığımız gibi sadece ilgili hükümde ifade edilen mirasçıları var olduğu bir durumda geçerli olan oranlar olduğunu kabul edersek böyle bir sorun da kalmayacaktır.
    İnternet üzerinden ulaşabileceğimiz bazı kaynaklarda yukarıda savunduğumuz görüşün aksi fikirler savunulmaktadır. Ancak bu fikirlerin yanlışlığı ayetlerin ve ayetlerde geçen kelimelerin biraz detaylı incelemesinden kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu fikirlerin önemli noktaları aşağıda aynen alıntılanmıştır
    [“Meselâ bir ayetin bir cümlesinde “ölenin eğer çocuğu yoksa annesine şu kadar” diye geçer, diğer ayetin başka bir cümlesinde “ölenin eğer çocuğu yoksa kocasına şu kadar” diye geçer. Pratikte eğer ölen bir kadının çocuğu yok, fakat annesi ve kocası var ise, bu somut durum için her iki cümle de aynı derecede ve doğrudan geçerli olur. Yani “eğer çocuk yoksa anneye şu kadar” cümlesi bir tek ölenin sadece annesinin olduğu, başka kimsesinin (örneğin eşinin) olmadığı durumu düzenlemekle kalmıyor. Zaten bu mantıksız olurdu, cümle sadece ve sadece bu durumu (ölenin varis olarak yalnızca annesinin kaldığı durumu) düzenlemiş olsaydı, neden anneye sadece üçte bir versin? “Eğer çocuk yoksa anneye şu kadar” cümlesi, ölenin çocuğunun olmadığı, fakat annesinin olduğu her durum için doğrudan geçerli (ölenin eşi olsa da, olmasa da).
    Başka bir deyişle, pratikte çıkabilecek olan durumlar (varis tabloları) tek tek bir bütün olarak tek bir ayet veya tek bir cümle bütünlüğü içerisinde ele alınmamış. Dolayısıyla ayetleri herhangi bir somut durum (varis tablosu) üzerinde uygulamak istediğimizde, üç ayeti de cümle cümle okuyacağız ve işlemekte olduğumuz somut durum (varis tablosu) için geçerli olan cümleleri tespit edeceğiz”]
    Yukarıda alıntıladığımız görüşün içerisinde koyu renkle vurgulanan kısımda “eğer çocuk yoksa anneye şu kadar” şeklinde bahsedilen hüküm Nisa 11 dedir ve ayetteki kullanılışı burada bahsedilen şekle hiç uymaz. Ayette aslında “çocuğu yoksa ve ebeveyni =anne-babası ona varis olmuşsa” ifadesi geçer. Yani sadece annenin mirasçı olacağı bir durum değildir. Sadece annenin payı 1/3 olarak belirtilir ancak, babanın da anne yanında mirasçı olabileceği, geri kalan 2/3 ün ise babaya kalacağı dolaylı olarak anlaşılmaktadır.
    Nisa 11 deki , “Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır.” İfadesi de bu konu için diğer bir yönden kanıt oluşturur. Dikkat edilirse, çocukların bulunması halinde ayetlerde geçen ve bu çocukların alacağı belirtilen en yüksek oran,iki ve daha fazla kız çocuk bulunması halinde almaları gereken 2/3 lük paydır. Yukarıdaki Nisa 11 hükmünden de anne için 1/6 ve baba için 1/6 lık paylar ortaya çıkmaktadır. Burada, tek bir cümlede ifade edilen en yüksek paylar 2/3 + 1/6 + 1/6 = 3/3 etmekte ve miras eksiksiz olarak tam olarak dağıtılabilmektedir. Sonuçta, tek bir ifade de ortaya çıkan ve sadece o ifadede bahsedilen mirasçıların miras payları toplamı 1/1 i hiçbir zaman geçmemektedir. Eğer aksi olsaydı, yukarıda savunduğumuz görüşlerimizin de geçerliliği kalmayacaktı. Zira, sadece o ifadede bahsi geçen mirasçıların miras payları toplamı da 1/1 in üstünde olacaktı.
    Nisa : 12 ve Nisa: 176’ daki “Kelale” Durumunda Kardeşlerin Mirasçılığı
    Eşler arasındaki mirasçılıkta miras bırakanın “kelale” olduğu durumdaki miras hakları Nisa 12. ayette açıklanmıştır. Kardeşlerin yanında sağ kalan eşin bulunduğu “kelale” durumlarında kardeşlerin mirasçılığı bu ayette belirlenmiştir. Ayette “Ve in kâne raculun yûrasu kelâleten ev imraetun” şeklindeki ifadesinde “bir erkek veya hanımı kelale olarak miras bırakırsa” denmektedir. Yani zaten eşlerin var olduğu bir durum söz konusudur ve bilindiği üzere Nisa 12.ayette aslen eşlerin mirasçılığı düzenlenmektedir. Bu ayetteki oranlar sağ kalan eşin de bulunduğu ve kardeşlerle birlikte mirasçı oldukları durumu kapsar. Bu yönüyle Nisa 12. Ve Nisa 176’daki “kelale” hükümleri arasında bir çelişki ve bir uyumsuzluk söz konusu değildir.

  19. Hilmi der ki:

    sayın T.TAŞPINAR şunu demişsiniz

    “iki ve daha fazla kız çocuk bulunması halinde almaları gereken 2/3 lük paydır.
    anne için 1/6 ve baba için 1/6 lık paylar ortaya çıkmaktadır.
    Burada, tek bir cümlede ifade edilen en yüksek paylar 2/3 + 1/6 + 1/6 = 3/3 etmekte ve miras eksiksiz olarak tam olarak dağıtılabilmektedir.”

    anlamadığım Ölen adamın eşinin payı 1/8 nerde onu vermeyi unutmuşunuz? orayı sanırım pas geçmişiniz…

    Anladığım kadarıyla; sizin hesabınız doğruysa ibn abbas yanlış dağıtmış… Yada sizin açıklamanız yanlış…

    sizinde belirttiğiniz gibi Nisa 176 “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor… Bu paylaşım örneğiyle açıklamanızın bir alkası yok ölenin iki kız çocuğu var…

    Bana zaten garip gelende bu tarz mantık yürütmeleriniz… İslamı yenibaştan yorumlamalar, geçmiş alimleri tümden hatalı bulmalar, islamı yanlış uygulamakla suçlamlar (kölelik, cariyelik ve buna benzer diğer şerri uygulamalarda), geçmiş alimlerin yazdıklarını yok saymalar, dahada ileri gidip bu alimleri peygambere iftira atmakla suçlamalar (aişe’nin 9 yaşında peygamberle evlenme meselesi.. Bkz. Buhâri, e’s-Sahih, Kitabu Menâkıbi’l-Ensâr/44; Tecrîd, hadis no: 1553; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n-Nikâh/69, hadis no: 1422.).. Yani sizler tümden doğru, geçmişte yaşamış peygamber, sahabeler, islam alimleri, islam ülkelerinde yönetici ve ilerigelenler hatalı, suçlu, haksız vb… siz yenilikçiler haklısınız… Amerikayıda siz keşfetdiniz zaten…. Bu mantığınız doğru değil… Özetle günahıyla sevabıyla doğrusuyla yanlışıyla kuran, hadis ve rivayetler (güvenilir olanlar) etrafında şekillenen islam tarihi, kültürü, kural ve kayideleri böyle keyfi değiştirilemez ve yorumlanamaz… Bazen ben mi dindarım yoksa siz mi dindarsınız şaşırıyorum inanın

  20. Mehmet der ki:

    Bizler yani Allah’a inananlar, Kuran’i yöntemle, Kuran’ı “ilahi bir kitap” Resulallah’ı da elçi olarak biliriz. Üstünlük takva iledir. Kimin üstün olduğunu da Allah’tan gayrısı bilmez. Peygamberler hariç, bilmem hangi zamanda yaşamış sahabe (arkadaş demektir) ki sayıları on binleri hatta daha fazlayı bulur; ve dahası İslam alimleri, ülkesi yöneticileri vs. Bunlar İslam’ı temsil etmez edemez. Bizim inancımızda ruhban sınıfı yoktur. Evet “Bilenle bilmeyen bir değildir…” ayeti gereği bilene saygı duyarız. Ancak üstünlük takvaya endekslidir bunun da Yüce Yargıcı Alemlerin Rabbi’dir. İmamı Azam’ın Fıkhul Ekber adında ince bir kitap halindeki eserini, ansiklopedik ciltler dolusu yazanlar kimlerdir acaba? Öğrencileri evet öğrencileri. Her insan eser verebilir, biz bunu Kuran’a göre eleştirdiğimizde -olumlu ya da olumsuz her iki yönlü olarak- bu İslam hakkında yazılan eserlere saygısızlık olmaz; aksine eseri veren yaşasaydı belki de sevinç duyacaktı. Çünkü ölçüt Kuran. Sonra, Kuran’ın anlaşılırlığı buna atıf olarak, kendi içinde mükerrer olarak var zaten. (Rahman Suresi, Kamer Suresi bunun tekrarı malum.) Yaratıcı sözüm ona hem kitap gönderecek hem de zor olacak, bu ne ironik bir şey. İnsanı en iyi bilen neyi nasıl anlayacağını bilemez mi?
    Eğer yukarı da denilen gibi olsaydı; Hadisler Kuran’la birlikte aynı dönemde yazılırdı zaten. Ancak Resulallah bunu yaptırmamıştır Ki Kuran’a muhalif hadis reddedilir, Nesnel hadisler Amenna! Burada ölçüt Kuran’dır. Bir Eskimo da söz söylese eğer uygunsa alır kullanırız. İlmihal, Fıkıh vs beşeri kaynaklı eserleri; Lütfen İslam’ın temel kaynağı diye söylemeyin! Alakası yok; Aslolan “Kuran” Değiştirmek için inmiş, değiştirmiş; ancak O’nu değiştiremeyenler, sözüm ona “kendi yazdıklarına” dokunulmazlık yükleyerek veya daha sonraları bu kisveye sokularak, kendi hizmetlerine göre ayarlamışlar. Kardeşim Biz Kuran okuyoruz, bu bizim görevimiz. Aynı zamanda beşeri kaynakları da araştırıyoruz, bu da bizim görevimiz. Aradaki fark, ilahi olanı okurken inandığım yaratıcımın sözlerini okuyorum. Diğerleri bir insanın sözleri.
    Başlarda, İndiriliş zamanında Kuran konuşur gibi okunurken; günümüzde nasıl okunuyor malum! Zamanla bir şeyler değişir, önemli olan doğru değişimdir. Selam ile…

  21. T.TAŞPINAR der ki:

    NİSA 11
    (Diyanet İşleri Meali): … “Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır.” ….
    Bu ifadede ölen adamın eşini görebiliyormusunuz?…Yukarıda anlattığım konunun özü zaten şuydu:-ancak siz hiç okumamuş gibi davranıyorsunuz ya da öyle işinize geliyor-
    “Ayetlerde geçen bir oranın, o mirasçıya verilmesi gereken minimum miktar olarak kabul edilebilmesi için, sadece, o oranın geçtiği ifadedeki mirasçıların bulunması ve bunlar dışında başka bir mirasçının bulunmaması gerekir. Örneğin; Nisa:12 deki sağ kalan hanım eşin mirasçılığıyla ilgili olarak, “Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır” ifadesinde belirtilen mirasçılar, miras bırakan erkek eşin çocukları ve hanım eştir. Bunlar dışında başka bir mirasçı ya da mirasçıların da bunlarla birlikte bulunması halinde, verilen oranlar artık o mirasçılara verilmesi gereken minimum miktar olmayacaktır ve doğal olarak mirastan daha düşük bir oranın sahibi olabileceklerdir. ”
    Konunun devamında bu görüşümün dayanaklarını açıklıyorum. Nisa 176 daki kelale meselesini içeren ayetleri de hemen yukarıdaki tırnak içinde belirttiğim görüşün mantıki dayanaklarını göstermek amacıyla yazmıştım.Tekrar – ama bu kez gözünüzü kapayarak değil- okursanız anlayabilirsiniz.
    Ben eski alimler vs. yanlış biliyormuş veya yanlış uygulamışlar tarzında bir şey demiyorum..Hatta tam tersi burada ben avliyye gibi eski uygulamalar zaten doğru ve mantıklı diyorum..Şahsen benim için İbn Abbas ın vs.değil dört halifeden biri olan Hz. Ömer’in uygulamaları ve anlayışı önemlidir..İbn Abbas gibi muhalifler her zaman çıkabilir.

  22. Cem der ki:

    Amacım ele aldığınız konunun doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak değildir. Yalnızca farklı bir yorumda belirtildiği ve sizin de yazınızdan gördüğüm kadarıyla bir matematikçi ve diferansiyel denklemler dalında tez yazmaya hazırlanan bir kişi olarak çıkış noktanızın doğru olmadığı kanaatindeyim. Zira diferansiyel denklemlerde yaklaşık çözümle belirtilen farklı bir şey iken, 1/3 kesrini ifade eden 0,33… ondalık sayısı 0,35′e yuvarlanabilir demek farklı şeydir.

    1700 lü yıllarda yaşamış İngiliz fizikçi Sir Isaac Newton’un meşhur kanunları bugün Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi gibi pek çok fiziksel olguyu ifade edebilen matematiksel modellerdir. Buna karşılık olarak 1900′lerin başında Einstein’in elde ettiği sonuçlar ise Newton’un bulduklarını kapsamakla beraber çok daha genel, çok daha farklı şartlarda uygulanabilir modellerdir. Örneğin farklı şartlar nelerdir? Uzayın çeşitli bölgelerinde çekim alanlarının çok kuvvetli olduğu yerler vardır. Mesela nötron yıldızları, mesela beyaz cüceler. Bunlar çekim alanları çok çok kuvvetli gök cisimleridir. Mesela kara delikler. İşte çekim kuvveti böylesine güçlü bölgelerde eğer Newton kanunlarını uygulamaya kalkarsak sonuçlarda hatalar elde ederiz. Bu koşullara ait bölgelerde Einstein’in sunduğu diferansiyel denklemler kesin sonuç verirler. Bunun ardından ise şu soruyu sormak normaldir: peki Newton’un kuralları ne işe yarar, onu nerede kullanırız? Onu çekim gücünün daha düşük olduğu bölgelerde, mesela Dünyamızda kullanabiliriz. Hani Einstein denklemleri daha kesin sonuç veriyordu? Neden kesin sonuç vermeyen denklemi kullanıyoruz? Çünkü Dünyamızın çekim alanı, diğer bahsettiğim bölgelere nazaran çok çok düşük olduğundan Newton denklemlerini kullanmamızda bir sakınca yoktur. Aynı zamanda Newton Kanunları, Einstein denklemlerine göre o kadar basit ve sadedir ki hata ihmal edilebilir düzeydeyken Einstein denklemlerini kullanmaya ihtiyaç kalmaz. Bugün Dünya’nın yörüngesine gönderilen pek çok uydu Newton kanunlarına göre hesap edilerek yollanır. Dünya gibi çekim alanı düşük olan bölgelerde Newton kanunlarının hata payları çok çok düşük ve ihmal edilebilir düzeydedir. Bu ihmal edilebilirlik sayesinde hiçbir uydu yörüngesinden sapma veya beklenmeyen durumlar sergilememiştir.

    Şimdi ise başka bir olguya deyineceğim. Işığın bir hızının olduğu ve bunun da saniyede 299.792.458 metre olduğu bilinmektedir. Bu inanılmaz yüksek bir hızdır. Şöyle bir örnek vermek isterim; bu hızla ekvator çevresinde giderken 1 saniyede ekvatoru tam 7 kere turlar üstüne de bir yarım ekvator boyu yol gidersiniz. Şimdi hızın ne kadar devasa olduğu daha iyi canlanmıştır. Bu hızla gittiğimizi hayal ederken, işlem kolaylığı olsun diye bu sayıyı 300000000′e yuvarlayalım. Bazılarınız, böylesine devasa bir hızla giderken böylesine basit, minik bir yuvarlama işleminin bir sakıncasının olmayacağını düşünecektir. İşte öyle olmuyor. GPS (Global Positioning System) bildiğiniz gibi dünya üzerindeki konumumuzu bize gösteren ve bunu da Dünya yörüngesindeki uydular sayesinde yapan bir sistem. Bu sistemi eğer yanınızda açarsanız GPS sisteminizin bağlı bulunduğu uydudan GPS aracınıza sürekli olarak sinyaller gelecektir. (Tabiki de bu sinyaller ışık hızındadır) Eğer GPS aracınızı üreten tembel bir mühendis eğer ışık hızının saniyede 299.792.458 olan hassas değerini 300.000.000′e yuvarlayıp işten kaytarmaya kalkarsa o zaman bu ne ile sonuçlanır? Makinadaki mekanizma aradaki yuvarlama işlemi sonucu aradaki farkı hesap edemeyecek, hata yapacak, sinyalin geliş gidişleri esnasında zaman farklılıkları doğacak ve gittikçe fark daha da açılacak. En sonunda öyle bir noktaya gelecek ki siz boğaz köprüsünü tam geçmişken, GPS aletiniz sizi boğaz köprüsüne yeni giriyor gösterecek.

    Bu yazının ikinci paragrafında ihmal edilebilirliğin hata doğurmadığı bir örnek, üçüncü paragrafında ise ihma ihmal edilebilirliğin hatalara sebep olduğu bir örnek gösterdim. Matematikte hata denen şey, günlük yaşantımızda bazen ihmal edilebilir iken, bazen hatalara sebep olmaktadır. Bu sebepten ötürü çıkış noktanız olan diferansiyel denklemler argümanınız yanlıştır. Kuran’da bahsi geçen miras hatası anladığım kadarıyla kesirlerden veya küsüratlardan kaynaklanan bir hata iken bunun diferansiyel denklemlerle ve matematikle bağdaştırıp açıklanmaya çalışılması matematiğin yanlış empoze edilmesine ve matematiğin bu dallarına hakim olmayan insanların yanlış yorumlamasına sebep olmaktadır. Bu yüzden ricam daha farklı argümanlara ve temelere dayanarak bir çıkış noktası yaparak yazınızı yeniden gözden geçirip matematikle olan kısmı yenilemenizdir.

    • Merve der ki:

      Merhaba cem bey,

      “Amacım ele aldığınız konunun doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak değildir” demişsiniz… Benim amacım da dıfferansiyel denklem nedir ne değildir demek değildi..

      Sizin yanlışınız şurada…”Zira diferansiyel denklemlerde yaklaşık çözümle belirtilen farklı bir şey iken, 1/3 kesrini ifade eden 0,33… ondalık sayısı 0,35′e yuvarlanabilir demek farklı şeydir” demişsiniz…

      Ben “farklı şeyler değildir, aynıdır” demedim ki…

      Ben Ateistlere şu soruyu sordum… Yaklaşık çözümlü sonuçları kabul etmiyorsunuz, peki aynı durum “din” gibi kabul ettiğiniz “bilim” de söz konusu olduğunda bu durumu yine hata olarak mı kabul ediyorsunuz?

      siz yorumunuzun ikinci paragrafında “ihmal edilebilirliğin hata doğurmadığı bir örnek” ten bahsettiniz… Ben de Ateistlere bu durumu sordum… Burada kesin sonuç yok… yaklaşık çözümlü bir sonuç var… O zaman bu çözümleri de reddedin dedim…

      Bu mantık ne kadar yanlışsa, bilip bilmeden Kur’an da hata var demekte aynıdır…

      “Aynı zamanda Newton Kanunları, Einstein denklemlerine göre o kadar basit ve sadedir ki hata ihmal edilebilir düzeydeyken” demişsiniz…

      Şimdi size çok önemli bir şey sormak istiyorum. bu hatanın “ihmal edilebilir bir düzeyde mi” yoksa, “ihmal edilemez bir düzeyde mi” olduğunu kim belirliyor

      İşin uzmanları değil mi?

      İşin uzmanları “bu ihmal edilebilir bir hata” dediğinde, ben hayır böyle şey olmaz deyip bunu reddetsem komik olmaz mıyım?

      Ama söz konusu Kur’an olduğunda, bütün ateistler “islam alimi” gibi fetva veriyorlar…

      Anlatmaya çalıştığım buydu.. yorumunuzla, bana bu ayrıntıları da anlatma şansı verdiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim…

  23. Cem der ki:

    Cevabınız; Kuran’ı, Kuran’ı incelemesi gereken kişileri, ateistlerin Kuran üzerine “islam alimi” gibi argümanların üzerine kurulu iken ben yazımda da bunlara yönelik bir ifade benimsemedim, sadece matematiği yanlış ifade ediş biçiminize yönelik bir revize etmekten bahsettim. Ben Kuran’ın yanlışı, doğrusu veya bununla kimin ilgilenmesi gerektiği ile ilgili bir fikir beyan etmedim, nitekim cevabıma verdiğiniz cevap bahsettiğim matematik olgusu üzerine değil, kuran olgusu üzerineydi. O sizin veya bu sayfaya o niyetle bu yazıyı okumaya gelmiş kişilerin ilgi alanıdır. O konuda ateistlerin ne dediği, sizin onlara karşı ne dediğiniz, kimin kime göre daha haklı oluşu benim tartışma konum değil. Ben sadece işin matematik boyutuyla ve onu ifade ediş biçiminizdeki hata ile ilgileniyorum (teorik bir hatadan bahsediyorum). Yaklaşık çözüm ile ifade ettiğiniz şeyin matematiğin yanlış empoze edilmesine, yanlış idrak edilmesine ve matematiğin bu dalıyla ilgisi olmayan kişilerin yanlış yorumlanmasına sebep olur. Belki demek istediğiniz şey doğrudur, belki yanlış. Onu ben bilemem. Ancak gösterdiğiniz örnek -yani matematik- hata teşkil eden, yanlış betimlenmiş bir örnektir. Bu yüzden çıkış için farklı bir argüman oluşturmanız gerektiğini, zira böyle yaparsanız savunduğunuz tezi daha kuvvetli dinamiklerle besleyeceğinizi söyledim. Yoksa yazı sizin, fikir sizin.

    İyi günler dilerim…

    • Merve der ki:

      Yaklaşık çözüm ile ifade ettiğiniz şeyin matematiğin yanlış empoze edilmesine, yanlış idrak edilmesine ve matematiğin bu dalıyla ilgisi olmayan kişilerin yanlış yorumlanmasına sebep olur” demişsiniz…

      yaklaşık çözüm ile ilgili aşağıdaki (http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=13&soru_id=5271) bilgiyi paylaşırsam , yanlış anlaşılmalarla ilgili sorun çözülmüş olur sanırım…

      Pür matematikçilerle, uygulamalı matematikçiler niçin birbiri ile çalışmak istemez? Niye birbirlerini sevmezler?

      Burada ifade edilen kanaatler biraz hatalı olmuş. Konu birlikte çalışmamak ya da sevip sevmemekle ilgili değil. Uygulamalı matematik ile pür matematiğin başlama ve bitiş çizgisi pek de sanıldığı kadar net değildir. Ancak, kuramsal olarak, bir formal disiplin olarak pür matematik yaklaşık hesaplar yapmaz. Örneğin pür matematik için ” kök 2″ sayısı basitçe “kök 2″ sayısıdır. İrrasyonal bir sayıdır. Bu sayıyı 1,41 olarak yazmak pür matematikçi için düşünülebilecek şey değildir. Kök 2 =1,41 eşitliği yanlıştır. Yaklaşık çözüm diye bir şey olmaz pür matematikte. Bir büyüklük diğer bir büyüklüğe ya eşittir ya da değildir.

      Uygulamalı matematik büyüklüğün kaç olduğunu bulmak için geliştirilmiş yöntemlerden oluşur. Bir sonucu tam bulamasa bile doyurucu yakınlıkta bulmak bazen yeterli olabilir. Bu nedenle de kuramsal felsefesi pür matematikten farklıdır.

      Bu farklılıklar, zaman zaman gerginliklere neden olabilse de, birbirleri ile çalışmak istemedikleri ya da birbirlerini sevmedikleri biraz abartı olur.

      iyi günler dilerim…

      • Cem der ki:

        Görüyorum ki tüm bu sıkıntılar, yaklaşık bir buçuk milyar kişinin kabul ettiği bir kitabın -görece ufak veya büyük- bir hatasından kaynaklanan sonuçlar. Bir buçuk milyar gibi geniş bir kitlenin varsaydığı bir kitaptaki hata, doğal olarak soru işaretlerini oluşturmuş ve kitabı benimseyen kişilere soruların yöneltilmesine yol açmıştır. Anladığım kadarıyla yöneltilen sorular arasında masumane olanlar olduğu gibi, art niyetli olanlar da var… Şu an Kuran’da bahsi geçen hata hakkında herhangi bir argümanım ve detaylı bilgim olmadığı için ihmal edilen oranın, ihmal edilebilir veya edilemez olduğu hakkında bilgi sahibi değilim. Bu konuda diyanetin ve diğer islami kesimlerin ne gibi sayısal çözümler ürettiğini, bu çözümlerin getirdiği hata paylarının ne denli ihmal edilebilir veya edilemez olduğunu araştırıp işleme dökeceğim. Yine de, böyle bir vesileyle de olsa, bu şekilde bir problemle karşılaşmamı sağladığınız için teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim.

        • Merve der ki:

          “bu çözümlerin getirdiği hata paylarının ne denli ihmal edilebilir veya edilemez olduğunu araştırıp işleme dökeceğim. “demişsiniz..

          1. hata yok… bu ateistlerin iddiası..
          2. İslam alimleri bu konuda fikirlerini beyan etmişler zaten, ortada bir problem yok…
          3. Araştırmanız beni mutlu eder… benim amacım, kişilerin gerçekleri araştırarak bulmalarına vesile olmak… konu her ne olursa olsun, her önümüze geleni doğru kabul etme yanılgısından kurtulmamız lazım… ancak sınırları aşmadan bunu yapmak lazım…
          yani “islam alimi ol-ma-dığımız” gerçeğini unutmadan…

  24. figen der ki:

    Eh,yani ,insanlar bi şeyi araştırırken kendi zanlarını bırakıp direk konuya odaklansalat tarfsızca daha iyi olcak ,merve hanımın yorumlarını daha araştırmacı ,ateistlerinkini kesip atmacı buluyorum.

  25. figen der ki:

    sevgili ateistler peygamberimizin zeki bir insan olduğunu biliyorlar sanırım,niye daha kolay bi paylaşım yapmasın,kendisi farkında değil miydi sanki ve pek çok ayet onu zorlarken ,insan nefsine ağır gelen şeyleri insanlara söylerken o da insandı ve oda zorlanıyordu,şöhret peşinde koşanlar böyle zorluklarla değil çok tanrıcılık gibi basit şeylerin peşinde koşar ve kimse de zorlanmaz,düşünmek çok düşünmek,,,,hem müslümanın hem ateistin çok düşünmeye ihtiyacı var,müsülman neden doğru diye düşünür,çünkü herhangi bi ayet ona yeterli gelmiştir ,bi ayete içi sinerse tümünü kabul eder,tümünü anladığını iddiaya kalkışmaz,ateist kafsında yanlış deyip bitirmiştir zaten nerde şu dünyada adil ve tarfsız ateist….

  26. figen der ki:

    Hilmi bey ,bir bilimadamı tarfsızlığı halini kazanamadıkça olaylara o duygusal tepkilerle yaklaiştıkça algıları da öyle olcaktır görüyürum ki duygusal algılarıyla akıl yürütme karışıyor ,sadece aklını kullansa ,önyargılarını karıştırmasa belki gerçeği daha iyi algılar ama bu savunma mekanizmasız yaşayabilen insan ne kadar az

  27. figen der ki:

    mirsla ilgili ayetlerde bu ayetlerden önce orada bulunan fakirlere bir miktar dağıtın denir .bu durum ondan da kaynaklanabilir,bir fikir sadece.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>