Deist olmak mantıklı mıdır?

 

Ateizm’in çelişkilerini ve en basitinden ahlak açısından rasyonel bir temelinin olmadığını yazılarımda paylaştım…

Şimdi de “Deizm” i inceleyelim…  “deist olmak mantıklı mıdır?” sorusunun cevabını da okuyucuların takdirine bırakalım…

Öncelikle Deizm nedir?

“Deizm veya Yaradancılık, tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancıdır. Tanrı evreni yaratandır, ama evrene müdahale de bulunmaz. Peki;

1-) Deistler, evreni ve insanı “tek bir Tanrı’nın yarattığı” gerçeğini nereden biliyorlar?

Muazzez ilmiye Çığ kitabında ne diyordu: “Tevrat, İncil ve Kur’an kökeni Sümerlerdir”

Bu konuyu daha geniş anlatmıştım… Onun için detayına inmeyeceğim… Konumuz “Tanrı” kavramı ile ilgili  olduğu için bu ayrıntıyı anlatmaya çalışacağım…

Sümerler de nasıl bir Tanrı inancı vardı?

“Sümer dini çoktanrılı bir dindi. Dünyada, evrende, doğada görülen, hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı. Tanrılar insan görünümünde, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı. İnsanlar gibi, onlann da çocuklan ve eşlerinden oluşan aileleri bulunuyordu. Bu aileler kral gibi bir Baştanrı altında toplanmışlardı. Tanrılar da insanlar gibi sever, üzülür, kızar, kıskanır, kavga eder, kötülük yapar, hastalanır, hatta yaralanabilirlerdi. Yer, Gök, Hava, Su Tanrılan yaratıcı, diğerleri yönetici ve koruyucu Tanrılardı” http://www.dunyadinleri.com/sumer.html

Kur’an daki  tanrı inancı, “doğmamış ve doğrulmamıştır”, “tektir” , “mekanı yoktur, her yerdedir” “insan görünümünde değildir”, “yer, gök,insan  hepsinin sahibi ve bütün alemlerin en küçük atom parçasının bile yaratıcısıdır” “İlim sahibidir”, “işitir”,”görür”,”sonsuzdur”, “hastalanmaz”, “yaralanmaz”… (Aslında paylaştığım bu paragraf bile Kur’an ın kökeninin “Sümerler” olamayacağının ispatıdır…Sümerler olsa olsa müşrik inancın kökeni olabilir… )

Peki Deistler  neden Sümerlerde ki  gibi “Baştanrı” inancına değil de; Kur’an da anlatılan özelliklere sahip  bir “Tanrıya” inanıyorlar?…

Bunu sorduğumuzda bize şu cevabı verirler : “Çünkü –mantıklı- olan bu… ”

Kur2an bu cevabı veren desitlere şunu sorar;

Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette “Allah” derler. O halde nasıl (Allah’a kulluktan) çeviriliyorlar? Zuhruf suresi 87

Şimdi konuyu biraz daha netleştirmek için çok enteresan ayetler paylaşacağım sizlerle…

74. İbrahim, babası Âzer’e: Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum, demişti.

75. Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.

76. Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem, dedi.

77. Ay’ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi.

78. Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük, dedi. O da batınca, dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.

79. Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.

80. Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak, Rabbim’in bir şey dilemesi hariç. Rabbimin ilmi herşeyi kuşatmıştır. Hâla ibret almıyor musunuz?

81. Siz, Allah’ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım! Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki guruptan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır?” En’am suresi…

Dikkat edin lütfen,

İbrahim as’ın  söyledikleri bugün belki bize  sıradan, çok normal gelebilir… Ama bunun yüzyıllar önce  Güneşe, aya, yıldıza tapan (Sümer dini gibi) bir toplumda söylendiğini düşünün…

Deistlerin bugün  “en mantıklı olan bu dediği tanrı  inancını” , peygamberlerin yüzyıllar önce  anlatmış olması önemli bir ayrıntı değil mi?

İbrahim as sırf bu sebeple, yani Tanrıyı en “akıllıca” şekilde izah ettiği için ateşe atıldı …

Peygamber efendimizin yaşadıklarının sebebi?

Hatırlarsınız…

Müşriklerin ileri gelenleri, peygamberimize teklifte bulunmuşlardı…

“Dünyalık  istediğin ne varsa verelim, yeter ki davandan vazgeç”

Eğer Peygamberimiz onlara: “  Tamam putlarınızı kabul ediyorum, sizde benim peygamberliğimi kabul edeceksiniz” deseydi kimse ona karşı çıkmazdı…

Hatta putlara olan inançlarını ticarete dönüştürmüş ve ticaretin merkezi haline gelmiş Mekkede, “ putların seçtiğine”  inanılan  bir peygamber (hem de Mekke de yaşıyor) onların  işine bile yarardı…

Müşrikleri sinirden deliye döndüren “ peygamberlik”  olgusu  değil, Putların reddetilmesi idi…

Peygamber efendimiz, bütün tekliflere , işkencelere rağmen diğer bütün peygamberler gibi duruşundan vazgeçmedi…

O da İbrahim as gibi “ insanları en mantıklı” olana çağırdı… “Bırakın o tanrıları, Allah a şirk koşmayın, Allah tektir” dedi…

Deistler şunun hakkını vermeliler…

Bütün peygamberler;  Allah’ın onlara öğrettiği ilim sayesinde  akıl yürütmeleri, ahlak öğretileri ve değerlerinden ödün vermeyen duruşları ile yaşadıkları topluma “yüksek bir bilinç düzeyi” getiren insanlardı…

Sadece o dönem değil  bugün Kur’an kendisini okuyanlara öyle sorular sorar, öyle bir üslup kullanır ki; muhatap bilim adamı bile olsa onda farklı bir bilinç oluşur…

Şöyle ki;

57. Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?

58. Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?

59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.

62. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. ( baştaki yaratılışınızı(n mucizevi bir olay olduğunu) biliyorsunuz ) Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

63. Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.

64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

65. Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.

68. Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?

69. Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

71. Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,

72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Vakıa suresi

Evet insan aklı ile tanrı inancına ulaşabilir… Ama  bu noktada önemli bir soru çıkıyor karşımıza…

İnsan doğru “tanrı” inancına ulaştığından nasıl emin olacak?

Örneğin Mısır medeniyeti…

Mısırlıların sahip olduğu akıl ile, bugün deistlerin sahip olduğu akıl arasında yapı itibariyle bir fark var mıydı?

Tabiki hayır…

Tabiat,evren o zaman da aynı mükemmelikteydi, şimdi de aynı mükemmelikte…

Ama akeolojik kazılardan da biliyoruz ki Mısırlılar ufacık bir böceği bile Tanrı edinmişlerdi…

Peki neden bir Mısırlı  böceği “tanrı” diye tanımlarken, bir deist onun “hayvan” olduğunu biliyor? (akıl aynı akıl)

Demek ki akıl kadar önemli bir ayrıntı var… “Düşünmek”…

“ İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?” Meryem suresi 67

“  Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir” dedi. “ Şuara suresi 28

Bugün deistler, ateşe, güneşe veya herhangi bir hayvana Tanrı demiyorsa, bunu Allah’ın yüzyıllardır insanoğlunu düşünmeye çağıran “İslama” ve “peygamberlere” borçlu…

Kısacası, Deism deki Tanrı inancının kökeni “İslam”…

 

2.  Deistler, aşağıdaki soruları nasıl cevaplıyorlar?

a-Dünyaya nasıl geldikleri ?

b-Dünyaya neden geldikleri ?

c-Ölümden sonra kendilerine ne olacağı ?

Tanrıyı akıl ile bulan deistler, bu cevaplarında “akıl” ile bulunması gerektiğini söylüyorlar…

Peki akılları ile sonuca ulaşabiliyorlar mı?…

a- Dünyaya nasıl geldikleri?

Bu soruyu “Tanrı yarattı” olarak cevaplandırıyorlar…

Peki nasıl yarattı?  İnsan bedeninin oluşumunu genetik ile  anlatabilirsiniz belki ama insan ruhunu ne ile anlatacaksınız ? İnsan ruhu nasıl yaratıldı?

İnsan ölünce ruhu ne olur o da yok olur mu?

Deistler bu soruların cevaplarını “akıl” ile verebiliyorlar mı? Tabiki hayır…

b- Dünyaya neden geldikleri ?

Deistlerin en çok da bu soruyu verdikleri cevap şaşırttı beni… bu soruyu gelecek nesillere güzel bir dünya bırakmak için yarattı diyerek cevaplandırıyorlar…

Hiçbir kitaba inanmadıklarına göre, tanrının onları bu sebeple yarattığını nereden biliyorlar?

Bir de şu ayrıntı var… İnsanın yaratılış sebebi  neden  “ İsteyen istediği gibi yaşasın” değil de “güzel bir dünya bırakmak” olsun?

Çünkü ilk seçeneği kabul ettiklerinde dünyada kaos olacağını biliyorlar… Onun için “güzel bir dünya bırakmak” ifadesini kullanıyorlar…

Ama bu seferde başka bir ayrıntıda boğuluyorlar…

İnandıkları dini bir kitap olmadığına göre “güzel olan nedir” bu soruyu nasıl cevaplayacaklar?

Örneğin  genetiği ile oynanarak bir domates fidesinden 10 değil de 30 ürün alınabiliyor olması güzel mi?

Bitkilere, hayvanlara verilen hormon ve ilaç takviyesi yüzünden her geçen gün insan sağlığının kötüleşmesini gelecek nesiller nasıl yorumlayacak?

Ya da kadınların tanımadıkları kişilerin ( sperm bankasından)  çocuklarını dünyaya getirebiliyor olması!

Deist bir yaklaşım şunu söyleyebilir belki “Ne var canım bunda… Kadın, istediği gibi bir eş bulamadığı için çocuk sahibi olamasın mı? Annelik duygusunu yaşamasın mı?

Peki ya bu düşüncenin getirdiği sonuçlar gelecek nesillere “güzel” bir dünya bırakır mı?

Sperm bankasından edinilen çocuklar babalarını bilmediklerinden dolayı kardeşleriyle evlenmesi ! Kardeş olduklarını bilseler evlenirler mi?

Bu evliliklerden yüksek ihtimal doğacak sakat çocuklar güzel mi?

Ya çocuğun hakları ?

Bir kadının” annelik” duygusunu yaşama hakkı kadar bir çocuğunda babasıyla oyun oynama hakkı yok mu?

Görüyorsunuz, şu dünya da neden yaşadığmızı “güzel bir dünya bırakmak” gibi akılcı (hatta iyi niyetli ) bir zemine oturtsak bile dünya nasıl vahim bir hal alıyor…

Deistlerin başka bir yanılgısıda  aklıyla Tanrıyı bulan kişilerin otomatikman iyi/güzel insan olacağını ve her şeye saygılı davranacağını düşünmeleri…

Yani şunu mu düşünmeliyiz?

Bir deist  sevgilisine saygı duyacağı için onu asla aldatmaz,  hapishane de yatmasını gerektirecek bir suç işlemez ya da yaşadığı toplumun örf ve adetine ters davranmaz !

Geçmişte Hindistan da erkek öldüğünde karısını da yakıyorlardı… Eminim o dönem ki Hint erkeklerinin, eşlerinin kendilerinden sonra yaşamasını isteme-me-lerinin akılcı ! bir sebebi vardır…

Deist olarak bilinen bilimadamı, sanatçı vb ünlülerin biyografilerini okuyun lütfen…

İçlerinde  “Amaç, araçları meşru kılar” felsefesine inanan var mı ? Hatta  bu sebeple “insan canına” bile kıyan?

Deistler,  inandıkları bir kitap olmadığı için “evrensel” doğru anlayışı üretemezler.

Kutsal Kitaplar, iyiyi ve güzeli doğru zemine oturtmamızı sağlayan bir  nimettir…

………. Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Zuhruf suresi 63

c- Ölümden sonrası ?

Deistlere göre , hayata bakış açınız ve iç huzurunuza göre ölümden sonrasına kendiniz bir cevap buluyorsunuz…

Bu yüzden kimi deistler  ölümden sonra bir hayata inanırken, kimi ölünce tümden yok olduğuna inanıyor…

* Ölümden sonra “hayatın” olduğuna inanan deistlerin görüşünü inceleyelim…

Öncelikle şunu çok net söylemek lazım… Ölümden sonra bir hayatın (cennet, cehennem, reenkarnasyon gibi)  var olduğuna inanan  bir kişi deist DEĞİLDİR…

Nasıl mı? Lise de gördüğümüz gibi basit bir “MANTIK” önermesi kuralım…

–          Deistler, salt “aklın rehberliğine” inanırlar…Bunun dışında hiçbir veriyi (vahiy, rüya gibi) kabul etmezler…

–          Akıl ile ölümden sonrası bilineMEZ…

–          Ölümden sonra bir hayatın varlığına inanan kişi inancını “aklının rehberliğinde” oluşturMAmıştır…

–          O zaman bu kişi  deistliğin temel prensibi olan  “aklın rehberliği” ilkesine ters hareket etmiştir…

–          Demek ki deist değildir…

Ölümden sonra hayatın olduğuna “delilleri” nedir?

* Ölümden sonra “yokluk” olduğuna inananların görüşü…

 Deistler,  felsefelerini “doğa yasaları” üzerine kurarlar…

Önce evrene ve dünyaya bakarlar… Mükemmel şekilde işleyen bir “düzen” olduğuna kanaat getirirler… Doğadaki canlılar zaten kodlanmış olarak doğmuşlardır…

Gözlemleriyle Tanrının, evreni kaideler içinde yarattığına ve  müdahalede bulunmadığı sonucuna ulaşırlar…

Madem ki Tanrı doğaya müdahale etmiyordur, o zaman insana da müdahale etmeyecektir…

İnsanda diğer canlılar gibi yaşayacak ve ölecektir… Aslında insanın kendisini diğer canlılardan farklı ve özel sanması saçmalıktır!…

İşte deizm…

Tabiatı bir de  birlikte gözlemleyelim…

Siz hiç Irkçılık yaparak sadece ceylanları yemeyi kendine ilke edinen bir kaplanla karşılaştınız mı doğa da?

Koyuna dostça yaklaşan bir kurtla karşılaştınız mı? Ya da koyun postuna bürünen bir kurt gördünüz mü?

Niye bana yan baktın diye birbirini öldüren, toplu katliam yapan hayvanları?

Baskı ve şiddet yüzünden  göç etmek zorunda bırakılan bir kuş sürüsü gördünüz mü?

Yaşarken bir şeyi farketmiş olmamız lazım…

Kodlanmış olarak yaratılmayan ve doğa kanunlarına uygun davranmayan bir canlı var dünya da…

“İNSAN”…

Evet bir bitki için ölüm= yokluk tur… Bu kadar basit…

Ama insan?

Bu dünyada dolandırıcılık, hırsızlık yapan, cinayet işleyen ama bir sebeple adaletin elinden kaçan insanlar ölünce ne olacak?

Peki ya  tecavüz edilen, haksız yere öldürülen, hakkı gasp edilen mazlum insanlar ölünce ne olacak?

Ömrü boyunca tek vazifesi  çiçek açmak olan “akılsız” bir bitki ile, insanlara zulmeden “akıl sahibi” insanın ölümünü aynı mantıkla mı düşüneceğiz?

Deistlerin inandığı şekliyle evrene müdahale etmeyen Tanrı, kimin işine yaradı… Zalimin mi, mazlumun mu?

Böyle bir dünya da erdemli yaşamanın insana getirisi nedir?

Bir  hırsızla aynı kaderi paylaşacaksa insan, neden çalmasın?

Adaletsizliğin yapanın yanına kar kaldığı bir dünya da hiçbir şeye müdahale etmeyen  bir tanrının varlığına neden inanayım?  Ha ateist olmuşsun, ha deist?   ( Ateistler, tanrının hem zalime müdahale etmesini isterler hem de cehennem niye var diye sorarlar…Hem Allah bu dünyaya müdahale etmiyor derler, hem de Allah neden benim nasıl yaşayacağıma müdahale ediyor derler… Böylede çelişirler kendileri ile)

Kendi iradelerini sınırsızlaştırmak ve keyfi davranmak isteyenler , Allah’ın Arzını Allah’a Yasaklamak * isterler…

Çünkü bu hayatta yaşamak istedikleri hayatı ancak Allah’ı redderek yapabilirler…

 Andolsun biz size hakkı getirdik, fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz. Zuhruf suresi 78.

İnsanın Tanrının “sunduğu” dünya yerine, kendi “ kurduğu” dünyayı oluşturmasının sancılarını  ise Mehmet Öztaş; Deizm ve dini hayat adlı çalışmasında çok güzel açıklamış… (Okumanızı tavsiye ederim…)

3. Din niye var? Allah’ın bizim ibadet etmemize ihtiyacı mı var?

“  Deistlere göre  Yaratıcı, yüksek bir zeka ve deha sahibiydi. Kâinatta her nereye elimizi atsak, bilgi, irade ve seçme gerektiren icraatlarla karşılaşıyorduk çünkü. Fakat bütün bu olmuş olan olayların oluşabilmesi için sadece “bilmek” eylemi yeterli miydi?

İnsanlar da pek çok şeyi bilebilirlerdi ama bildiklerini uygulayacak “kudretleri, güçleri” yoksa, bu bilginin onlara sadece “bilmekten” başka ne faydası olabilirdi?

Elbette her bilinmesi gerekeni Sonsuz Dehasıyla bilen o Bilici, bildiklerini hayata geçirmek konusunda da oldukça yeterli görünüyordu… Çünkü kâinat ya da paralel kâinatlarda her ne istediyse istediğini yaratabilmişti ve yaratmaya da devam ediyordu…

Bu da onun “Sonsuz Gücünü” gösteren açık bir delildi.

Demek ki o Yaratıcı, Sonsuz Bilginin yanında Sonsuz Kuvvet’e de sahipti.

Ancak var olan ve olmaya devam eden her şey, sonsuz bir bütçe de gerektiriyordu…

Cebinde peş kuruşu olmayan birisinin bir hayır kurumuna milyonlar bağışlaması elbette imkansızdı.

Bunun gibi kâinatta görünen bütün bu değerler ve kıymetler de, O Yaratıcı’nın Zenginliğini ve de Sonsuz Cömertliğini gösteriyordu açıkça.

O Yaratıcı’nın bütün diğer Yüce özellikleri de elbette onun kâinat adlı sanat eserinden bakılıp, okunup öğrenilebilirdi…

Görmeyen bir Yaratıcı’nın müthiş güzel görünen çehreleri, çiçekleri ve diğer bütün görüntüleri ve bunları görebilecek gözleri tüm ayrıntılarıyla yaratabilmesi imkansızdı…

Yine duyamayan bir Yaratıcı, kulakları yaratamayacağı gibi, duyulacak bütün o sesleri de oluşturamayacaktı. Bizim kulaklarımızdaki frekans aralıklarını, dayanabileceğimiz derecedeki sesleri duyabilecek şekilde ayarlayamayacaktı mesela…

Şu sıralarda kuşların, yunus balıklarının, balinaların, kedilerin, köpeklerin ve diğer hayvanların dillerindeki –kendilerine göre konuşmalarındaki- sırları çözmeye çalışan bilim, pek çok alanda başarılara da imza attı. Elde edilen bilgilerle yunus balıklarını, bazı kuşları daha kolay sevk ve idare edebiliyorlar mesela…

İnsanoğlu da başlangıcı belli olmayan bir dönemden beri konuşuyor ve konuşmaya devam ediyor.

Zaten insana yerleştirilen aygıtlara baktığımızda, insanoğlunun konuşmaması saçma olurdu diyoruz.

Peki hayvanları kendi ölçülerinde ve insanları konuşma aygıtlarının doğal bir şekilde sevk etmesiyle konuşturan, hadi diyelim insanı öncelikle düşündürten bir Yaratıcı, konuşma eyleminin de ne olduğunu biliyor ve bu eylemi de hayvanlara; insanlara yerleştirdiği özel aygıtlarla oluşturtabiliyorsa, elbette konuşabilmelidir de…

Sonsuz bir bilgi, güç sahibi olduğu savunulan, sesleri ve bütün canlılardaki iletişim süreçlerini oluşturan bir Yaratıcı’nın “konuşamaması” oldukça garip olmayacak mıdır?

Biz buna beşeri bir özellik olarak algılanmaması için konuşma demeyelim de, daha genel manasıyla “iletişimde bulunma” diyelim…

İnsanlar uzayda olduğu iddia edilen hayali garip yaratıklarda bile bu özelliğin bir şekilde var olduğunu düşünürken, bütün evreni ve evrenleri var eden Yaratıcı’nın konuşamayacağını düşünmek saçma bir iddia olmayacak mı?

Onun bütün iletişim eylemlerini yaratıp sonradan konuşmanın ne olduğunu unuttuğunu ya da sonradan konuşamaz hale geldiğini iddia etmek de onu basit bir dilsiz Puta dönüştürmeyecek mi ve asıl Putperestlik de bu olmayacak mı?

Madem onun varlığını evrendeki sırları ve güzellikleri okuyarak anlayacağız, o halde O’nun evrendeki canlılarda yansıttığı bu “konuşma-iletişim kurma” özelliğini yok sayıp, kaçamak dövüşmeye hiç gerek yok…

Kabul edelim ki, o Yüce ve Sonsuz Deha aynı zamanda diğer varlıklarla “iletişimde” de bulunabiliyor, bizim anlayacağımız şekilde söylersek, “konuşabiliyor…”

O Yüce Yaratıcı’nın diğer bütün özelliklerinin yanında “konuşabileceğini-iletişimde bulunabileceğini” kabul ettikten sonra, dinler neden var sorusu da anlamsızlaşmış olacak?

En ufak bir canlı organizma bile etkiye karşı kendi ölçeğinde tepki gösterirken, Yaşam alanlarının en yüce boyutundaki o Varlık, konuşabilen, iletişimde bulunan bütün canlılara karşı bir tepki-cevap veremeyecek mi?

Mesela, görebilen, duyabilen, düşünebilen bu Sonsuz Yaratıcı, kendisini inkar eden, kendisini bırakıp putlara tapan, Onun evrendeki müthiş sanat eserlerini görmezden gelen insanlara “Ben Varım, Kainatı Ben Yarattım” diyemeyecek mi?

Bütün bu muhteşem kâinat ve saat eserleri, eğer takdir edici, beğenici şuur sahipleri tarafından okunmazlar, anlaşılmazlar ve takdir edilmezlerse, bütün bu varlığın ne anlamı olacak?

İşte o Sonsuz Deha sahibi Yaratıcı, sonsuz ilminden bekleneni yapmış ve İnsanı böyle mükemmel yarattığı gibi insanla (Hz. Adem’le) bilemeyeceğimiz bir şekilde iletişime geçmiştir…

İster buna meta-telepatik diyelim, istersek de biçimsel-formel bir konuşma diyelim, her ne dersek diyelim; O Yüce Yaratıcı, konuşabilen, konuşulanları anlayabilen bir Varlığı, yani İnsanı yaratmıştır ve herhalde onu oyuncak bir “konuşabilen bebek” olarak yaratmamıştır.

Ona yüce gayeler yüklemiştir.

Çünkü insan, evrende o Yüce Yaratının yarattığı bütün şeylerdeki düzeni, renkleri, ahenkleri, kokuları, sesleri, anlamları algılayabilecek mükemmel programlara sahiptir. Bu programları ona yükleyen programcı belli ki bir şey istemektedir…

Üstelik bu programlar Yaratıcı’nın bütün özellikleriyle de paralellikler arz etmektedir.

Kutsal Kitapların “Yaratıcı insanı kendi suretinde yarattı” hükmü de burada daha anlamlı olmuyor mu?

Okyanustan alınan bir damlada da okyanusun bütün özellikleri kendi küçük ve sınırlı mikyasıyla da olsa bulunmaktadır sonuçta. Bir denizin kirli olduğunu anlayabilmek için bilim adamları bütün denizi test etmezler… Onlar için birkaç damla yeterlidir…

Deistler de bugün Tanrı var diyebiliyorlarsa, bunu kendilerine konulan programın “Yaratıcının Varlığını İspatlayan” formüllerini doğru kullanabildiklerinden dolayı savunabiliyorlar.

Ancak bunu binlerce yıllık bir dini serüvenin ardından, bugün çok rahatlıkla söyleyebiliyorlar bütün o geçmiş dini inanışları inkar ederek ve o süreçlerin de kendi inançlarına hiçbir tesiri olmamış gibi. Zaten elçiler tarafından öğretilmiş bu inanışı kabulleniyorlar…” ***

* Allah’ın Arzını Allah’a Yasaklamak; Mustafa Özcan ‘ın bir yazısının başlığının adıdır…

*** 3. madde Oğuz Düzgün, izedebiyat.com sitesinden alıntıdır…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Yazılarım kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Deist olmak mantıklı mıdır? için 10 cevap

  1. Misafir der ki:

    Bir deist olarak yazınızı beğenerek okudum. İnançlara saygılı biri olduğunuz, “Müslüman değil bu, hain pislik” tadında takılan milyonlarca Müslümandan biri olmadığınız kesin. Bu hoşgörülü ve ılımlı tavrınız, saygılı tutumunuz özellikle etkiledi, söylemeden geçemeyeceğim…
    Deistler İslamdan etkileniyor olabilirler, ancak bunu kesin bir kurala bağlamak bence yanlış olur. Çünkü İslam dışında da tek tanrılı dinler mevcuttu. Gök tanrı inancı gibi…Hem, karmaşaya meydan vermeyecek biçimde ancak tek elden çıkarsa böylesine mükemmel bir düzen meydana gelebilir, yani tek tanrı inancına ulaşmak çok da zor değil..

    Deizm bir din olmadığına göre, kişiden kişiye değişmesi çok doğal..Hz.İbrahim gibi tanrıyı bulma esasına dayandığı söylenebileceği gibi, herkes bu üstün gücü kendi mantığına göre şekillendirebilir.. Mesela ben tanrının cebbar, kahhar gibi öfke ve azap edici sıfatları olduğuna inanmıyorum. Benim tanrım sadece merhamete haiz, cennet ve cehennem gibi uç noktalarda ödül ve mükafatlara sahip değil.. çünkü cehennem ancak psikopat bir tanrının cezası olabilir.. (çocukluğumuzdaki clementine adlı çizgi filmi hatırladım bir an) Ancak bu dünyada erdemli yaşamayan ve kasti olarak kötülük yapanların, aynı kötü olayları kendilerinin de yaşayacakları bir ceza sisteminin olduğuna inanıyorum… kısasa kısas yani, daha fazlası değil..tanrım üstün güce sahip olduğuna göre, bu şekilde bir dünyayı meydana getirip adaleti temin edecektir mutlaka…. tabii ki bunlar benim varsayımlarım, ben onu böyle hayal ediyorum, ahlaklı, erdemli yaşamaktan daha önemli bir şey olmadığına inanıyorum…
    Velhasılı, konuyla ilgili bir sorum olacak; kardeşlerin evlenmesi ve sakat çocuk dünyaya getirilmesiyle ilgili. Bizzat Hz.Adem ve Havva’nın çocukları ensest ilişki yoluyla çoğalmış ve bizler böyle meydana gelmişiz… bunu nasıl açıklıyorsunuz? Başka yolu olamaz mıydı, Allah neden bunu seçti?

    • Merve der ki:

      Ben de nazik tutumunuz için size teşekkür ederim… İzninizle yorumunuzdaki bazı ayrıntıları maddeler halinde detaylandırmak istiyorum…
      1. “Hem, karmaşaya meydan vermeyecek biçimde ancak tek elden çıkarsa böylesine mükemmel bir düzen meydana gelebilir, yani tek tanrı inancına ulaşmak çok da zor değil..” demişsiniz…

      Yazımda “akıl” sahibi her insanın mutlaka tek tanrı inancına ulaşacağını, bunun çok zor olmadığını anlattım…Ancak yazımda anlatmak istediğim ayrıntı şu idi…
      Sizinde cümlenizde bahsettiğiniz bir ayrıntı… “İslam dışında da tek tanrılı dinler mevcuttu. Gök tanrı inancı gibi…” demişsiniz…

      Evet İnsan Tek tanrı inancına ulaşır ama sapkın bir şekilde güneşi, göğü, yıldızları hatta bir boğayı da tanrılaştırabilir…

      Allah, peygamberleri aracılığı ile insanlara göğün kendisini değil, göğü yaratanı düşünmeyi öğretiyor… Adem as’dan beri…

      Bugün deistler, neden Kur’an da anlatılan Allah’ın sahip olduğu özellikte bir yaradana inanıyor? Neden Gök tanrı inancına sahip değiller ?

      2. Yorumunuzda “Deizm bir din olmadığına göre, kişiden kişiye değişmesi çok doğal..” dedikten sonra “ahlaklı, erdemli yaşamaktan daha önemli bir şey olmadığına inanıyorum…” demişsiniz…

      Peki size göre “ahlaksız” olan bir davranış (ya da yaşam şekli), başka bir deiste göre “ahlaklı” ise ? Herkesin “kendi ahlak” kurallarını uyguladığı, kişiye göre değişen ahlak anlayışının toplumsal sonuçları ne olur? bu dünyaya düzen mi getirir, kaos mu?

      Ahlak nedir? Deist ve ateistlerin cevaplayaMAdıkları bir soru bu… http://www.mervece.com/ateist-bir-musluman-kadar-ahlakli-olabilir-mi/

      3. Siz “Ancak bu dünyada erdemli yaşamayan ve kasti olarak kötülük yapanların, aynı kötü olayları kendilerinin de yaşayacakları bir ceza sisteminin olduğuna inanıyorum… kısasa kısas yani, daha fazlası değil.” Demişsiniz…

      a-) Örneğin Hitler… Bu dünyada nasıl bir “kısas” cezası yaşadı size göre?

      b-) Twıtter da 3 farklı deistte sorduğum bir soru var… Hiç biri cevap veremedi… Size de sorayım… Bir adam cinayet işledi bir çocuğu öldürdü ve adalete yakalanmadan bir hayat sürdü ve öldü… Ne olacak ?
      Sizin inanç sisteminize göre olayı değerlendirelim… Bu adamın çocuğu var ve kısas olarak o da öldürüldü… Bu durumda cezayı (öldürülme acısını ve korkusunu) çeken kim oldu? Çocuk mu? Cinayeti işleyen adam mı?

      Cinayeti işleyen adamın çocuğu yoksa ne olacak ? İşlediği suç cezasız mı kalacak?
      Vicdanınız size bu adama ne olacağını söylüyor?

      c-)”bu dünyada erdemli yaşamayan ve kasti olarak kötülük yapanlar” ne olacak size göre?

      4-) Öncelikle Böyle bir ceza sisteminin var olduğuna deliliniz nedir?

      Bu ceza sistemine inanıyor iseniz, insanların bu dünyada yaptıklarından ötürü cezalandırmaMAları gerektiğine de inanıyorsunuz demektir…Yani tecavüz edenler, cinayet işleyenler kendi hallerine mi bırakılsın? Hakim önüne çıkarılMAsınlar mı? Zaten kendileri cezalarını bulurlar mı? (Eğer adalet yargılamalı derseniz, bu durumda kendinizle çelişmiş olursunuz)

      5. Bizzat Hz.Adem ve Havva’nın çocukları ensest ilişki yoluyla çoğalmış ve bizler böyle meydana gelmişiz… bunu nasıl açıklıyorsunuz? Başka yolu olamaz mıydı, Allah neden bunu seçti?” sormuşsunuz…
      Sorduğunuz soru uzun bir cevap gerektiriyor… Şu anda “zina ve recm” ile ilgili bir yazı hazırlıyorum… Sonrasında bu konuda bir yazı hazırlayacağım inşallah… Bu konuyu, yazımı yayınladıktan sonra tartışalım inşallah…

  2. Lal der ki:

    Misafir olmaktan çıkayım en iyisi 🙂

    1. Bugün deistler, neden Kur’an da anlatılan Allah’ın sahip olduğu özellikte bir yaradana inanıyor? Neden Gök tanrı inancına sahip değiller ?

    Semavi dinlerdeki tanrı betimlemesi tabii ki akla yatkın. Bilimin desteği ile, yani bir boğanın ya da gökyüzünün tefsirini yapabildiğinizde, araç olduklarını gördüğünüzde, nasıl işlediklerine akıl sır erdirdiğinizde, tapılası güçler olmadıkları aşikar.. Bahsettiğiniz tapınma biçimleri halen daha dünyanın pek çok yerinde mevcut, ancak onlar da salt gelenekle buna inanmaya alıştıklarından böyle devam ediyorlar, ya da düşünme yeteneklerini açmadıklarından…
    Tanrı bilinmez bir üstün güç olduğunda, akıl sır erdiremediğimiz, bilmediğimiz bir Yücelik olduğunda, her türlü mucizeyi, yani bebeğin anne karnındaki oluşumundan doğanın düzenine kadar her şeyi O’nun bu müthiş gücüne bağlamak mantıklı oluyor. Ama Allah, bu konuda aradığım muhatap olamıyor maalesef.. Çünkü O daha önce de dediğim gibi, bir tek Laİlaheİllallah yüzünden yarattıklarına maymun, aşağılık yaratık gibi kötü sıfatlarla seslenebilen, yakmakla tehdit eden, insanları nedense sınama ihtiyacı duyup cehenneme yakıt yaratan bir tanrı…Ne gerek vardı dünyaya ve imtihana? Bilinmek istedi, tamam, melek yaratsaydı, kötülüğe meyletmeyecek insanlar yaratsaydı, gücü sınırsız, başka türlü varlıklar yaratsaydı da sınav falan koymasaydı? Neden bu zalimlik?
    2. Peki size göre “ahlaklıksız” olan bir davranış (ya da yaşam şekli), başka bir deiste göre “ahlaklı” ise ? Herkesin “kendi ahlak” kurallarını uyguladığı, kişiye göre değişen ahlak anlayışının toplumsal sonuçları ne olur? bu dünyaya düzen mi getirir, kaos mu?

    Ahlaktan kasıt bence gayet açık; tüm toplumlarda ortak sayılabilecek kriterleri kastediyorum.. Konfuçyüs’ün yaşadığı eski Çin toplumundan tutun da, Buddha’nın öğretilerine ve semavi dinlerin belirlediği kriterlere kadar, temel erdem kurallarını kastediyorum… Adam öldürmemek, hırsızlık yapmamak, kadına kötü gözle bakmamak, kötü niyetli ameller işlememek gibi temel şeyler.. Bugün Çin toplumunun yüzde 55’i ateist, ancak orada bayanların çoğu etek, mini etek, mini şort giymesine rağmen, bir tane erkek dönüp bakmıyor.. Uzunca bir süre orada yaşadığım için hep toplumsal tutumlarını incelemeye çalıştım.. Ama her sokağa çıktığımda gözlerime inanamadım. İşim gereği Arap ülkesinde de 3 yıl çalıştım; baş örtüsü zorunlu olmadığı halde, makyaj da yapan bir bayan olmadığım halde, erkeklerin bakışlarından rahatsız olduğum için çok kere baş örtüsü taktım.. Demek ki ahlakın dinle çok büyük bir ilgisi yok. Bu sadece bir örnek, daha anlatabileceğin çok şey var Çin’deki ahlak anlayışının güzelliğiyle ilgili.. İslam Libya’ya çok şey öğretmemişti ama Çin toplumu ateist olduğu halde ister devlet kanunlarının baskısıyla olsun, ister kültürlerindeki öğretilerle olsun, erdemi ve ahlakı çok güzel öğrenmişti.
    Herkes kendi ahlak anlayışını zaten koyamaz, devlet var, o zaten gerekli kuralları koyuyor uygulayamayacak olanların önüne geçmek için..

    3. “bu dünyada erdemli yaşamayan ve kasti olarak kötülük yapanlar” ne olacak size göre?

    Siz mesela, Allah’ın cehennemde neye göre yakacağını biliyor musunuz? Tamam kim ne yiyecek ne içecek, ya da Adn cennetine kim gidecek Firdevs’e kim gidecek vb. bazı temel şeyler bellidir de, siz nasıl tecelli edeceğini biliyor musunuz adaletin? Bu size nasıl bir muammaysa, bana da muamma… Tıpkı sizin gibi, bu noktada tanrımın ilahi adaleti bunu çözecektir deyip geçiyorum. Buna kafa yormam mümkün değil…İslamiyette bunun üzerine bir de bir gece şu duayı oku 1000 sevap al, Kabeyi tavaf et şu kadar günahın affedilsin, Kadir gecesinde ibadet et şuna şu kadar ecir gelsin vb. ile bu hesap içinden çıkılmaz bir hal alıyor.. Benim Allah’ımın işi daha kolay 🙂
    Nasıl İslam’da her şeyi süper mantıkla açıklamak mümkün değil; çünkü o mantık değil, teslimiyet dini… Ben de bu konuda hikmetine akıl sır erdiremeyerek, ama yapacağından emin olarak bu maddeyi geçiyorum. O üstün güç, adaleti mutlaka sağlayacaktır…
    4. Öncelikle böyle bir ceza sisteminin var olduğuna deliliniz nedir?
    Bu ceza sistemine inanıyor iseniz, insanları bu dünyada yaptıklarından ötürü cezalandırmaMAsı gerektiğine de inanıyorsunuz demektir…Yani tecavüz edenler, cinayet işleyenler kendi hallerine mi bırakılsın? zaten kendileri cezalarını bulurlar mı?

    Böyle bir delilim elbette ki yok; mantığım bunu söylüyor. Zaten yukarıdaki maddeyle cevapladım kendi düşünce biçimimi.
    Dünyadaki cezayı devlet sistemleri koyuyor. Eski çağlarda da toplum dışlıyordu. Kendilerinin cezayı bulması konu dışı.
    5. Konuyla ilgili yazınızı merakla bekliyorum
    Selamlar

    • Merve der ki:

      Lal hanım;

      1-) “Bilimin desteği ile, yani bir boğanın ya da gökyüzünün tefsirini yapabildiğinizde, araç olduklarını gördüğünüzde, nasıl işlediklerine akıl sır erdirdiğinizde, tapılası güçler olmadıkları aşikar..” demişsiniz…

      Peki bilimin desteği olmayan toplumlarda, peygamberlerin çıkıp “boğaya tapmayın” demesini ve sırf bu sebeple verdikleri mücadeleleri nasıl yorumluyorsunuz?

      Sizin Tanrınız sadece bugünün değil, geçmiş çağlarında Tanrısı ise; insanların boğaya tapmasına, ya da geçmiş toplumlarda örneğini gördüğümüz gibi “insanların hatta çocukların güya tanrı adına kurban edilmesine” sessiz mi kaldı?

      “Bahsettiğiniz tapınma biçimleri halen daha dünyanın pek çok yerinde mevcut, ancak onlar da salt gelenekle buna inanmaya alıştıklarından böyle devam ediyorlar” demişsiniz…

      Kur’an bu gerçeği vurguluyor…

      “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, «Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız» dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler? bakara suresi; 170

      Ayette “Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?” deniliyor…

      Sizce Tanrı bu durumdaki, yani doğruyu bulamamış insanlara “doğruları” anlatmayacak mıydı?

      2-) “ Ama Allah, bu konuda aradığım muhatap olamıyor maalesef… Çünkü O daha önce de dediğim gibi, bir tek Laİlaheİllallah yüzünden yarattıklarına maymun, aşağılık yaratık gibi kötü sıfatlarla seslenebilen, yakmakla tehdit eden, insanları nedense sınama ihtiyacı duyup cehenneme yakıt yaratan bir tanrı… Ne gerek vardı dünyaya ve imtihana?…. sınav falan koymasaydı? Neden bu zalimlik?” demişsiniz…

      Peki size göre sizin inandığınız tanrı ne amaçla yarattı sizi? Yaşanan sıkıntıların sebebi nedir?

      Anneniz ve babanız bu dünyanın zevk ve sefadan ibaret olmadığını, acıların ve sıkıntılarında olduğunu biliyordu değil mi?

      Peki aileniz zalim mi, bunca acıların yaşandığı bir dünyada çocuklarının olmasını istediler ve sizi dünyaya getirdiler?

      Çin örneğini vermiş, %55 ateist olduğunu söylemişsiniz… Dünya da en çok nüfusa sahip ülke Çin… Sadece tek çocuk yapabilme hakları var… Peki bu ülkede ki Ateist ve deistler, neden çocuk sahibi oluyorlar? Neden bu zalimlik?

      Ateist ve deistler çocuklarını neden okula gönderiyorlar? Çocukları yan gelsin yatsın, sınav falan da olmasın?

      Çin’in en basitinden spor müsabakası olan olimpiyatlara çocukları nasıl hazırladığını izlediniz mi?

      3-) “Ahlaktan kasıt bence gayet açık; tüm toplumlarda ortak sayılabilecek kriterleri kastediyorum..” demişsiniz… Sonra da “Adam öldürmemek, hırsızlık yapmamak, kadına kötü gözle bakmamak, kötü niyetli ameller işlememek gibi temel şeyler.. Bugün Çin toplumunun yüzde 55′i ateist, ancak orada bayanların çoğu etek, mini etek, mini şort giymesine rağmen, bir tane erkek dönüp bakmıyor..” demişsiniz…

      Bu mudur ahlak kriteriniz… Mini eteğe bakıp bakmamaları mı?

      Çinde uzunca bir süre yaşamışsanız “ Uygur Türklerine” yapılanları da biliyorsunuzdur… http://www.sabah.com.tr/Dunya/2013/06/27/uygur-turklerine-yine-huzur-yok

      “Çin işkencesi” tabirini de duymuşsunuzdur…

      Çinde yaşayan bir tanıdığımız da anlatmıştı…Kendim ayrıca izlemiştim kedi ve köpek eti yediklerini…

      İnsanın neyi yiyip, neleri yemeMEsi gerektiği Kur’an da anlatılıyor…

      Ya siz neleri yemeniz, neleri yemeMEniz gerektiğini nereden biliyorsunuz?

      Sizde Çin de Kedi ve köpek eti yiyor muydunuz? Yemiyorsanız neden yemiyordunuz?

      “Çin malı” diye de bir şey var… Çinde üretilen oyuncaklar kanserojen madde içerdiği için toplatıldı hatırlar mısınız?… Çin vazgeçti mi bu şekilde üretim yapmaktan? Hayır? Yasakladı mı? Hayır? İnsanın sağlığı ile oynamak, hırsızlığın bir çeşidi değil mi?

      Demek ki tüm ülkelerde evrensel dediğiniz kriterler geçerli değil… Ahlakını çokça övdüğünüz ülkede bile…

      Farklılıklar dikkat çeker… Fimlere bile konu olmuştur… Köyde, şehirli giyinene; şehirde köylü giyinene “farklı” geldiği için bakılır… Örneklemeleriniz yanlış olmuş… Farklı bir kültürün kıyafeti ile Çin de dolaşaydınız onlar da size bakarlardı…

      4-) “Siz mesela, Allah’ın cehennemde neye göre yakacağını biliyor musunuz?” demişsiniz…
      Elbetteki… Günahlar belli…

      “Dünyadaki cezayı devlet sistemleri koyuyor.” demişsiniz… Kendinizle çelişmişsiniz…

      Madem ki Tanrınızın mutlaka bu dünyada kötüyü bir şekilde cezalandıracağından eminseniz, neden ayrıca devlet sistemi eliyle yargılama olması gerektiğine de inanıyorsunuz?

      Siz ilk yorumunuzda cennet ve cehenneme inanmadığınızdan bahsetmiştiniz…

      Şimdi de “Dünyadaki cezayı devlet sistemleri koyuyor” diyorsunuz…

      Ben size Hitler i sordum… Bu dünyada devletin ona koyduğu bir ceza olMAdı… Kısas olarak ne yaşadı diye sordum size?
      Hitler’in dünyada yaşadığı ve yaşayacağı hangi olay, binlerce insanın yakılarak öldürülmesine kısas olurdu diye soruyorum… Siz Muamma diyorsunuz?

      Tanrınızın, Zalimi nasıl cezalandıracağını bilmiyorsunuz !

      Kısasa kısas kriterleriniz nedir? Bu dünyada Bin canı öldüren nasıl bir kısas yaşayacak, bir canı öldüren nasıl bir kısas yaşayacak? Birine tecavüz eden nasıl bir kısas yaşayacak?

      Yaptığından zerre pişmanlık duymadan yaşayan seri katiller var… Bu adam adalete yakalanmadan öldü ne olacak diyorum ? (Bu konuda Gerçek olaylardan uyarlanan filmler var)

      Bu sorularımın hiç birine cevap veremiyorsunuz…

      Sizin kendi mantığınızla oluşturduğunuz Tanrı, zalimden yana…

      Oysa Her şeyin bir sınırı vardır… Merhametin bile…

  3. serkan selimoğlu der ki:

    Tek bir Tanrı varsa tek bir Din olmalıdır.Tanrı bu dini indirirken ve hatta korurken insan diline ve kırtas edilmiş mushaflara mahkum etmez.Ben böyle bir Tanrı’ya inanıyor ve güveniyorum.
    İnsanlar asla Din oluşturamazlar.Var olan Hak dini ancak tahrif edebilirler.

    Bunu anlamak için ise , bilimsel olarak insan beyninin çalışma prensibini çok iyi anlamak lazım. En son yapılan bilimsel araştırmalara göre insan beyni çalışma sistemi , 5 duyu organına yani ( görme işitme dokunma koklama tatma ) bağlı çalışmaktadır.
    Yani ispatlanmıştır ki insan beyni prensip olarak bu 5 duyusuyla algılayamadığı bir şeyi tasavvur edemiyor , tasavvur edemeyince modelleyemiyor modelleyemeyince isim koyamıyor ve isim koyamayınca da nesilden nesile aktaramıyor.

    ben söylemiyorum Bunu çoğu ateist olan bilim adamları söylüyor.

    Daha iyi anlaşılması için örnek vereyim . Tamamı doğuştan körlerle dolu izole bir ada düşünün . Bu adada Renk diye bir kavram olur mu ?
    Olmaz tabi ki ; nedeni ise rengi körlerin 5 duyularının her hangi birisiyle algılayamamalarıdır. Algılayamadıkları içinde onlar için böyle bir kavram yoktur.
    Peki böyle bir adada yani doğuştan körlerle dolu bir adada renk diye bir kavramın olması neye işarettir ? Tek bir şeye işarettir dışarıdan gelen gören birisinin onlara bunu söyleyip anlatmasına .

    Bakın elinde bir Kur’an mushafı olmayan MÖ 4. yy yaşamış olan Lao Tzu ne diyor:

    “bütün bu iyilik ve vazife muhabbeti dinleyenleri rahatsız ediyor – bunlar yerine yerin ve göğün sonsuz döngülerini, güneşin ve ayın ışıklarını, yıldızların sıra sıra dizilerini, kuşların ve hayvanların sürülerini, ağaçların ve bitkilerin ise yerlerini nasıl sürdürdüklerini çalışmalısın.

    adımlarını içsel güce dayanarak atmak, doğanın çizdiği yolu takip etmek için bunları da öğrenmelisin. ve böylelikle iyiliğin ve vazifenin önemini anlatmaya ihtiyaç duymayacaksın.

    kuğu, beyaz kalmak için her gün yıkanmaya ihtiyaç duymaz.”

    Selam ile.

  4. tolga der ki:

    Yazılarınızı okudum fakat ben farklı konudan yaklaşacagım.Ben 4 kutsal kıtabı okumuş bir deist im.4 kutsal kitapda yani 3 semavi din de ortak bırçok nokta olduğu gibi insanlık tarıhı hakkında da ortak nokta vardır.Semavi dinlere göre ilk insan ortalama 6-10 bın yıl arasında yaratılmıştır okuyan araştıran görebılır.Lakin bize tıpa tıp benzeyen afrika da bulunan insan fosılı 200 bın yaşında bakın burada evrim teorısı hakkında hiçbir şey bahsetmıyorum bize tıpa tıp benzeyen ınsan fosılı 200 bın yaşında .Ayrıca tarıh derslerinde görmüşüz dür ilk insanlar mağaralarda yaşamıştır peki hangi kutsal kıtap ve din alimi hz adem i ve çoçuklarını mağaraya sokmuştur 🙂 Yani ne demek istediğimi anlayın.Kısaca aklını kullanan araştırır ve göreceği tek şey dınler birer insan ürünü dür gerçek olan sadece tanrı nın kendisi dir….

    • Merve der ki:

      siz şimdi aklınızı “kullandığınızı” iddia ediyorsunuz ?

      Oysa ben kullanmadığınızı iddia ediyorum… ne aklınızı kullanıyorsunuz, ne de vicdanınızı dinliyorsunuz…

      “Semavi dinlere göre ilk insan ortalama 6-10 bın yıl arasında yaratılmıştır ” demişsiniz… Kur’an da nerede yazıyor ilk insanın yaratılma tarihi ?

      1. Aklınızı kullanıyor olsanız, en azından “bilime” inanıyor olsanız zaten ne ateist ne de deist olmanız mümkün … şu kitabı (Fosilleri ! vb bir de buradan)okuyun… “Hani tanrı ölmüştü ” yazarı : Lee Strobel …

      2. Vicdanınızı da dinlemiyorsunuz… Şu soruma cevap verebilen bi deist hala yok… Cinayet işlemiş ve ömrü boyunca ceza almamış birinin ölümü ile hayatı boyunca hiç kimseyi incitmemiş birinin ölümü aynı mı olacak? Vicdanınız ne diyor?

      Deizm, insan ürünüdür… ve bu sebeple hayatla ilgili felesefesi yoktur… örneğin, Bir deist için köpek eti yemekte bir mahzur yok iken, başka bir deist için bu korkunç ve düşünelesi bir şey bile değildir…

      işin enteresan tarafı, her ikisinin de kendisini “deist” olarak tanımlamalarıdır…

      bu iki deist bir şekilde tanıştılar diyelim… birbirleinin deist oldularını öğrendiklerinde mutluluk duydular… insan, kendisiyle aynı fikirde olan insana hemen yakınlık duyar çünkü…

      sonra birbirlerine neleri yemeyi sevdiklerine sordular…ve sonuç !

      köpek eti yemeyen deist, diğerine yaptığının “korkunç” olduğunu neye göre izah edecek?

      ya da diğeri bunun sıradan hayvanlar gibi yenilebilir olduğunu neye göre izah edecek?

      delilleri ne olacak?

      İnsan ürünü olan bir şey böyledir işte… ne “iyi” olanı, ne de “kötü” olanı tarif edebilir…ne de bunları doğru bir zemine oturtabilir…

      ve siz insanlara ne iyiyi, ne de kötü olanı anlatamayan, daha doğrusu bunların tarifini bile yapamayan, iyiyi tarif edemediği için “iyi insan” olmanın bir hedef olmadığı ve bir getirisinin de olmadığı, niye bu dünyaya geldiğinizi anlatamamış, size yaşama amacı vere-me-miş bir şeyi kendinize inanç olarak seçiyorsunuz ve bana mantıklı olduğunuzu söylüyorsunuz…

      halinize o kadar üzülüyorum ki…

  5. Engin der ki:

    Bir ”Yaratıcı” olduğu kesin.

    Fakat dünyayı yaratıp artık ilgilenmemekte olabilir veya başka şeylerle uğraşıyordur yada bizi izliyordur ne yapıyorlar diye?
    Onun için kolaydır ve hiç umrunda olmayabilir bu ona bir zarar getirmez. Aksinide kanıtlayamazsınız.

    Diğer görüşe göre,

    Allah, insanı ona ibadet etsin diye yarattıysa, neden ihtiyacı vardır buna, egosunu tatmin etmek içinmi?
    Oysaki Allah’ın hiç bir şeye ihtiyacı olmadığı bilinir.
    Allah kimseye dayanamayacağı kadar yük yüklemiyorsa neden afrikada çocuklar açlığın en son seviyesindeyken ölüme gitmektedir?
    Yada intihar eden birisinin artık daha fazla dayanamadığı için intihar ettiği doğru değilmidir?
    Dayanabilirdi ama intihar etti demeyin, bu ciddi bir durum.

    İnsanın verdiği kararlar çevresindeki koşullara göre şekillleniyor, Çin örneğindeki gibi.
    Sınav mantığında ise insanın aklını ve zekasını kullanması gerekiyorsa, insanın aklı ve zekası kendi tasarımı değildir ve çevresi, boyu, dış görünüşüde kendi seçimi değildir.
    Herkesin algıları ve yetiştiği ortam birşeyler öğrendiği yer farklıdır.
    Bu durumda herkes için adil bir sınav durumumu söz konusudur?

    Siz aynı ortamda robotlar yapsanız onları bazı kararlarında sonsuz bir azaba mahkum edermisiniz?
    İşin kökünde onları siz yaptınız bu sizin suçunuzdur.

    Bu dünya ortamında yok olmayı istesem, uykudayken bilincimin olmadığı gibi.
    Ne cennet nede cehennem istesem.
    Mantıklı olmazmı? Doğmadan önce neyse o.

    • Merve der ki:

      Hayır aksini kanıtlayabilirim…

      Konuyu John c lennox, (Aramızda kalsın Tanrı var, adlı kitabın yazarı) verdiği bir örnek ile izah edeyim…

      1. Diyelim ki birisi kek yaptı masaya getirdi… Masada fizikçi, kimyager veya matematikçi oturuyor olsun… Hepsi kekin içindekiler ile ilgili kendince bize bir şeyler sunabilirler…

      Ama hiç biri şunu bilemez…

      Kekin pişirilme sebebi nedir ?

      Bunu ancak keki yapan kişi söyleyebilir…

      “evrene bakıp bir çok fiziksel ve astronomik olayın bizim faydamıza olacak şekilde birlikte çalıştıklarını anladıkça, evren sanki bizim gelişimizi hep bekliyordu gibi görünüyor” Fizikçi Freeman Dyson…

      “ bizim bu evrendeki varlığımızın kör talihin bir cilvesi, tarihi bir tesadüf ya da dev kozmik dramada kazara meydana gelen bir şey olduğuna asla inanmam. Bizim evrene gelişimizin çok derin bir anlamı olmalı…Buraya gelmemiz gerçekten planlanmış” Paul Davies

      Evet… Bu dünyayı akıl gözüyle incelediğimizde her şeyin insan için, mükemmel derecede yaratıldığını gözlemleyebiliriz…

      O zaman şu soruyu sormamız lazım…

      Bu dünyada yaratılış amacımız nedir ? Neden buradayız ?

      ve Bu sorunun cevabını bize ancak “bizi yaratan” verebilir ?

      2. Keki pişiren kişiye, keki hangi sebeple pişirdiğini sorduk diyelim…

      Bize cevap olarak “ yeğeni için “ yaptığını söyledi…

      Oysa biliyoruz ki yeğeni yok… Bu durumda biz “aklımızı kullanarak” onun yalan söylediğini anlayabiliriz…

      Demek ki verilen “bilgi” ile “akıl” örtüşmeli…

      Ateist ve deistler “yaratılış amacım nedir” sorusuna cevap veremezler… Bu konuda “bilgi” olarak sunabilecekleri bir argümanları yoktur…
      Konuyu yine bir örnek ile açıklarsak…

      * insan susadığında su arar, bu bir “ihtiyaçtır”… İnsanın bu ihtiyacına karşılık dünyada su hiç yaratıl-ma-mış olsaydı bu mantıksız olurdu…

      * Madem ki belli bir yaşa gelen her insan “neden buradayım” sorusunu soruyor… Demek ki bu sorunun cevabı insan için bir “ihtiyaç”… (su beden için ne kadar önemli ise, bu sorunun cevabı da insanın hayattaki anlam arayışı için bir o kadar önemlidir)

      * Bir ihtiyaç var ise, su örneğinde olduğu gibi bu ihtiyacı giderecek bilgi de yaratılmış olmalı…

      * Bu soruyu mantıkla izah edebilen “insan” yoktur…

      * Madem ki bu soruyu “ insan” cevaplandıramıyor, o zaman bu soruyu cevaplayabilen Kur’an-ı Kerim “insan eseri” olamaz…

      İnsanın cevap veremediği bir konuda, insanın bu konuda ki ihtiyacını bilip, Kur’an-ı Kerimin bu konuyu açıklaması dahi , Kur’an’ın Allahdan geldiğinin delilidir…

      Kur’anı kerim 150 ye yakın ayette insanları “akıllarını kullanmaya” davet eder… Akla, vicdana, adalete vb ters düşen hiçbir ayet Kur’an ı Kerimde yoktur…

      Bunun aksine ateist ve deist inançlar Kur’an ı kerim ‘i sadece reddetmekle kalmakta, bu ve birçok yazımda da anlattığım gibi reddetikleri islamın yerine akla, vicdana, adalete uygun düşen hiçbir sistem ortaya koyama-mak-tadırlar…

      Yani “akıl” ile düşündüğümde ateist ve deist inançların bana sunduğu “bilgi” , aklım ile örtüşmüyor…

      Ancak Kur’an da verilen bilgi (vahiy) ile aklım, vicdanım örtüşüyor…

      3. Sanırım siz robotlar yapsanıydınız, sadece iyi olmalarını, içlerinde kötülüğe dair hiçbir şey olma-ma-sını tasarlardınız..

      O zaman “özgür” bir robot yap-ma-mış olacaktınız… Çünkü onun yerine seçimi yapan sizsiniz…

      Peki…

      Adaletli olmak, herkesi istediği seçimleri yapabilecek özgürlükte bırakmak değil midir ?

      İnsanları özgür bırak-ma-mış olsaydı, Allah adil olur muydu ?

      Özgür yaratılmış olmak sizin için değerli değil mi…

      Robotun bütün davranışlarını sizin belirdiğiniz bir dünyada, robota “akıl” vermenizin bir anlamı olur muydu ?

      Ya da kötülüğün olmadığı bir dünya da akıl sahibi olmanın bir anlamı olur muydu?

      Hem evrenin hem de insanın mükemmel yaratılması, diğer canlılardan farklı olarak akıl verilmiş olması, insana verilen değeri göstermiyor mu ?

      Akıl sahibi yaratılmış olmak da sizin için değerli değil mi ?

      Belki de sizin olmasını istediğiniz dünyada yağmur, kar, güneşe de yer yoktur… insanlar üşümemeli, sıcaktan etkilenmemeli… o zaman sizin tasarladığınız dünyada fizik ve doğa yasalarına ihtiyaç olmayacaktı.. Dolayısıyla bilime

      Böyle bir dünya da yaşamanın anlamı olur muydu ?

      İnsanlar iyiyi ve kötüyü kendi iradeleri ile seçerler… Geçmişte yaşamış ve şuan yaşamakta olan bir çok zalim var…

      ***Birileri istiyor diye Allah, hak etmedikleri halde, amaçları sonsuza kadar zevk sürmek olan kişileri neden direkt cennetine yerleştirsin?

      Tanrı niçin sırf birileri zevk alsın diye yaratmaya mahkum olsun ?

      İnsanın “biz hiç var olmasaydık bizim için daha iyi olurdu” demesi, hiçliği idrak etmediğimizden ve hiçlikte var olup da şu andaki varlığımızla onu kıyaslamamız imkansız olduğundan, son derece saçma değil mi ? “***

      4. Evet herkes için adil bir durum söz konusudur…

      Allah insanları imtihan sebebiyle yaratmıştır…

      Ancak bu imtihan, kişinin “takvaya” ulaşması ile alakalıdır…

      En güzeller ya da en yakışıklılar cennete girecek olsa idi, herkes aynı yaratılmadığı için adil bir sınav olmazdı…

      Ancak bu sınav, “takva” sınavı…

      İnsanların “zeka” yapısı farklıdır ama insanlar “akılsız” değildir… Mesela ben bir astrofizikçi kadar zeki olmayabilirim ama “akıllıyım”…

      Akıl yoksa, zaten dinen sorumlulukta yoktur… Çinlilerin akılsız olduğunu kim iddia edebilir…

      Akıl, insanlar arasındaki bütün farklılıkları eşitler…

      Bunu şöyle düşünebilirsiniz…

      Maratoncular stadyumlarda koşuya başlarken hepsi aynı sırada koşuya başlamaz… Kimisi biraz önde, kimisi biraz geride başlar…

      İşin matematiğini bilmeyen birisi bu görüntüye bakıp, bu yarışın adil olmadığını düşünebilir…

      Ancak işin matematiğini bilen, koşucuların düzlükteki bir noktada şartlarının eşitlendiğini, herkesin eşit noktada başlamasının eşitsizlik olduğunu bilir…

      Hz Musa ve bilgin kul kıssasını bilirsiniz… Hz Musa meselelerin hakikatine vakıf olamadığından dolayı bilgin kul ile yolculuğunda sabır gösterememiştir…

      5. Ateist ve deistlerin ;

      ***“Tanrı’nın buyruklarına itibarları yoksa, o zaman şikayetlerini ya da itirazlarını, Tanrı yerine, bizzat tüm kötülüklerin yaşandığı mekan olan tabiata arz etmeli değiller mi? Tanrı iyilere cenneti, kötülere ise cehennemi vaat ediyor.

      Eğer bu onların derdine deva olmuyorsa, hiçbir şey vaat etmeyen bilinçsiz ve iradesiz bir tabiat nasıl deva olacak?
      ***

      Açlık ve intihar ile ilgili sorunuz için bu yazımı okumanızı rica edeceğim… http://www.mervece.com/allah-kendisine-inanmayan-iyi-insanlari-neden-cehenneme-atiyor/

      *** arasındaki kısımlar Metin Özdemir’in “Kötülük problemine eleştirel yaklaşım” adlı makalesinden alıntıdır…3 ve 4. maddelerde de örneklerinden yararlandım…

  6. Gordon der ki:

    Deistim
    “b- Dünyaya neden geldikleri ?

    Deistlerin en çok da bu soruyu verdikleri cevap şaşırttı beni… bu soruyu gelecek nesillere güzel bir dünya bırakmak için yarattı diyerek cevaplandırıyorlar…”

    Bu tezinize de katılmıyorum.Gerçek bir deistin hiçbirşey umrunda değildir.Ateistliği benimseyemeyen , aklının ona bir yaratıcı olması gerektiğini söyleyen kişilerdir deistler.Dinleri mantıklı bulan bir kişi deist değil dindardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.