Allah, kendisine inanmayan iyi insanları neden cehenneme atıyor ?

 

 

  1.      Kötü” nedir? İyi insanlar dediğimiz kimler? İnsan, neleri yaptığında “iyi insan” olarak değerlendirebilir?

Daha anlaşılır olması açısından konuya bir örnek ile başlamak istiyorum… Bu örneğin sonunda size şu soruyu soracağım…

Thomas Robert Malthus, iyi biri mi?

Thomas Robert Malthus kim, önce biraz tanıyalım…

1789 yılında, nüfus bilimi için çok önemli kurallara imza atan çalışması, “Nüfus Artışı Hakkında Araştırma”yı yayımladı. Daha sonra 1803 yılında bu eserini gözden geçirip tekrar yayımladı. Çalışması büyük yankılar uyandırmış ve birçok yeni tartışmaya neden olmuştur. Fikrinin temeli şudur: uygun şartlarda herhangi bir kısıtlayıcı faktör (salgın vb.) yoksa Nüfus geometrik dizi biçiminde artar (2, 4, 8, 16, 32, 64, …), oysa besin maddeleri aritmetik dizi biçiminde artar (1, 2, 3, 4, 5, 6, …).

Malthus geç evlenmek, az sayıda çocuk sahibi olmak vb. hareketlerin teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Yine Malthus’a göre toplumsal sefaletin en büyük nedeni alt sınıflardı ve bu yüzden bu tür bir nüfus planlaması üst sınıflardan ziyade alt sınıflara uygulanmalıydı. Fakir halk kesimlerine yapılan (özellikle kamusal) yardım programlarına karşı çıkmıştır. Her türlü toplumsal müdahaleye ve yardıma muhalif olmuştur.wikipedia

Malthus ‘un nüfus teorisi kısaca şunu öngörüyor…

İlerde ortaya çıkabilecek açlık ve sefaleti önlemek için özellikle fakir halk kesimlerine nüfus planlaması uygulanmalı… Fakirlere yardım yapıl-ma-malı…

Şimdi…

Malthusu “neye” göre değerlendireceğiz?

İlerde açlık ve sefaleti önlemeye, gelecek nesilleri kurtarmaya çalışan bir kahraman mı?

Fakir insanlara yardım edilmesine karşı çıkan bir zalim mi?

Hangi bakış açısı ile bakacağız?

Fakir insanlar açından bakarsak Malthus, iyi biri midir?

Zengin (zenginliğini gelecekte de garanti altına almak isteyen)ler açısından bakarsak Malthus, iyi biri midir?

Malthus, kime göre iyi, kime göre kötü?

Teorisini, matematik önermelerine dayandıran bir araştırmacı var karşımızda…

Malthus’un iddiasının sağlamasını ne ile yapacağız?

Soruların cevaplarına geçmeden önce son bir bilgi paylaşmalıyım sizlerle…

Malthusçuların 20. yüzyıl için öngördükleri sefalet ve kriz (aşırı nüfus artışı karşısında yetersiz gıda üretimi) yaşan-ma-mıştır…”  wikipedia

Demek ki O dönemde Malthus’un fikirlerine inanıp, fakir insanlara yardım et-me-yen kişiler yok yere o insanlara “zulmetmiş” oldular…

Ne acıdır ki bugün hala Malthus’un fikirlerine inanan insanlar var…

Hatta onlar biraz daha büyük düşünüyorlar…

Dünyanın geleceğinde açlık ve sefalet korkusu yaşanacağı endişesi ile gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin yok olması gerektiğine inanıyorlar…

Bunun içinde insanların genleri ile oynayarak, kısırlaştırıcı yiyecekler (GDO lu yiyecekler ile ) üreterek, açlık ve sefalet çeken ülkelere aldırış etmeyerek, insanlığın geleceğini kurtardıklarını düşünüyorlar…

Şunu çok iyi anlamamız lazım…

Çoğu insan “kötülüğü”, yaptığının “iyi” olduğuna, doğru olduğuna inandığı için yapıyor…

Neden bunu yaptın diye sorsanız, hepsi kendince öyle bir açıklama yapar ki haklı olduğunu bile sanabilirsiniz…

İnsanlardan öylesi var ki, dünya hayatıyla ilgili sözleri seni hayran bırakır. İçinde olana da Allah’ı şahit tutar. O yaman bir düşmandır.

  İş başına geçti mi, ortalığı karıştırmak, kaynakları yok etmek ve nesilleri bozmak için gayret gösterir. Allah bozgunculuğu sevmez.

 Ona:“Allah’tan kork!” denilince günahıyla övünmeye başlar. Onun hakkından ancak cehennem gelir. Orası ne kötü bir yerdir!.” (Bakara 2/204-207)

Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.” Kehf suresi ;10

Kendince güzel iş yaptığını sanan ve Malthus’tan daha çok tanınan bir örnek var…

Hitler

Ve onun inandığı “Üstün ırk” fikri…

Dünyanın geleceği için, milleti için “ iyi olanı” yaptığına inanıyordu… Engellileri, aşağı ırk olarak gördüklerini öldürürken gelecek adına iyi bir iş yaptığını sanıyordu

Buna inanan elbette sadece kendisi de değildi…

O dönemde birçok bilim adamı bu amaç uğruna “insanlar üzerinde” deneyler yaptı…

Ne oldu da birçok “aklı başında” insan, (ki bu kişilerin en yakınlarınca iyi aile babası, iyi komşu, “iyi insan” olarak tanımlandığını da unutmayalım) Hitler’in emirlerini uyguladı ?

Çünkü doğru olanı yaptıklarına inanıyorlardı…

Malthus, açlık ve sefalet korkusu ile hareket ediyordu..

Hitler, başka korkular ile hareket ediyordu…

Kendince doğru iş yaptığını sananlara bir örnek daha var…

Ateist ve Deistler

Ateistler, tanrı yok diyerek; Deistler de , tanrı evrene müdahale etmiyor diyerek sekülerizme (Dünyevilik) sebep oldular…

Sekülerleşme, insanın yaşamını düzenlerken dini olguları bırakıp, dünyevi olgulara yönelmesidir..

Dünya işlerine dini karıştırmayıp, dünyayı kendi heva ve heveslerine göre şekillendirmeye çalışan ateist ve deistlerin sebep olduğu dünya ortada…

Bakıyorsunuz bir ülke açlık ile mücadele ediyorken, başka bir ülke obezite ile mücadele ediyor… Oysa sorun ne açlık, ne de obezite… Sorun insanın cimriliği, hırsı

De ki: “Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcamaktan korkarak tutardınız.” Gerçekten insan çok cimridir!” İsra suresi ;100

Birileri kendi halkına refah sağlamak adına, başka bir ülkeyi yangın yerine dönüştürebiliyor… (Zengin alt yapı kaynaklarını sömürme hırsı yüzünden zalimleşiyor)

   “Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.” Mearic suresi ,19

    “Gerçekten insan zalim ve nankördür.” İbrahim suresi; 34

Sizinle birkaç örnek daha paylaşmak istiyorum… Örneklerin sonunda çıkan sonucun şaşırtıcı olduğunu düşünüyorum…

Sebzelere hormon bulaştıranlar aklı başında bilim adamları

Dünyayı beton yığınına çeviren mimar ve inşaat mühendisleri…

Havayı kirleten büyük sanayi kuruluşlarını yöneten işadamları…

Ozon tabakasının incelmesine sebep olan “kimyasalları” üreten bilim adamları

Denizleri benzine bulayan tankerleri inşa eden gemi mühendisleri

Nükleer bomba üreten bilim adamları…

Biyolojik silah olarak laboratuarlarda bulaşıcı hastalık üreten bilim adamları

Havadan tek bir bomba ile binlerce insanı (kadın, çocuk, masum ayırt etmeden) öldüren uçakları üreten uçak mühendisleri

İnsanların bilgisi olmadan bütün mahrem bilgilerine ulaşacak teknolojiyi bulan da bilim adamları…

Dikkat edin…

Dünyada geri dönülemez yıkımlar yapanlar, “eğitim seviyesi yüksek” olan kişiler…

Bu noktada önemli olan soru şu…

Bu insanlar “akılları” ile mi; yoksa “dünya ile ilgili hırsları,korkuları” ile mi hareket ediyorlar.

Bilim adamları  yaptıklarının “kötü “ olduğunu “aklediyor”… Ancak onların “ama “ ile başlayan cümleleri; “korkuları, hırsları, arzuları” var…

Bu sonuç ile Allah’ın  yüz elliye yakın ayette insanlara “aklı kullanmaya” davet etmesini birlikte düşünün…

 “İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.” İbrahim suresi ;52

İyi insanın şu mantıkla hareket etmesi gerekir…

“Bu dünyada insanın kötülük yapmasının önüne nasıl geçilir ? Ben ne yapabilirim ?”

-İnsanların kötülüğünün nedeni, akılsız olmaları nedeniyle değil; dünyevi arzuları, korkuları ve hırsı nedeniyle…

– O zaman onlara “dünyevi “ duyguların, aklın önüne geç-me-mesi gerektiğini anlatmak lazım..

-Ateizm ve deizm, insana sadece bu dünyayı vaad eder…  Kişilere “arzularına” göre hareket etme ve sınırsızca yaşama özgürlüğü tanır…

-İslam ise, bu dünyanın geçici olduğunu anlatır…  İnsana “akılla” hareket etmesini öğütler…

Bu sonuca göre “iyi insan” hangi inancı seçmeli?

Eğer senin bu dâvetini kabul etmezlerse, bil ki onlar sadece heva ve heveslerine uymaktadırlar. Hâlbuki Allah tarafından bir delil olmaksızın kendi heva ve hevesine tâbi olandan daha şaşkın ve sapkın kimse olabilir mi? Allah, zulmü kendine meslek edinen kimseleri hidâyet etmez, emellerine ulaştırmaz. Kasas suresi;50

Yazının en başında verdiğim örnekler üzeriden hareket edersek…

Allah’a iman eden bir insan , Malthus gibi “açlık ve sefalet korkusu” ile hareket edip insanlara zulmedemez…

Çünkü şu ayeti bilir…

De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti. En’am suresi; 151”

 

Hitler gibi üstün ırk oluşturmak gibi bir gaye ile de hareket edemez…

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” Hucurat suresi ,13

 

Seküler dünyanın kendisine sınırsızca sunduğu; ben-merkezcilik, hazcılık, paraya tapıcılık, yarını düşünmeden anı yaşama gibi fikirler ile sadece dünyevi bir hayat için de mücadele etmez…

Ey insanlar! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (Şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın!” Fatır suresi; 5…

Bir müslümanın, bir fikrin doğruluğu veya yanlışlığını sorgulamak için Kur’an’a bakması yeterlidir…

Ancak Ateist veya bir deist biri için, bir fikrin “sağlamasını” yapacağı tek şey kendi arzularıdır…

 

                        2.     Ateist ve deistlerin yanılgısı, dinin sadece ahlak demek olduğunu sanmalarıdr… Evet, Ahlak, dinin önemli bir parçasıdır… Ama tamamı değildir…

İnsan diğer varlıklardan farklı olarak, “Mutlak” olana ulaşmak gibi temel bir gereksinim duyar.

Geçmişten günümüze gelen bütün arkeolojik bulgular insanların bazı nesneleri tanrılaştırdığını göstermektedir…

Bu bize insanların dine muhtaç olduğunu gösterir… ( İnsan dua etme, yaratıcıya sığınma, bağlanma, teslim olma, pişmanlıklarında tövbe etme ihtiyacı duyar… )

İnsanların dine muhtaç olması, Tanrı‟nın din gönderecek olmasından dolayı insanları bu ihtiyaç içinde yarattığının kanıtıdır.” (Geniş bilgi için bakınız… Emre Dorman, Deizm eleştirisi )

İnsanın  yeryüzündeki varoluş amacı  sadece yemek, içmek, barınmak, vb. ise, insanın hayvandan farklı yaratılmasına ne gerek vardı? Neden buradayız?

Her şeye sahip olan insanlar neden “mutsuz” oluyor ?

Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. Ra’d suresi 28

Peygamberler ve Allah dostlarının yaşamı yukarıda paylaştığım ayete örnektir..

İntihar eden peygamber örneği yoktur… Onlar toplum tarafından dışlanma, hakir görülme, fakirlik, hastalık, yakınlarının ölüm acısı, haksız yere hapiste tutulma gibi birçok zorluğu yaşamış , bu zorlukları hep Allah’a sığınarak atlatmışlardır…

 ” İnsanlar onlara: “Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun.” dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir“. Al-i İmran suresi ;173

  ” Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler. Yunus suresi ;2

Ateizm ve deizm gibi inançlar, insanın hayattaki “anlam arayışına” cevap veremezler… Tanrı ile bağı kesilen insan, her şeye sahip olmanın verdiği bolluğa rağmen yaşamaktan zevk alamaz… Yalnızlaşır, kendine bile yabancılaşır…

Ruhu öldürmek, cismi öldürmekten daha büyük bir cinayettir.” (Gerhart Hauptmann)

Ateist ve deistler; Tanrı ile insanın bağını keserek hem kendilerine, hem de başkalarının inançsızlığına sebep oldukları ölçüde başkalarına zulmetmiş olurlar…

                        “Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar.” Yunus suresi; 44

                       ” Ancak kendilerine, ruhlarını alacak meleklerin gelmesini veya Rabbinin azab emrinin (kıyametin) gelip çatmasını bekliyorlar! Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmetmişlerdi.” Nahl suresi ;33

                       “Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise iman edip sadece Rablerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. “Şura suresi;36

 

                      3.  İslam, evrenseldir…

Ateist ve deistler inandıkları bir kitap olmadığı için “evrensel” doğru anlayışı ürete-mez-ler…

Örneğin “Ahlak nedir” sorusunun her ateist ve deist için tanımı farklıdır… Birine ahlaklı gelen, diğerine ahlaksızlık gibi gelebilir…

Oysa birisine “ahlaksız” demek çok ciddi bir iddiadır… Bunu diyebilmeniz için iddianızı, “ülkeden ülkeye, toplumdan topluma, seneler için de değişmeyecek” sağlam bir temele dayandırmanız lazım

Mesela bir ateistin geçmişte ahlaksız dediği adam, değişen değer yargıları ile birlikte ahlaklıya dönüşmüş ise, geçmişte o adama haksızlık, zalimlik yapılmış demektir…

Eğer tam tersi olmuşsa sonuç yine aynıdır…

Demek ki evrensel bir ahlak anlayışının üretile-me-mesi “adaletsizliğe” sebep oluyor…

Dünyanın genelinde “adaletsizliğe” sebep olan ahlak anlayışına inanmak, “iyi insanın” özelliği olabilir mi…

 

                  4.    İnsanoğlu; kendisine zarar vermeyen, faydası dokunan her insanı“iyi insan” olarak tanımlar…

Oysa;

“Fitne…

Kibir…

Haset…

Kıskançlık…

Nefret…

Şehvet..

Yalan…

Öfke…

Menfaatçilik…

Negatif düşünerek, yaşadığı alana huzursuzluk yayma…

Hayvana, bitkiye zarar verme…

Korku yayma… ”

Bu duygulardan tamamen arınmış bir insan yoktur..

“Bir iyi gün dostu, işler kötüye gittiğinde hiç de tanıdığımızı sandığımız kişi gibi davranmayabilir. Stres, iyiliğin testidir” der Scoot Peck Kötülüğün psikolojisi kitabında..

Bu cümle bize şu soruyu düşündürür…

“İyi insan” olarak tanımladığımız insan, şartlar değiştiğinde de aynı kişi olarak kalacak mı?

Korku, stres, açlık, hastalık halinde; menfaatlerine dokunulduğunda, işin içine para girdiğinde, mevki sahibi olduğunda tanıdığımızı sandığımız kişi olarak kalacak mı?

Bilemeyiz…

                           “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” Bakara suresi; 177

                          “Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.” Al-i İmran suresi ;134

İnsana dair bilemediğimiz çok şey var…

En yakın arkadaşımızın kıskanç, hırslı, haset dolu biri olup olmadığını kendini ele vermediği sürece bilemeyiz…

Bir düşüncenin hangi noktada “fitneye” , “zulme” dönüştüğünü bilemeyiz…

En basitinden insanlar tarafından sevilme sebebimizi dahi bilemeyiz… “seni seviyorum” denilmesi bu sebeple yetmez bize, nedenini de sorgularız…

Bir insanın bilinçaltında hangi düşüncelerin yattığını, yanımızda uyusa dahi hangi rüyayı gördüğünü bilemeyiz… Uyandırıp rüyasını sorsak, verdiği cevabın gerçekten rüyasında gördüğü şey olup olmadığını da hiç bir zaman bilemeyiz.

En yakınınız olan insanın dahi aklından geçenleri hiçbir zaman bilemiyorsak, “iyi insan” tanımlamasını nasıl bu kadar kolay yapabiliyoruz ?

Yapabiliyorsak neden kırgınlıklarımız, kızgınlıklarımız bu kadar çok… Neden insana güvenmemiz yıllar sürüyor… ?

Kötülük, iyilik gibi takdir edilen bir davranış olmadığına göre, kötülüğün gizlendiğini hiçbir zaman unutmamalıyız…”Scoot Peck

Yanlış yapmaktan tamamen arınmış melek gibi insan dünyada olmadığı için iyiliğin sınırlarını da insan belirleyemez…

Mutlak iyilik Allah’ın vasfıdır…Bu yüzden doğrunun sınırlarını da Allah belirlemiş ve insanoğluna öğretmiştir…

İslamı reddetmek, doğruları reddetmektir..

Rabbi tarafından apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilmiş de heveslerinin peşine düşmüş kimseler gibi olur mu? Muhammed suresi ;14

Ve bir de şu var…

Mademki ateist ve deistsin… ve “iyi insan”olmak gibi bir derdin var…

O zaman neden ?

– İnsan öldürmeyi, hırsızlığı, zinayı yasaklayan, hiçbir canlıya zulmet-me-meyi emreden,

– İhtiyaç sahibi insanlara, yetimlere, yolda kalmışlara yardım etmeyi, malını ihtiyaç sahipleri ile paylaşmayı öğütleyen,

– Her insanın eşit yaratıldığını , üstünlüğün sadece takva ile olduğunu anlatan

– Ana babaya, akrabaya iyi davranmayı emreden,

– İftiranın, gıybetin, insanların mahremini araştırmanın, gizlice fısıldaşarak konuşmaların çok kötü bir davranış olduğunu anlatan, kul hakkına girmeyin diyen,

– Adaletli, dürüst, merhametli, vefalı,hoşgörülü olunmasını emreden, fesadı bozgunculuğu yasaklayan İslam dinini reddediyorsun?

Neden en iyi insan” örneği olan peygamberlerle dalga geçip, onları aşağılıyorsun…

Hem Kur’an’ın“iyi insan” tanımlamasını kabul et-me-yip,

Hem de “iyi insan” olduğunu neye göre iddia ediyorsun ?

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.  ” Nahl suresi;90

Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” Kasas suresi;77

 

Sonuç;

Ateist veya deist biri ömrü boyunca Allah’ın koyduğu sınırlara göre değil de kendi heva ve hevesine göre hareket etmiş…

Özgür iradesi ile seçme şansını “İslamı reddetmek” ten yana kullanmış… Allah’ın ona bildirdiği sonuçları göze almış…

Okuldaki derslere gelmeyen, öğretmenleri dinlemeyen, bu davranışına devam ederse mezun olamayacağı kendisine sürekli hatırlatılan, ancak yine de sınavların hiç birisine girmeyen bir öğrencinin senenin sonunda “ben bu derslerin hepsini biliyordum beni neden mezun etmediniz demesi” elbette ki mantıklı değildir…

Bu öğrenciye en basitinden şu sorulur…

“Dersleri Biliyorsan, sınava girmeyi neden kabul etmiyorsun…

Sorumluluk alıp sınavlara girmiyorsan; sınıfta kalmayı neden içine sindiremiyorsun…”

Yani…

İslam’ın emrettiği sınırlara uyan “iyi bir insansan”; İslamı neden reddediyorsun…

Ben Allah’ın koyduğu sınırları beğenmiyorum diyorsan, cehenneme gidecek olmana neden şaşıyorsun…

Sınavı reddetmen, sınavın varlığını ortadan kaldırmıyor ki…

 

Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini, iman edip iyi ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı zannettiler? Ne kötü hüküm veriyorlar! “ Casiye suresi 21

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Yazılarım kategorisine gönderildi | 7 yorum

Gazze için dua edelim…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bu yazıyı mutlaka okumalısınız…

 

 

Namaz kılmak gibi bir gündemi olmayan bir kişinin Müslümanlık iddiası ne kadar ciddiye alınabilecek bir iddia olabilir?”

Değerli Erdem Uygan beyefendinin “Kitap ve Hikmet” dergisinde de yayınlanan yazısını mutlaka okumalısınız…

erdemuygan.com

 

 

 

 

Yazılarım kategorisine gönderildi | 2 yorum

Dört Kadınla Evlilik Konusu…

 

Diyelim ki ben dini meselelere hiç meraklı biri değilim… Ancak Kur’an da çok eşlilik ile ilgili ne yazdığını merak ettim… Bu sebeple de çok eşliliğin anlatıldığı söylenen Nisa suresinin 3. ayetini ilk defa okumaya başladım…

Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla (evlenin). İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur..(nisa 3)”

Ayeti sonuna kadar okudum… Şaşırdım… Acaba yanlış mı anladım diye tekrar okudum…

Ayet, “Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız” diye başlıyor…

Üniversite sınavlarında paragraf soruları olur hani… Paragrafın altında  “Bu paragrafın konusu nedir” diye yazılıdır…

Ben de  şunu soruyorum kendime…

Konusu nedir bu ayetin?

Yetimlerin korunması mı? Çok eşlilik mi?

Bir başka soru daha geliyor aklıma…

Bu ayetten şu sonuçlar çıkar mı?

Evlendiğiniz kadın hastalanırsa, ya da çocuk doğuramazsa, nefsiniz çok eşliliği ister ise, iki üç dört kadın alın gibi…

Başa dönüp tekrar okuyorum ayeti…

Çok eşliliğe çıkan bir anlam bir türlü bulamıyorum…

Konu ilginç bir hal almaya başlıyor benim için… Acaba diyorum, ayeti bir önceki ve bir sonraki ayetlerden bağımsız düşündüm ondan mı yanlış anladım ?

Konumuza delil olan, Nisa suresini 3. Ayeti…

Bu endişemi giderebilmek ve konuyu daha net anlayabilmek için Nisa suresini baştan okumaya karar veriyorum…

Rahman ve Rahim (olan) Allahın adıyla

1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adınıkullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.

2. Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır.

3.Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla (evlenin). İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur..

 4. Kadınlara mehirlerini  gönül rızası ile verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin. 

5. Allah’ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere  vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

6. Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri(gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.

7. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.

8. (Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.

9. Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne olur) diye korkacak olanlar (yetimlere haksızlık etmekten) korkup titresinler; Allah’tan sakınsınlar ve doğru söz siöylesinler.

10. Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir. Nisa suresi;1-10) (Sure uzun olduğu için sadece ilk on ayeti paylaştım sizinle)

Sizinde gözlemlediğiniz gibi; ayetin konusu çok evlilik hukunu değil, yetimlerin hukukunu düzenliyor…

Ayetin indiği dönemde savaşlar yaşanıyordu…

Savaşların sonucunu anlayabilirsek ayetin ne demek istediğini de daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum… Bu noktada iki örnek paylaşmak istiyorum sizlerle…

  1. Massachusetts Teknoloji Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin internet sayfasına göre işgal sürecince eşlerini kaybeden 86 bin kadın Irak Hükümeti’nden mali destek alıyor. Dul kalan her kadının hükümet desteği almadığı düşünüldüğünde, eşini kaybeden kadınların daha fazla olduğu tahmin ediliyor. İşgal süresince 4.5 milyon çocuk ise yetim kaldı ve bunların 600 bin’i sokakta yaşıyor. ABD’nin Irak işgalinin insani maliyeti konusunda çalışan Brookings Enstitüsü uzmanı Elizabeth Ferris, AA muhabirine yaptığı açıklamada, savaş nedeniyle yerlerinden edilen dul Iraklı kadınların en savunmasız grup olduğunu, sosyal çevreleri ve aileleri olmadan iş bulup geçinmelerinin çok zor olduğunu ifade etti. www.habervaktim.com

2.   2. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’da kadınların nüfusu erkeklerden 7.300.000 daha fazla idi ve bunların 3 milyonu da duldu. Nitekim savaş sonrasında buna bir çare bulunamadığı için birçok Alman kadın küçük menfaatler karşılığında müttefik güçlerin kötü emellerine âlet olmak zorunda kalmıştır. 1948 yılında Münih’te düzenlenen Uluslararası Gençlik Konferansı’nda, cinsiyet oranlarındaki bu dengesizliğe bir çözüm bulunamaması üzerine katılımcılardan bazılarının poligamiyi (çok evliliği) önermeleri ve bunun konferansın kapanış bildirgesine dâhil edilmesi de dikkat çekicidir.” (Şerif Muhammed, “İslam ve Diğer Geleneklerde Kadın”, Yeni Ümit Dergisi, Sayı: 55)

Savaşlar yaşanırken ve bir toplum ayakta kalma mücadelesi verirken, dul ve yetimler için ne yapılması gerekirdi ?

Soruyorum Allah aşkına…

Ne yapacaklardı…?

Bir kadın, eşinin çok eşliğine nasıl katlanır diye soruyoruz hep… Doğru…

Peki bir kadın, ikinci üçüncü eş olmaya nasıl katlanır?

Ne oluyor da kadınlar kendileri gidip erkeklere evlenme teklif edecek noktaya geliyorlar ?

Yargılamadan önce, anlamaya çalışmamız ve şunu sorgulamamız lazım…

İnsani olan hangisidir ?

Ve bu noktada Nisa suresinin 3. Ayetinin şu yorumu anlaşılır gelir bana…

“-Evet, eğer o yetimler hakkında [sosyal] adaleti yerine getiremeyeceğinizden [yani onların canlarını, mallarını, ırzlarını ve her türlü insani yaşam standartlarını koruyamayacağınızdan] korkarsanız, o zaman [halinize/ durumunuza uygun bir şekilde, önceliği onlara vermek suretiyle] sizlere helal olan o [kimsesiz, çaresiz, dul ve yetim] kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayınız [ve böylece onları kendi himayenize alınız; onları çaresizlikten, kimsesizlikten, perişanlıktan kurtarıp insanca yaşayabilecekleri bir aile ortamına kavuşturunuz]; ama eğer, [o evlendiğiniz] kadınlar arasında adaletli davranamayacağınızdan [yani evlilik hukukundan doğan haklarını tam olarak koruyup, onlara gerektiği gibi bakamayacağınızdan, insanca yaşayabilecekleri bir ortam sağlayamayacağınızdan] korkarsanız, o taktirde [hiç olmazsa onlardan] bir tek hanımla nikahlanınız/ evleniniz yahut sağ elinizin sahip olduğu [yani İslam toplumunun egemenliği altında bulunan diğer bir çaresiz kesim olan cariyelerden yani savaş esiri olarak İslam toplumunun egemenliği altında bulunan kadın esirlerden] alınız/ nikahlayınız!.. İşte bu [yöntem; hak, adalet ve insaf ölçüsünden] sapmamaya en yakın/ uygun olan yöntemdir!..”

Biz, nisa suresinin 3 ayetine “kadın” ya da “erkek” gözüyle bakıyoruz… Ayetin içinde          ol-ma-yan kıskançlık , şehvet gibi konuları ayete dahil etiğimiz için ayeti anlamakta zorlanıyoruz…

Ve en önemlisi bir başka ayeti görmezden geliyoruz…

 “Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; öyle ise  birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.Nisa suresi 129

Şimdi… 

1. “Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız,… kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın…

2. “Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla     ……… evlenin. Nisa suresi 3.

3.“Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında  adil davranmaya güç yetiremezsinizNisa suresi 129

Kur’an-ı Kerim akıl sahipleri için bir öğüttür biliyorsunuz…

Şimdi “akıl sahiplerine” sormak isterim…

Çok eşlilik ile ilgili ayetin yetimlerin haklarının korunması konusunda olduğunu düşünürsek, Allah’ın adalete verdiği önemi kavrayan birinin nasıl davranması, nasıl bir sonuç çıkartması gerekir ?

Bir de şu konu var…

Ateistler ve deistler ne iddia ediyorlardı…

Kur’an-ı Kerim bayanlara hak tanımıyor… Kur’an da erkek bakış açısı hakim…

Oysa erkek bakış açısı hakim olsa idi, ayetlerin şöyle olması beklenirdi…

-Evlilik, insanın doğasına aykırıdır…

-Tek eşlilik, erkeğin doğasına aykırıdır…

- Çok sevgililik güzeldir…

Kadınlar hangi toplumda yaşarlarsa yaşasınlar, kendilerini güvende hissetmeyi, evlenip yuva kurmayı isterler… Evliliğe yanaşmayan, sorumluluk almak istemeyen taraf erkektir…

Erkekler  “bitti” dediğinde kolayca çekip gidebileceği  bir ilişki yaşamak isterler… Böyle bir ilişki kadın için ilk başta sorun teşkil etmese de, kadının yaşı ilerledikçe (güzelliğini kaybetme korkusu) ve çocuk özlemi arttıkça ilişki çekilmez bir hal alır…

Bu noktada önemli bir diğer nokta şu…

Resmi nikah olmadan, kadın hukuki hak iddia edemiyor… (Örneğin çocuğun velayeti, nafaka, hak ve borçlar, mülkiyet ilişkileri, miras sorunları gibi …)

O zaman İslamiyet kadına hak tanımıyor  diye İslama saldıran ateist ve deistlerin, resmi nikah yapılmadan kadın ve erkeğin birlikte yaşaması fikrine karşı olması beklenir…

Ancak forumlardan da görüyoruz ki bunu “modern” lik olarak yorumluyorlar…

Kadının en doğal haklarını alamadığı, hukuken tanınmadığı bir düşünce modern olabilir mi?

Kadına değer verdiği düşünülebilir mi ?

Sonuç olarak ayetleri inkar edenler;  karşımıza ahlaklı, adaletli, mantıklı bir anlayış getiremiyor…

 “Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir.” Araf 189

Kur’anı kerim açısından bakarsak kadın “” dir… Huzurun tamamlayıcı tarafıdır…

Ayetleri yok sayan  bakış açısından bakarsak kadın, “gönül eğlencesi” dir…

Kur’an-ı Kerim, kadına değer verir…

Erkeğe şunu emreder…

Bir kadınla birlikte olmak istiyorsan, sorumluluk  alacaksın…

Evleneceksin, evlendiğini topluma duyuracaksın,  mehir vereceksin, eşinin geçimini sağlayacaksın, adaletli davranacaksın, güzellikle geçineceksin, koruyup kollayacaksın, çocuğun doğduğunda ona babalık yapacaksın, mirasından pay vereceksin…

Eğer evlenirde bunları yapmaz isen, vebalini ödersin…

Sorumluluk almak istemiyorum,  evlenmeyi düşünmüyorum mu diyorsun ?

O zaman kimsenin günahına girmeyeceksin… Sabredeceksin

Şimdi söyleyin bakalım…

Erkek bakış açısı mı hakimmiş Kur’an-ı Kerim de ?

 

 

ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Yazılarım kategorisine gönderildi | 3 yorum

İki Kadının Şahitliği konusu…

Bu galeri 1 fotoğraf içeriyor.

  Öncelikle  konumuz ile ilgili ayeti hatırlayalım… Ey iman etmiş olanlar! Belirlenmiş bir vakte kadar [her ne şekilde olursa olsun, içinde borç bulunan] bir muamele ile birbirinize borçlandığınız zaman, onu [hukuki bağlayıcılığı olacak bir şekilde] hemen yazınız!.. Aranızda [güvenilir] bir … Okumaya devam et

Daha çok galeri | Yorum bırakın

YETTİ artık….

Aşağıdaki ayete inanıyorsanız, bu kitaba iman ediyorsanız; buna uygun davranın…

Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.
Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin
gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?
İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi
çok kabul edendir, çok merhamet edendir. Hucurat suesi;12

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Düşünenler için…

 

Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Mücadele suresi 22…

 

 

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Cahiliye şiiri ve Kur’an

  “Kur’an ın kaynağı vahiy değildi… Peygamber, cahiliye şiirlerinden esinlendi” iddialarına cevap vermiş Caner Taslaman … “Cahiliye şiirleri” diye bize sunulan şiirler, gerçekten de cahiliye dönemine mi ait ? Değerli hocamın Keyifle okuduğum yazısından küçük bir alıntı… ” Cahiliye şiirleri” putperest dönemde yazıldığı için bu şiirlerden beklenen … Okumaya devam et

Daha çok galeri | Yorum bırakın

Göz kapaklarının ardından kaç…

 

Daha çok galeri | Yorum bırakın

Twitter hesabımı neden kapattım…

  Açtığım hesaptan önce “deist” birkaç kişi ile yazıştım… “Deist olmak mantıklı mıdır” yazımı paylaştım onlarla… İçlerinden biri “ya inan kendi inancıma senin kadar kafa yormadım” diye geri döndü… “Bunu anladığım için yazımı sizinle paylaştım zaten” dedim… Sonuç… ? En … Okumaya devam et

Daha çok galeri | 1 yorum